UNUTULMUŞ YAZILAR: GERÇEĞİ YAZMAK

Sevgi Soysal

(Editörden-Sevgi Soysal’ın bu yazısı, son dönem Politika Gazetesi’nde kaleme aldığı yazıların başında geliyor. Bakmak kitabında derlenen ve önemli bulduğumuz bu yazıları, Sevgi Soysal’ın radyo programcılığıyla başlayan; yazarlıkla devam eden ve sosyalizmde karar kılan olgunlaşma döneminin yüksek verimleri… Soysal, Oscar Wilde’ın “Gerçek nadiren saftır ve asla basit değildir” vecizesinin izinden yürürken, Brechtyen etkilerin sanatında büyük katkısı olduğunu gösteriyor. Okumanız ve paylaşmanız dileğiyle)

Nedir gerçek ? Bir yığın aklı evvelin dillerine pelesenk ettikleri yaveler mi ? Herkesin kendi çıkarına ya da şartlanmasına göre bellediği doğru bildiği şeyler mi ? Değil elbet. Çocuğun sıcağı ve soğuğu tanımasıyla başlayan gerçeklikle tanışma, bir ömrü kapsayan ve çoğu zaman tam bir bilinçle kavranılamayan bir tanışmadır. Zordur bu gerçeğin kavranması, gerçeğin karmaşıklığından değil, gerçeğin kavranmasını engelleyen bir yığın köstekle kuşatılmış olduğumuzdan.

Bir gelmiş ve gelecek bağlantısı içinde, ileriye doğru olarak gerçeği kavramak ve bütün bir yaşamı bu kavrayış doğrultusundaki emeğe dönüştürmek, hayatı gerçekten yaşamaya değer kılan tek şeydir. Gerçeği kavramak havsalalara sığmayacak büyüklükte ve güzellikteki bir oluşumu havsalaya sığdırmak, bir umut gibi duyabilmek, bir insan ufakığındaki sevgi umudu evrensel boyutlara vardırmaktır, gerçeği kavramak. Büyük oluşum içinde ufacıkmış gibi görünen insan yaşamını değerli, kutsal ve büyük kılan bir çabadır, gerçeğe dönüşen emekle emeğe dönüşen gerçek.

Ama güzel, büyük olan, insanların mutluluğuna yönelik olan her şey gibi, gerçek de toplumların her döneminde ilkel, bağnaz ve tutucu güçlerin, çıkarlarına ters düşmüş egemen çevrelerin işlerine gelmeyen bir şeydir. İşte bu yüzden, toplumun her döneminde, yığınların gerçekle tanışması toplumdaki egemen güçlerce engellenmiştir.

Yerleşik düzenden yerleşik değer yargılarına kadar insanlığa belletilmek istenen yaveler, anlaşılmaz ve kavranmaz görünen durumlara ürkütücü, akıl karıştırıcı, gerçek dışı ve gerçek üstü çözümler arayan düşünsel birikim, insanları bir Gülliver gibi bağlayan hayat zorlukları, bu zorlukların aşılmasına yönelecek yerde, azınlığın mutluluğunu temellendirmeye yöneltilen emek ve emeklerinin sonuçlarından ırak (uzak) tutulan yığınlar, işte bütün bunlar insanla gerçek arasına öyle bir yabancılık koyar ki, değil gerçeği kavramak, böyle bir gerçeği kavramak bile anlamsızlaşır.

Çocukluktan beri çevremizi saran ve değişmez sandığımız nice şeyi aileden okula toplumsal çevreden yerleşik değer yargılarına kadar gerçekle aramıza giren bunca şeyi, aşmak zorundayız. Zorundayız, çünkü, anlamsız bu kader anlayışının ağları böyle yırtılacak, hayat ancak böyle güneş gibi ısıtacaktır bizi. Ancak o zaman, büyük bir harekete bir katkısı olan, güneş sisteminin uyumlu bir parçası gibi hissedeceğiz kendimizi.

Ama gerçeği kavramaya yönelmekle bunu gerçekleştirmek arasında aşılması gereken yol uzun ve yorucudur; bir insan ömrünün bütün gücünü içerebilir, hatta karşılığında fiyat olarak hayatımızı isteyebilir; çünkü gerçeğin kavranması, insanın kendi istemindeki çabalar kadar, gerçeğin kavranmasına karşı olan güçleri de gerektirecektir. Kavranması mümkün olan, uğrunda ölmeye bile değer tek zorluktur gerçek.

Ya gerçeği yazmak ? Gelin onun zorluğunu da siz düşünün. Onun için gerçeği yazdığını iddia etmek hiç kolay değil. Evet ama yazarlığı anlamlı kılan tek şeydir, gerçeği yazma çabası, çabası diyorum çünkü gerçeği yazmak öyle oldu bittiye getirilemez. “ben gerçeği yazıyorum” cümlesini söyleyebilecek babayğit, tam bir gerçeklik bilinci içindeyse, bu cümlenin kolay kolay söylenemeyeceğini bilir. Bildiği için de gerçeği yazmak iddiasından çok, gerçeği yazabilme çabasına önem verir.

Gerçeğin büyük ustalarından Brecht “gerçeğin yazılmasında beş zorluk” başlıklı yazısında, gerçeğin yazılması için şunları gerekli görüyor:

      1. Gerçeği yazabilecek cesaret

      2. Gerçeği kavrayabilecek akıl

      3. Gerçeği, elle tutulur bir silaha dönüştürme sanatı.

      4. Bu silahı etkili olanları seçebilmek

      5. Gerçeği yığınlara ulaştırabilmek, yaymak becerisi

Evet 1939 yılında, Paris’te Alman yazarlarını koruma birliğince çıkarılan zeit (yaşadığımız günler) dergisinde yayınlanan bu yazısını Brecht gizlice Hitler Almanya’sına sokuyor. Gerçeğin yazılması, o’nun gözünde, Hitler rejimine yöneltilecek en etkili silahlardan biri çünkü.

Brecht, gerçeği yazmanın beş zorluğunda, birinci yeri cesarete verirken, şöyle diyor: Üstün olmayan ırklardan söz edilirken açlığın, bilgisizliğin ve savaşların bu geri kalmışlığın asıl nedeni olup olmadığını sormak cesaret ister. Ama kendimiz hakkında “yenilen” hakkında gerçeği söylemek de cesaret ister. Bir av gibi kovalananların çoğu, kendi hatalarını kavrama yeteneğini kaybediyorlar, karalanmak en büyük haksızlık gibi görünüyor onlara. Onları kovalayanlar, kovaladıkları için “kötü”ler, kendileriyse “iyi” oldukları için kovalanıyorlarmış gibi. Oysa bu “iyilik” yenilmiş bir iyiliktir. Yenildiğine ezilip, engellendiğine göre zayıf bir iyiliktir, kötü, dayanılmaz, güvenilmez bir iyilik.

İyilerin iyi oldukları için değil, zayıf oldukları için yenildiklerini söylemek de, cesaret ister.

Önümüze çıkan, kendi yarattığımız engellere rağmen çıkan, gerçeğe yan çizemeyeceğimiz için, gerçeği saptırmaya ise gücümüz hiç yetmeyeceği için, yettiğini sansak da kandırılan da yenilen de, sadece kendimiz olacağı için, gerçeği yazmaya uğraşacağız. Ötesi, tatara titiri.

Politika / 11.06.1976

Diğer Yazılar

Yoksulluk

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: APOLOJİST PRAGMATİZM, İSRAİL VE KAYBEDENLER KULÜBÜ

Ümit ÖZDEMİR / 10.09.2026 Neo Osmanlıcılar ile siyonistler arasında Suriye’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan ihtilaflar …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir