Ümit ÖZDEMİR / 17.10.2026

Alpay Nazikioğlu, 1960’larda yükselen orta sınıfın kültür ve siyasette söz sahibi olduğu dönemin önemli bir şarkı sözü yazarı ve bestecisidir. Alpay’ın arayışları, müziğin birden çok türünün denendiği 1960’lı yılların başından 1980’lere kadar uzanan geniş bir zaman diliminde çeşitli özgün denemeler içerir.
Futbolcu olan Alpay’ın ilk 45’liği Norma Mia, Doruk Onatkut ve arkadaşlarının “baskısı” üzerine çıkar. Futbolculuk kariyeri sona eren Alpay, müzik macerasına Tony Dallara’nın hit şarkısı Norma Mia ile atılır. Roll dergisinden öğrenebildiğimiz kadarıyla B yüzünde futbol tezahüratlarının bulunduğu bu ilk plaktaki performansı, Odeon Plak’ın ilgisini çeker. Alpay’ın müzisyenliğe ilk adımı, tesadüflerin ve arkadaş zorlamalarının eseridir.
Dönem arajmanların altın çağıdır. Rock’n Roll dünyayı sallarken, müzik toplumda ortaya çıkan bütün eğilimlerden beslenir. Köyden kente göç eden emeğin müziği türkü ile kentli orta sınıfların müziği caz ve pop kültürel zenginliğin harmonisine dönüşür. Türkiye toplumunda ortaya çıkan Batılılaşma eğilimlerinin yarattığı kütürel ve siyasal talepler geri kalmış Anadolu kentlerinden göç edenlerin dertlerine bigane kalmaz. Tam aksine müzikal arayışlar ve kültürel eğilimler birbirini besleyen iki ırmağı buluşturur. Bu iki ırmak Ruhi Su ustamızın sahne aldığı, müdavimi olduğu As Sanat’ta Tülay German ve Erdem Buri gibi halk müziklerini caz ve pop-rock içinde sentezleyen yetenekli müzisyenlerin emeğinin bir ürünüdür.

Alpay müziğinin belirgin niteliği tam da bu kültürel atmosferin içinde biçimlenir. Türkiye’de pop müziğin Batı kalıplarıyla yapıldığı dönemde Kara Tren, bu yönüyle öncüdür. Ça-ça ritimlerini vokallerle buluşturan Kara Tren yeni bir yol açar.
Alpay Roll’a verdiği röportajda1 “Arkama baktığım zaman utanılacak bir şey yok. Düğünlerde, derneklerde, sünnet düğünlerinde kaç para verirlerse versinler söylemedim” sözleriyle romantik dönemin şövalye ruhu hakkında bir fikir verir. Her şeyin hızla kirlendiği neoliberal çağda, müzisyen güvencesizliğinin konser yasaklamalarına kadar vardığı günümüzde oldukça takdir edilecek bu tutumuyla Alpay, sanatçının belirli bir özgürlük alanı olduğu günlerin de sözcüsüdür. Alpay “Müziğin bir aşk olarak kalması gerekiyor” derken, müziğin henüz endüstri haline gelmediği, iki teyple harikalar yaratılan hücum kayıtların amatörlüğünden beslenen dönemlerin yaratıcılığını dile getirir.
Alpay, romantik şarkılar ve aranjmanlarla başlayan müzikal yolculuğunu, bir Bora Ayanoğlu bestesi olan Fabrika Kızı ile devam ettirir. Alpay’ın sürekli istek alan ve klasikleşen şarkısı Fabrika Kızı, emekçi sorunlarının her yerde tartışıldığı 1970’lerde müzik-toplum ilişkisinin en somut yansımalarından biridir. Fabrika Kızı‘nın sosyalist şarkı sözü yazarı Bora Ayanoğlu, eseri “Baktığınızda Marksizmin bir tarifidir aslında” sözleriyle yorumlar. Fabrika Kızı‘nın bu derece sevilmesi, yine müzik-toplum ilişkisinin gerçekçi estetikle buluşmasının sonucudur. Alpay, şarkısında emekçi bir kadının gündelik sorunlarını;
Fabrikada tütün sarar / sanki kendi içer gibi / sararken de hayal kurar / bütün insanlar gibi
Şarkı sözleriyle dile getirir. Emekçilerin de sıradan insanlar gibi bir duygu dünyasının olduğunun altını çizen Fabrika Kızı, bu içeriği ve hümanist-romantik anlatısıyla, Türkiye pop müzik tarihinin klasikleri arasında yer aldı.
Aynı dönem Ömer Lütfi Akad’ın Diyet filminde yarattığı Hacer karakterinin isyancı tavrı ise, iş kazasında kolunu yitiren eşinin kopan koluyla alın diyetinizi sözüyle bir isyan çığlığına dönüşür. Fabrika Kızı’nın pasif kaderciliği, Hacer ile kurban olma halinden kurtularak isyan eden sınıfsal bir karakere evrilir.
Fabrika Kızı için müzik yazarı Derya Bengi, Alpay müziğinin bir başka öncülük rolünü“Kent yoksulları pop müziğe 1970 yılında ilk defa Bora Ayanoğlu’nun yazdığı Alpay’ın şarkılarla girdi”2 belirlemesiyle anlatır. Aynı dönemdeki Tren şarkısında kente büyük umutlarla göç eden bir genç ile kente yenik düşerek köyünün yolunu tutan bir ihtiyarın yaşadıkları anlatılır. Alpay, fuhuşa sürüklenen kadınları öykülediği Ağa Düşmüş Kadın’da bir hayat kadının dramını ve yabancılaşmasını
“İlk defa zengin bir yaşlı çapkına satılmıştı / sonra bir sürü vefasız kollara atılmıştı / ama şimdi bu kalabalıkta yapayalnızdı / artık aradığı mutluluk masallarda kalmıştı”
Sözleriyle anlattı. Şarkının dramatik etkisi, toplumun görmezden geldiği bu kadınların dertlerini ve yalnızlığını dile getirmesiyle de öncüdür. Pop müzik yoluyla pek ala gerçekçi eserler üretilebileceğini ispatlayan Alpay, yoksulluğun ve eşitsizliğin fuhuşa sürüklediği kadınların açık yaralarını gösterir.
Gerçekçi eserleri arasında yer alan Güven Parkı ile Alpay, güvencesiz gündelikçi kadın emekçilerin yaşantılarını gözler önüne serer. Ankara Güven Parkı’nın az ötesinde iş bekleyen kadınlara yazdığı …Güven Parkı’nda tomurcuklanır / Bu kente Konya Asfaltı’ndan gelir bütün işçi kızları / Balgat’tan çıkıp dolmuşa biner, Güven Parkı’nda Toplanır / Açıksa kısmetleri kimi çamaşıra, kimi temizlikçi diye / bir büyük eve kapılanır hepsi, gündelikçi diye sözleriyle göç halindeki kadın emeğinin, gizli-açık bütün sınıfsal hallerini tasvir eder. Yıllar sonra Grup Yorum’un
Güvenpark’ta bir anıt var / yamru yumru kara taştan / yazıyor ki o anıtta / övün, çalış, güven ey Türk / övünsekte güvensek de çalışsak da olmuyor ki / Türklükleriyle övünüyor / açlık Türkü bilmiyor ki
Sözleriyle adeta nazire yaptığı bu duruş, güvencesiz mülksüzleştirilmiş kadın emekçilerin durumlarında on yıllar geçse de pek de bir şey değişmediğinin somut, müzikal bir kanıtıydı.
Devrimci müzik değil, müzikte devrim ve ilk ürün: Güven Park!
Dönem devrimci müzik tartışmalarının yoğun olarak sürdürüldüğü bir vasattır. Bu tartışmaların muhataplarından biri olarak Hey dergisinin Alpay’a yönelttiği soruya cevaben söylediği “Devrimci müzik yerine müzikte devrim yapalım” çıkışı dönemin manşetlerini süsler. Alpay’ın “müzikte devrim”den kastı, Anadolu Pop’tan Anadolu Rock’a geçiş kapısı sayılan Dağlar Engel Oldu albümüdür. 1974 yılında Müjdat Akgün ile birlikte imza attığı; “Yeter Allahım” ve “Dağlar Engel Oldu” şarkılarının yer aldığı bu albüm, dönemin hakim eğilimlerini, yani klasik halk müziği enstrümanları ile rock müzik enstrümanlarının sentezini yetkinlikle yansıtıyordu.
Diskotür döneminin simge çalışmalarından biri olan Dağlar Engel Oldu ile yeni bir tür deneyen Alpay, burada durmayacağını gösterir ve Müjdat Akgün ile birlikte Türkiye’nin ilk rock opera denemesi olduğu iddia edilen Güven Park eserine imza atar. 11 dakika süren parça, Can Arpaç’ın bir şiirinden Müjdat Akgün tarafından bestelenmişti. Müzik eleştirmeni Aptülika’nın getirdiği yorumla; saf bir rock operadan ziyade “rock opera tandanslı, konsept bir Anadolu Rock” eseri olan Güven Park, köyden kente göç ve kent yoksulluğu temalarını işlemesiyle toplumsal gerçekçi son derece güçlü bir arka plana sahipti. Ne var ki Güven Park, sanatçının ticari başarısı yüksek Ayrılık Rüzgarı gibi albümlerinin aksine, dönemi itibarıyla hak ettiği ilgiyi göremeyerek Alpay diskografisinin en az satan ama sanatsal bakımdan en cesur albümlerinden biri olarak kayıtlara geçer.

Alpay Roll’a verdiği röportajda “Güven Parkı için bana göre çok güzeldi o plak, ama Türkiye’de dinlenen müziğin çok ilerisindeydi.” sözleriyle eserin anlaşılamama riskine işaret eder. Oysa anlatılan çok basit ve yalın bir gerçektir. Gecekondulardan gündelik ekmeğini kazanmak için kent merkezlerine inen kadınlar iş ve aş talep etmektedir. Kenti üreten emeğin, güvencesizlerin derdini müziğine yansıtan bir idrak ve kavrayış; Alpay’ın sadece romantik şarkılarla kendini sınırlamadığının, müzisyenliğinin toplumdan beslenen bir yanı olduğunun da kanıtıdır. Güven Parkı Aptülika’nın Youtube videosunda öne sürdüğü üzere ilk Rock operadır.
Gezi İsyanı sırasında katledilen kaynak işçisi Ethem Sarısülük için yazdığı Ethem’in Sessiz Çığlığı adlı şarkısı, Alpay’ın 70’lerdeki politik şarkılarına geri döndüğünü gösterir. Ankara’nın orta yerinde kameraların önünde polis Ahmet Şahbaz tarafından başından vurularak öldürülen Ethem, Gezi isyanına proleter rengini veren en önemli unsurlardan biriydi. Şarkıda
“beklemekle geçmişti ömrüm / yeni bir bekleyiş var uykumda / rüyalarım andımızı fısıldıyor / ruhum neşeli, bedenim sıcak, dağılmadan duruyor”
Sözleriyle Ethem Sarısülük şahsında şanlı gezi isyanına saygı duruşunda bulunur. Müzik kariyerinin 50. Yılında verdiği bir konser sırasında sahnede Deniz Gezmiş, Yuduf Aslan, Hüseyin İnan ve Berkin Elvan’ın fotoğraflarını gösterdikte sonra, “sıradaki şarkım, devlet tarafından zalimce katledilen bu güzel insanlara gelsin” dedi. Bu sözleri nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Alpay Birgün’e “Ben sanatçıyım her sanatçı haksızlığa uğrayanların, ezilenlerin yanında olmak zorunda. Ben şarkıyı ithaf ettiğimde salondakiler ayakta alkışladılar. Gezmiş ve arkadaşlarına, Berkin Elvan’a şarkı ithaf etmek, Gezi direnişini savunmak terörse ben teröristim. Bunu her yerde söylerim” sözleriyle duruşunu gösterir.
Şarkılarıyla büyüdüğümüz Alpay, ardında büyük bir müzik külliyatı bırakıp bu dünyadan göçerken yaşamı ve eserleriyle müzik sanatının, içinde yaşanan toplumsal dokunun bir ürünü olduğunu gösterdi. Birden çok türü (aranjman, pop-rock, Anadolu Pop) deneyen Alpay, bu diskografisiyle çok sesliliği ve müziğin dar kalıplara hapsedilmemesi gerektiğini anlatmaya çalıştı. Eylül’de Gel adlı romantik kreşendosundaki
ağaçlar sevinçten başımıza / konfeti gibi yaprak dökecekler
Şarkı sözlerinde olduğu gibi hüzünle karışık sevinci dile getirdi. Hayatın ta kendisi olan hüzünlü sevinç sanırım en çok ona yakışıyordu…
1Roll Dergi, Sayı 73, sayfa 60
2Derya Bengi, 70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük: “Görecek Günler Var Daha”, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı, 2023, s.120.
YazıPortal Resmi İnternet Sayfasıdır