BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: KOPAN İPLER, ÇÖKÜŞ VE SICAK PATATES!

Ümit ÖZDEMİR / 08.10.2026

@masumlevrek

Saray rejimi yağmayı sınır noktasına kadar götürdüğünde, ortaya çıkan fon soygunu karşısında gözüne ışık tutulmuş tavşana dönüştü. Esasen bütün bu yaşananlar; örgütlü dolandırıcılık olan kapitalizmin en alaturka biçiminin Batı tarafından neden desteklendiğini de ortaya koyuyor. Emperyalizmin kuklası ve infazcısı olarak RP’den Washington koridorlarında Neo-Con’ların eliyle doğurtulan neoliberal İslamcıların yarattığı yıkım, kendilerinin hiç istemediği sonuçlar doğurabilir.

2002’den bu yana çok net bir biçimde kurulan soygun ve yağma düzeni, kendine uygun bürokratların varlığıyla soygun ve yağmanın her türünün denendiği, sağ siyasetin buna göre biçimlendiği bir arena yarattı. Cumhuriyet döneminin bütün fabrikalarının ve işletmelerinin yok pahasına satılmasıyla oluşan devasa üretim boşluğu, ithalat lobilerinin soygunuyla kapatılmaya çalışıldı. Bu dönem; AVM mimarisinin hızla parlatıldığı, kentsel dönüşüm (rantsal bölüşüm) adı altında lüks rezidans yağmasının önünün sonuna kadar açıldığı bir dönemdi. Rant ve talanın dizginsiz büyümesine eşlik eden ithalat lobilerinin vurgunu ve enflasyon soygunu ülkeyi gıda sömürgesi yaparken, inşa edilen sahte CHP muhalefetinin olan biteni izlemesiyle yıkım bütün toplumsal sınıfları içine alacak biçimde genişledi. 2021’de KKM ile orta sınıflardan muazzam bir servet transferiyle gerçekleştirilen çökerme ve anafor, neoliberal kapitalizmin yeni tetikçileri olan islamcıların marifetlerinden biridir. Dayattıkları tüketim toplumu; üretim sahalarının birer ikişer tasfiyesiyle işsizliğin “normalleştiği” sefalet düzeyine geriletilen ücretlerin telafisi için bayram şekeri gibi dağıtılan kredi kartlarıyla pansuman yapıldı. Borçla, utanç içinde yaşamanın normalleştirildiği neoliberal dönemde geçinmek için kırk takla atmak da bir başka “normale” dönüştürüldü.

Yolsuzluk ve yağmanın Norveç, Finlandiya ve Nijerya fonlarını içine alacak kadar genişlemiş olması, neoliberalizmin kobay ülkesi olan Türkiye’nin neden zincirin en zayıf halkası olduğunu kanıtlıyor. Sömürü düzeninin suç ortakları tarafından Norveçlilere sunulan yağma seçenekleri ise esasen işçi sınıfına, emeklilere, okula aç gönderilen öğrencilere ve MESEM’de asgari ücretin üçte biri fiyatına sömürüye maruz bırakılan öğrencilere verilmeyen ücretler ve sosyal yardımlardır. Emekli polis Ali Şekeroğlu’nu intihara sürükleyen sosyal çürüme, YP’li Gökhan Günaydın’ın Meclisteki basın toplantısında okuduğu CİMER’e gönderilen intihar dilekçeleriyle bir furyaya dönüşme riski barındırıyor.

Saray rejiminin yarattığı kör baskı düzeni ve istibdat, intiharları tetikleme potansiyelini içinde barındırıyor. Sosyal çözülme, okullarda artan şiddet olaylarıyla derinleşiyor. Son olarak muhafazakâr yapısıyla bilinen Başakşehir’de Kayaşehir Şeyh İmam Hatip Ortakulu’nda önceki gün 8 öğrenciye düzenlenen bıçaklı saldırı sonucu yaşanan ölüm, sosyal çözülmenin geldiği vahim noktanın kanıtıdır.

Sıcak patates ve debelenme

Bütün bu tablo esasen saray rejiminin fon vurgununu neden örgütlediğini ve neden altında kaldığını büyük bir netlikle ortaya koyuyor. Fonlar üzerinden yağma gerçeği ortaya çıkmasın diye engelledikleri sosyal medya hesaplarından, kapattıkları internet sitelerine kadar fon ve borsa yağması, AKP ve saray rejiminin sıcak patatesine dönüştü. Eline alamadıkları sıcak patatesin üzerine üfledikleri hamaset rüzgarı ve inkar psikolojisiyle karışık Fatma Betül Sayan Kaya’dan yarattıkları günah keçisi çok daha örgütlü ve büyük bir suç örgütünü gizleme çabasından başka bir şey değil. Bütün bunlar alev almış patatesi söndürmeye yetmiyor. Birbiri ardına yapılan “ahlak” ve “siyasi ahlak” tonlu muhafazakâr camiaya seslenen hamasi açıklamalar, çürümenin ideolojik kökenleri hakkında bir fikir veriyor.

(Fon yağmasının örgütlü bir dolandırıcılık ve AKP’nin örgütlediği bir suç olduğunu gösteren Tavır Gazetesi manşeti)

Yanı sıra “nereye kadar giderse gidecek” hamaseti, yeğen Usame’nin Binbin şirketinin fon yağmasına katılmasının ortaya çıkmasıyla boşa düştü. Yağmanın asli faillerinin gizlenmesi adına açık yalanın dozajı biraz daha yükseltiliyor. Yalan kusan saray basını organları ve saray rejimine biat eden Serdar Akinan ile Bahar Feyzan gibi yeni yandaşlar, “çözerse reis çözer” korosuna katılıyorlar. Saray basını yağmadaki AKP’lilerin suçlarını örtbas etmek adına, yağmayı süratle “dış güçlere”, fetöcülere havale eden bir söylemi dolaşıma sokuyor. Tam da bu esnada Norveç emeklilik fonlarının, Finlandiya’dan ve Nijerya’dan bazı foncuların da Türk borsasında battığının ortaya çıkmasıyla açık yalan bir kara komediye dönüşüyor. Öyle ya dış güçler neden kendi paralarını bizim borsamızda batırsınlar ki ? Salak mı bunlar !

Fon soygunuyla halkın bütün değerlerini talan ettikten sonra yüksek perdeden dile getirilen “ahlak” vaazları, hiçbir şeye yaramıyor. Tam bir leşe dönüşen saray rejiminin yaydığı çürüme kokusu; mali büyüklüğü 500 milyar liraya ulaşan bir büyük kaynağın kaçmasına neden oldu. YP muhalefetin oldukça zayıf siyasi önderliği elindeki isim listesini belki de tutsak belediyecilerinin karşılığında koz olarak kullanmaya çalışıyor. Gözünü fonları ve sandığı yağmalayacak kadar karartan saray rejimiyle herhangi bir pazarlık yapılamayacağı ortada.

Olası sonuçlarını şimdiden likidite kriziyle test etmeye başladığımız fon yağması, kumarhane kapitalizminin merkezi borsada pek çok hisse senedini çöpe dönüştürdü bile. Bankaların da fon alıp sattığı düşünüldüğünde fon yağmasının bankaları da zarar ettireceği kesin gibi. Şimdiden 96 milyar dolar gibi devasa bir kaynağı buharlaştıran fon yağmacıları, 6 Şubat depremlerinde 11 kentin bina ve altyapılarını yenileyecek ölçüde bir kaynağı yok ederek, konteynerlerde çile dolduran vatandaşların başını sokacak bir ev bulma hayallerini de yıktılar !

Peş peşe yapılan “sakin olun” minvalindeki açıklamalar, sanki bir işlevi kalmış gibi Meclis araştırma kurulu çağrıları; esasen sıcak patatesi tutamayanların birbirine fırlattıkları bir utanmazlıklar silsilesidir. Sonunda Finansal Kurumlar Birliği Başkanı Ali Emre Ballı’nın kanının dökülmesine, kadar varan bu çelişkiler yumağında ortaya atılan “ödeme planı” yasa tekliflerinin tamamı aslında birer boş gösterendir. Muhtemelen AKP’lilerden gelen tepkileri yatıştırmak adına her şeye zam yaparak fon yağmasına maruz kalan 43 bin kişiyle sınırlı tutulacak geri ödeme planı, fon yağmasının ekonomide ve dış ilişkilerde yaratacağı sorunları örtbas etmeye yetmeyecek. Ortaya çıkan yozlaşma ve çürütme hali oldukça vahim olduğundan, bu çürümenin asli faillerinden MHP’den “arınma” çağrılarının gelmesine de şaşırmayın. MHP geçmişte olduğu gibi yine yanıltmacalı bir sağ söylem kullanıyor. MHP iktidarda olduğu halde herhangi bir sorumluluk üstlenmeyerek, çeteleri barıştırdığı genel merkezinde yaratmış olduğu siyasal yozlaşmanın bedelini ödemeden bu işten sıyrılmak istiyor !

Saray rejiminin sözcülerince dile getirilen “Nereye kadar gidilecekse gidilecek” minvalindeki açıklamalar ve dikkatleri başka yöne çekmek için üç beş hakemin feda edilmesi de çöküşü engelleyemiyor. Üç kuruş parasını enflasyondan korumak için fon yağmasına kaptıranları teskin etmeyen bu açıklamalar; gerçekte saray rejiminin neden inşa edildiğini, siyasi ve ekonomik hedefinin ne olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlarla ortaya koydu: Türkiye’yi yağmalamak!

“Saray rejimi sebep, fon yağması sonuçtur” gibi son derece basit ve akılda kalıcı sloganlar bulmak, saray rejimi kapitalistlerinin ipliğini pazara çıkarmak sosyalist sol için çok önemlidir. Kültürel ve siyasi karşı hegemonyanın kurulmasında, öğrenci yemeklerine yapılan fahiş zamlarla fon yağması arasındaki ilişkiyi açıklamak da çok kıymetlidir. Elbette aç çocuklarına kahvaltılık çalmak zorunda kalan Samsunlu babanın cebinden ve geleceğinden fon soygunuyla çalınanları anlatmak da… Bütün bu soygun ve yağma rejiminin suç ortakları arasında yer alan bürokratların nasıl tayin edildiğini göstermek, suçun siyasi boyutunu açığa çıkarmaktır. Kurulan talan ağının bütün aktörlerinin birbirleriyle olan ilişkiler ağının müsebbibinin saray rejimine göz yuman tekelci sermaye grupları olduğunun ilanı, sol muhalefeti sınıfsal bir eksene oturtacaktır.

Fon vurguncularının birbirleriyle BM toplantısında çektirdikleri fotoğraflarla kanıtlandığı üzere hepsi “işin” içindedirler. Buzdağının görünen kısmının bile pek çok şey anlattığı borsa çöküşü, işten çıkarmaların bahanesi hâline getirilerek emekçi sınıfların geniş işsizliğiyle sonuçlanabilir. Sendikal mücadelenin bu dönemde hiç olmadığı kadar önemli hâle geleceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Çoğu birer istatistik kurumuna dönüşmüş sarı sendikalarla işsizlik kasırgasına karşı koymak imkânsız. Yeni sendikalar, yeni eylem dalgaları ve tabanın söz sahibi olduğu devrimci sendikacılık; burjuvazinin krizi fırsat bilip binlerce emekçiyi sokağa atmasına engel olabilir. İşçiler patronlar olmadan da üretebilirler, ancak sömürü düzeninin suç ortakları sömürüsüz yaşayamazlar. Örnek mi istiyoruz? İşte Kazova direnişi, Alpagut deneyimi ve Yeni Çeltek

Yağmalanan Türkiye’de Sol Seçenek: Borçların Reddi

İplerin kopuşu bir anda olmadı; bütün hakların ve özgürlüklerin budandığı, her şeyin piyasacılık ekseninde belirlendiği, piyasacılık dışında alternatif bir şeyin olmadığı söylemine dayalı bir yanılsamalar evreni yaratıldı. Borç bu yağma rejiminin temel dinamiği, borçlandırılan insan yani homo debticus ile bir tür borç köleliği dayatıldı.

Üniversitesinden medyasına, siyasetinden yayınevine kadar neoliberal piyasacılığa biat etmeyen herkes ve her çevre “hain”, “zındık” ve “dinozor” ilan edilerek sistemden dışlandı. Piyasacılık ve yağma ahlaksızlığının toplumun bütün hücrelerine zerk edilmesi, kapitalizmin örgütlü bir dolandırıcılık olduğu gerçeğini unutturdu. Hatırlatmak zorundayız: Evinin kirasını, apartman aidatını ve üç kuruş emekli maaşını fonlara yem edenler; esasen enflasyon soygunundan kaçarken, yani bir bakıma yağmurdan kaçarken doluya tutulanlardır. Burada kurbanı suçlamaktan çok, buna sebep olan kapkaççı burjuvaziyi hedef aldığımız unutulmasın. Asli fail bellidir; kurban psikolojisinden çıkış için yol nettir: Borçların ödenmesini reddetmek ve Ekvador’un¹ yaptığını yapmak!

Artık bu dışlananların seslerinin çok daha gür olması, çok daha gür çıkması gereken bir evredeyiz. Saray rejiminin sömürü düzenini teşhir etmenin dışında alternatifi söyleme cesareti gün be gün önem kazanıyor. Alternatif; halkın kendi bütçesini, kendi yasasını, kendi iş bölümünü örgütleyebildiği örgütlü sosyalist bir toplumdur. Sadece örgütlü toplumlarda üretenlerin yönettiği, üretimin insan ihtiyaçlarından neşet ettiği bir düzeni görürüz. Bir avuç kapitalistin çıkarı toplumun geneline teşmil edilerek kurulan burjuva hegemonyasında açılacak her çatlak, böyle zamanlarda hayati bir önem taşıyor.

Sözün kısası; aralarında Ekvador Çözümü1 de dâhil pek çok çözüm tartışmaya açılmalı ve bu tartışmalar siyasallaştırılmalıdır. Borçların reddi; borcun bir silah, faizin onun bir mermisi olduğu gerçeğine yapılacak göndermeyle hızla taraftar bulabilir. Yeter ki bu konuda ciddi, tutarlı ve tavizsiz bir tavır takınılsın.

1Ekvador deneyimi öğreticidir: 2008 3. Büyük Depresyonu’nun etkisiyle borçları denetlemek için Uluslararası Borç Denetim Komisyonunu (CAIC) kuran Başkan Correa, 1976-2007 arasında Ekvador’un borçlarının bir analizini uluslararası uzmanlara yaptırdı. Ortaya çıkan rapora göre borçların çoğu aslında sömürü mekanizmasının ve yağmanın bir parçasıydı. Literatüre “tiksindirici” (odious) ve gayrimeşru (illegitimate) borç gibi iki yeni kavram hediye eden bu siyasal tavır, yani borçların reddi sonucunda borç tahvillerinin değeri görülmemiş düzeyde düştü. Piyasadan gizli bir operasyonla Ekvador’un bütün borç senetlerini çok ucuza toplayan yönetim, alacaklılara yeni bir anlaşma teklif etti. Correa ve ekonomi yönetimi; neredeyse %95 oranında değer kaybeden ve çöpe dönüşen borç senetlerinin geri ödeme anlaşmasını kabul ettirdiği alacaklıların 10 milyar dolarlık borcunu yaklaşık 3 milyar dolara indirdi. Halkın rızası olmadan alınan borçların reddedilmesi, böylece Ekvador’un meşru siyasal mücadelesiyle literatüre geçti.

Diğer Yazılar

NEOLİBERAL ANOMİNİN FİLMİ: NAMUSLU

İçinde utanmak kelimesi olmayan yeni bir lisan yarattılar. Oysa biz denizlerin deniz, yağmurların yağmur, aşkların …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir