ORTADOĞUDA YENİDEN GÜÇ DENGELERİ: ABD – İRAN YAKINLAŞMASI.

@BlentFelekolu1

Amerika da yönetim değişmesi ile birlikte, dünya çapında popülist yönelimlerin ve yönetim biçimlerinin kendilerini tehlikede hissedeceği bir hava esmeye başladı. 11 Eylül saldırıları ile Amerika’nın ve finans kapitalin dünya düzeni argümanı olan terörizm üzerinden basınç ve meşruluk siyaseti, medeniyetler çatışması tezi miladını İŞİD yenilgisi ile başka bir evreye yönelme eğiliminde. Bu yönelimin düşünsel ve felsefi kodları dünya siyasetinde yol almış vaziyette. ABD Trump popülizminin sonu köle tüccarlarının heykellerinin yıkılması ile başladı. Amerika da George Floyd’un “Nefes Alamıyorum” çığlığı Amerika da nefes alamayan ırkçılık karşıtı demokratik kitleyi harekete geçirdi. Joe Biden’in seçilmesi bu demokratik kalkışın sonucu olarak açığa çıktı. Bunun öncesinde Amerika’nın Suriye de İŞİD’e karşı Kürt ve Arap halklarıyla Suriye Demokratik Güçlerine desteği Ortadoğu da Afganistan ve Irak süreçlerinde ki itibar yitimini tölere eder bir pozisyon doğurdu. Bugün İŞİD’e karşı varlığı Trump popülizminin yenilgisi ile güçlü meşruluk alanı yaratmış durumda. Bu meşruluk alanı Kapitalizmin kendini yeniden yorumlama kanallarında da rahatlama doğurduğunu söyleyebiliriz. Travmatik popülist yaklaşımların bir diğer çöküşünü robotik Elon Musk ve Türkiye de çok popüler olan rahibi Yuval Hariri’nin teorik itibar kaybı ile de göreceğiz. Öbür yandan Ortadoğu’nun sürekli hamisi İngiliz finans kapitali işçi hareketlerinin demokratik direnci ile Ortadoğu da izlediği tarihsel kodların değişim emarelerini vermiş bulunmakta. Avrupa da buna ikna olmayan ya da pay alanını sıkı tutmak isteyen Almanya direncini devam ettiriyor. Şöyle ki dünya halklarını sürekli komplo teorileri ile algı üretip popülizm doğuran, mesih bekleten süreç frenleme aşamasına gelmek zorunda kalmıştır.

Türkiye son 19 yılını komplo teorileri ile popülist iktidar besleyen ideolojik formasyona kurban vermiştir. Balon stratejiye inanmış yazar, çizer kısmı da sürekli popülizmi onulmaz kof bir özgüvenle beslemektedir. İran’ın Amerika karşıtlığı ile iç muhalefeti konsolide etme yöntemini, bağımsızlık sosu ile pazara sürmektedir. 12 Eylül de bağımsızlık direnci gösteren gençliğini zindanlarda çürütmüş, ipe götürmüş bir profilden bahsediyoruz. Lakin bu söylem en küçük iktidar ortağı ile hamasete çoktandır dönmüş vaziyette. İçerisinde yoğun ırkçılık, devşirme hakim ideoloji barındıran, devri geçmiş siyasetin gidecek kapısı yoktur. Son on yıllık dış politikası sürekli sınır genişletme siyaseti olan ideoloji formasyonun başarı oranı çok zayıf olmakla birlikte, ideolojik yerleşim alanı zayıftır. Bu durumu İngiltere’den başlayarak, Amerika ve Avrupa’nın önemli bir yoğunluğu görmüş vaziyettedir. Çin hayranlığı kurtarıcı olarak görünse de Çin’in dış savaş geleneği ve yöntemleri farklıdır. Çin ideolojik akışını iç bütünlükten alır. İhracı ise kültür temellidir. Hamaset güçlü geleneği açısından pek mümkün değildir. Rusya’dan beklenti çok olsa da Rusya Ortadoğu da Türkiye yakınlaşmasını merkezine almaz, buna da güvenmez. Türkiye de Gare, Irak ve Şengal operasyonları kendisini zorunlu fark edilme gücünü artırmak için alınmış riskli kararlardır.

Ortadoğu da Amerika’nın yeni siyaset tarzı değişmiştir diyebiliriz. İran ile yakınlaşma mümkün olmaktan çok aşamalı stratejiye kendini evirmiş görünüyor. Yemende Husilerin terör listesine alınmaması, nükleer anlaşmaya geri dönüşte ki diplomatik açıklık, İran dış işleri bakanı Cevad Zarif’in tehditkar çıkışları İran da gelecek seçimlere kadar Amerika düşmanlığı ile girmek istediğini gösteriyor. Fakat İran muhalefetinde Amerika ile ilişkileri yeniden güçlendirmek yönünde bir eğilim hakim. Halk da bu durumdan bıkmış vaziyette. İran da yaz döneminde Amerika’nın da görece desteği ile liberal Ilımlı muhalefetin ezici çoğunluğu ile bir iktidar değişimine tanık olacağız. Paralel olarak İsrail de ve Irak da benzeri bir iktidar değişimi de kaçınılmaz.

Peki bu durum ne ifade ediyor;

1) Suriye ve Irak’ı birbirine bağlayacak çözüme dönük İran’ın daha aktif olduğu siyaset tarzı hakim olacağa benziyor. Kürtlerin aktif ve statülü katılımı ile. Rusya güçlü dengelenmiş olacak. Hazar petrol ve doğalgazın Avrupa geçişi Suriye üzerinden organize bir akışa geçecek. İpek Yolu güvenliği ve Çin faktörü anlaşmalı dengelenmesi muhtemel.

2) Türkiye baypas edilmiş olacak Ortadoğu siyasetinin çözüm odağında Köklere dönen siyaset tarzı hakim olacağa benzemekte. Bu durum Türkiye de de bir değişimin kaçınılmaz olduğunun göstergesi. Türkiye de yoğun siyaset tarzı Amerikan karşıtlığı ile ayakta kalmaya çalışacağa benziyor. Dışa dönük daha fazla askeri saldırı yapmak tehlikeli sonuçlara işaret eder. Türkiye iç siyaseti de de kautik dönüşümlere çok müsait durumda. Artık Nato desteği olsa bile çok koşullu olacağı kesin.

3) İsrail ve Filistin’in iki devletli birleşik çözümünde önemli bir eşiğe gelinmesi meselenin doğası gereği çok mümkün.

4) İran ve Suudi Arabistan arasında Yemen sorunun çözülmesi güçlü gündeme olacak. Bu genel itibar ve meşruluk açısından elzem. Sürece körfez ülkeleri bütünlüklü dahil olmak kaydı ile.

5) Ortadoğu da keskin savaşlar bu dönem için geçerliliğini tamamen yitireceğe benziyor. Statünün politik evrilmeleri kendini açık etmiş vaziyette. Gerisi tehlikeli maceralar olacaktır.

Bülent Felekoğlu Tarihçi – Yazar

 451 total views,  3 views today

Diğer Yazılar

Aşılamadaki sorun: Halk mı mesafeli, iktidar mı yeterince gayretli değil?

Mustafa Durmuş 30 Temmuz 2021 Sağlık Bakanı Koca’nın Çarşamba günü yaptığı açıklamalara göre; Covid-19 vaka …

2 comments

  1. Yazı genel hatları ile güzel ve yeterli olmakla birlikte, ortadoğunun önemli aktörlerinden biri haline gelmiş/getirilmiş olan Kürdlerin durumuna yeteri kadar değinilmemiş yada es geçilmiştirtir. Özellikle Irak ve Suriyede Kürdlerin önemli ve belirleyici konumu ile Türkiyedeki Linç kampanyaları arasındaki tezatlığa ve Kürdlerin politik sessizliği de es geçilmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir