PARA

Editörden: Bilimsel sosyalizmin kurucularından Karl Marx’ın bu makalesi, kapitalist toplumda paranın işlevini gözler önüne sermekle kalmıyor; paranın yabancılaştırıcı etkisini ve toplumsal ilişkilerdeki belirleyici rolünü kanıtlıyor. Marx, edebiyatın içinden bakarak paranın edebiyattaki karşılıklarını da örneğin Goethe ve Shakespeare gibi edebi fenomenlerin para üzerine fikirlerini felsefi tartışma metnine ilave ediyor. Karl Marx’ın bu unutulmuş metnini ilginizi çekeceğinizi düşünerek yayınlıyoruz.


[XL] Eğer insanın duyguları, tutkuları vs sadece [dar] anlamda antropolojik fonksiyonlar değil, bilakis gerçek anlamda ontolojik varlık olumlamalarıysa (Wesensbejahung/Naturbejahung) ve kendi nesneleri duyusal olarak kendileri için var olduğu için, bu sayede sadece kendi kendilerini gerçekten olumluyorlarsa, açıktır ki, ( 1) olumlamalarının biçimi, hiçbir suretle aynı değildir, aksine olumlamanın (Bejahung) farklı biçimi varoluşlarının, yani yaşamlarının özgüllüğünü meydana getirir; nesnenin onlar için var olduğu biçim, hazlarının özgül biçimidir; (2) duyusal olumlamanın (sinnliche Bejahung) nesnenin kendi bağımsız biçimiyle dolaysız ortadan kaldınlması (yeme, içme, nesnenin işlenmesi vs) nesnenin olumlanmasıdır; (3) insanın insani olduğu, yani duyguları vs insani olduğu ölçüde, nesnenin bir başkası tarafından olumlanması, yine aynı şekilde onun kendi hazzıdır; (4) hem bütünselliği hem de insaniliği bakımından insani tutkunun insani özü, ancak gelişmiş endüstri, yani özel mülkiyet aracılığıyla gerçekleşir; dolayısıyla insanbilimin (Wissenschaft vom Menschen) bizzat kendisi, insanın pratik öz-etkinliğinin bir ürünüdür; (5) yabancılaşmasından kurtulmuş olan özel mülkiyetin anlamı, hem hazzın hem de etkinliğin nesnesi olarak, insan için asli nesnelerin (wesentlichen Gegenstande) varoluşudur.

Demek ki para, her şeyi satın alma özelliği ve bütün nesnelere sahip olma özelliğiyle mükemmel anlamda nesnedir. Özelliğinin/niteliğinin evrenselliği, varlığınınmutlak kudretidir; bu yüzden her şeye kadirdir… Para, ihtiyaç ile nesne arasındaki,yaşam ile insanın geçim aracı arasındaki araçtır. Ama yaşamımın benim için aracıolduğu şeye, diğer insanların varoluşu da benim için aracılık yapar. Bu, benim için öteki insandır.

“Sen ne diyorsun! Şüphesiz eller ve ayaklar
Baş ve kıç senindir!
Ama yeni zevkine vardığım her şey,
Bu yüzden daha mı az benim oluyor?
Altı aygır satın aldığımda
Onların gücü benim olmuyor mu?
Dörtnala koşuyorum ve hakiki bir erkeğim ben
Sanki yirmi dört ayağım varmışçasına.” 1

Atinalı Timon’da Shakespeare şöyle yazar:


Aman bu ne? Sarı, pırıl pırıl, halis altın!
Yoo, Tanrılar, içim .başka, dileğim başka değil benim.
Ben kök istedim sizden, cömert Tanrılar, kök!

Altının bu kadarı karayı ak, çirkini güzel,
Yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç,2
Korkağı yiğit etmeye yeter de artar bile.
Niçin yaptınız bunu Tanrılar? Nedir zorunuz?
Bilmez olur musunuz ki bununla
Rahipleriniz, kullarınız elinizden alınabilir;
Sapasağlam insanlar ölüm döşeklerine serilebilir.
Bu sarı köle, dinleri yıkar da yapar da;
Cehennemliği cennetlik eder;
İğrenç cüzamlıları sevdirir insana;
Hırsızları başköşelere oturtup
Şanlar, şerefler, alkışlarla senatörler arasına sokar.
Yıpranmış dullara koca bulduran budur;
Hastaneyi, çıbanlı hastaları bile tiksindiren kadına
Gül kokuları sürer, nisan güneşleri getirir bu!
Haydi git, adı batası çamur!
Seni bütün insanlığın ortak orospusu seni!
Sen değil misin millet sürülerini birbirine düşüren?”
Ve daha aşağıda şunları yazar:
uEy sen, tadına doyulmaz, krallar katili,
Oğlu babasından ayıran tatlı sevgili;
En temiz nikah yataklarının parlak kirleticisi;
Ey sen, hep genç, diri kalan, sevilen, üstüne titrenen,
Ateşli Diana’nın koynundaki bembeyaz karları eriten,
Yiğit Mars Tanrı!
Sen ey, en uzlaşmaz şeyleri öpüştüren
Gözle görülür Tanrı!
Sen ey her dilde konuşup, her derdini anlatan!
Sen ey yüreklerin mihenk taşı!
Tut ki kölen olan insanlar başkaldırdılar sana;
Var gücünle öyle birbirine düşür ki onları,
Canavarlar yatağı olsun bütün dünya!”

Para sayesinde benim olan şey, yani paranın satın alabildiği şey, benim, paranın sahibi olan bizzat benim. Paranın gücü ne kadar büyükse, benim gücüm de o kadar büyüktür. Paranın özellikleri, sahibi olarak benim özelliklerim ve özsel güçlerimdir. Yani ne olduğum ve ne yapabileceğim, kesinlikle kişiliğim tarafından belirlenmez. Ben çirkinim ama kendime en güzel kadını satın alabilirim. Dolayısıyla çirkin değilim, çünkü çirkinliğin etkisi, iticiliği, para sayesinde yok edilmiştir. Birey olarak kötürümüm ama para bana yirmi dört ayak sağlar; dolayısıyla kötürüm değilim; ben, kötü, rezil, namussuz, vicdansız ve ruhsuz bir insanım ama para saygıdeğerdir, dolayısıyla sahibi de. Para, en yüce iyeliktir (Gut), dolayısıyla sahibi de iyidir, dahası para, beni namussuz olmaktan uzaklaşma çabasından muaf tutar, dolayısıyla namuslu/şerefli sayılırım; ben, ruhsuzun aptalın tekiyim ama para her şeyin gerçek ruhudur, öyleyse paranın sahibi nasıl ruhsuz olabilir ki? Kaldı ki para sahibi, en akıllı insanları satın alabilir; akıllı insanların üzerinde iktidar sahibi olan, 3 akıllı insanlardan daha akıllı değil midir? Para sayesinde insan yüreğinin özlem duyduğu her şeyi yapmaya muktedir olan ben, bütün insani becerilere sahip değil miyim? Yani benim param, bütün beceriksizlikleriıni (Unvermögen) karşıtına dönüştürmez mi? Şayet beni insani yaşama bağlayan, toplumla, doğayla ve insanlarla bağlantımı kuran paraysa, o zaman para bütün bağların bağı olmuyor mu? Bütün bağları çözüp bağlayamaz mı? Bu nedenden dolayı, evrensel ayrılma aracı değil midir? Gerçek bağlantı aracı (Bindungsmittel), toplumun [kelime okunmuyor] kimyasal gücü olduğu gibi, gerçek bozuk paradır.

Shakespeare, paranın bilhassa iki özelliğini öne çıkarır:

1. Para, bütün insani ve doğal özellikleri karşıtına dönüştüren görülebilir Tanrı(sichtbare Gottheit), şeylerin genel değiştirilmesi (Verwechslung) ve tersyüz
edilmesidir (Verkehrung); o, olanaksızlıkları (Unmöglichkeit) bir araya getirir.
2. İnsanlığın ve halkların harcıalem orospusu ve pezevengidir.

Paranın bütün insani ve doğal niteliklerinin (Qualitiit) değiştirilmesi ve tersyüz edilmesi, olanaksızlıkların bir araya getirilmesi, paranın Tanrısal gücü, insanın yabancılaştuan, dışsallaşan ve kendini yabancılaştıran türünün özünde yatar. Para, insanlığın dışsallaştırılmış kudretidir (Vermögen). İnsan olarak yapamadığım, yani benim bütün bireysel özsel güçlerimin yapamadığı şeyi, para aracılığıyla yapabilirim. Dolayısıyla para, bu özsel güçlerin her birini, aslında olmadığı bir şey haline getirir, yani kendi karşıtına dönüştürür. Eğer camın bir yemeği çekerse veya yolu yaya yürümek için yeterince güçlü olmadığımdan ötürü posta arabasına binmek istersem, para, yemeği ve posta arabasını bana tedarik eder, yani isteklerimi tahayyül olmaktan çıkararak düşünülen, tasavvur edilen ve istenen varoluşlarından duyusal, gerçek varoluşlarına çevirir, tahayyülden yaşama, hayal edilen varlıktan gerçek varlığa dönüştürür. Bu aracı rolünde [para], gerçekten yaratıcı güçtür.

Parası olmayan da ister ama onun isteği benim üzerimde, üçüncü bir şahsın üzerinde, [başkalarının] üzerinde etkisi ve varlığı olmayan, yani benim için gerçekdışı (unwirklich), asılsız (gegenstandslos) kalan tahayyülün salt varlığıdır. Paraya istinat eden etkin istek ile ihtiyaçlarıma, tutkularıma, arzularıma vs istinat eden etkisiz istek arasındaki fark, varlık ile düşünce, içimde var olan salt tahayyül ile benim dışımda benim için varolan gerçek nesne biçimindeki tahayyül arasındaki farktır. Eğer seyahat etmek için param yoksa ihtiyacım da yoktur, yani gerçek ve kendini gerçekleştiren bir seyahat ihtiyacım yoktur. Eğer mesleğim bilimsel araştırma yapmaksa ama bunun için gerekli paraya sahip değilsem, bilimsel araştırmacılık mesleğim, yani etkin ve gerçek bir mesleğim yok demektir. Buna karşın, eğer gerçekte bilimsel araştırma yapmak gibi bir mesleğim yoksa, ancak isteğim ve param varsa, etkin bir mesleğim var demektir. Dışsal, insan olarak insandan ve toplum olarak toplumdan kaynaklanmayan genel araç (Mittel) ve varlık/ güç ( Vermögen) olarak para, tahayyülü gerçekliğe ve gerçekliği salt bir tahayyüle dönüştürürken, aynı şekilde gerçek insani ve doğal özsel güçleri mutlak soyut tahayyüllere ve dolayısıyla kusurlara, ıstırap veren kuruntulara (Hirnsgespinst) dönüştürür. Diğer yandan, yine aynı şekildegerçek kusur ve kuruntuları, gerçekten aciz ve sadece bireyin imgeleminde varolan özsel güçleri, bireyin gerçek özsel güçleri ve kudreti biçimine dönüştürür. Bu tespite göre bile, para, karşıtlarına çevirdiği ve özelliklerine aykırı özellikler iliştirdiği bireyselliklerin/karakterlerin (Individualitiit) genel tersyüz edilmesidir.


Böyle olunca, para, kendileri için varlık olduğunu iddia eden bireye karşı ve toplumsal vs bağlara karşı tersyüz edici bu güç olarak tezahür eder. Sadakati sadakatsizliğe, aşkı nefrete, nefreti aşka, erdemi kusura, kusuru erdeme, köleyi efendiye, efendiyi köleye, budalalığı akla, aklı budalalığa dönüştürür. Mevcut ve kendi kendisini etkin kılan değer kavramı olarak para, her şeyi karıştırıp değiştirdiği için, her şeyin genel karıştırılması ve değiştirilmesidir, yani tersyüz edilmiş dünya (verkehrte Welt), bütün doğal ve insani niteliklerin karıştırılması ve değiştirilmesidir.


Cesareti satın alabilen kişi, korkak olsa bile cesurdur. Para, belirli bir niteliğe,belirli bir şeye, insani özsel güçlere karşı değil, bilakis bütün insani ve doğal maddi dünyaya karşı değiştirildiği için, dolayısıyla -sahibinin bakış açısından- her özelliği her başka özellikle -kendisiyle çelişen özellik ve nesneyle de- değiş tokuş eder; bu, olanaksızlıkların bir araya getirilmesidir, kendisiyle çelişeni öpüşmeye zorlar. Ancak insanı insan olarak ve onun dünyayla ilişkisini insani bir ilişki varsaydığında, sevgiyi sevgiyle, güveni güvenle vs değiş tokuş edebilirsin. Şayet sanattan haz almak istersen, sanat kültürü almış bir insan olmak zorundasın; eğer diğer insanlara söz geçirmek istiyorsan, onlar üzerinde gerçekten ilgi uyandırıcı ve teşvik edici etkisi olan bir insan olmak zorundasın. Senin insanla -ve doğayla- olan her ilişkin, gerçek bireysel yaşamının senin iradenin nesnesine uygun düşen belirli bir ifadesi olmak zorundadır. Karşılık görmeden seversen, yani senin sevgin sevgi olarak karşılıklı sevgiyi yaratmıyorsa, eğer sen yaşamının tezahür etme biçimiyle, seven bir insan olarak kendini sevilen bir insan yapmazsan, senin sevgin güçsüzdür, bir talihsizlik demektir.

ASIL METİN
MEGA, I (iii) 1, s. 29 vd.
MEVCUT ÇEVİRİ
K. Marx, Early Texts, s. 131 vd.
DİGER ÇEVİRİLER
K Marx, Economic and PhilosophicalManuscripts of1844, çev. M. Milligan, Moskova, 1959.
K. Marx, Early Writings, (Der.) T. Bottomore, London, 1963, s. 66 vd.
Writings ofthe YoungMarx on Philosophy and Society, (Der.) Baston ve Gudd.att, s. 284 vd.
K. Marx, Early Writirıgs, (Der.) L. Colletti, Harmondsworth 1974, s. 279 vd.
K. Marx, F. Engels, Collected Works, New York, 1 975, Cilt 3, s. 231 vd.
K. Marx, Early Political Writings, (Der.) J. O’Malley, Caınbridge, 1994, s. 71 vd.
YORUMLAR
H. Adams, Karl Marx in His Earlier Writings, ikinci baskı, Londra, 1965, Bölüm 8.
L. Althusser, Far Marx, Londra, 1970.
C. Arthur, Dialectics ofLabour, Oxford, 1986.
D. Braybrooke, “Diagnosis and Remedy in Marx’s Doctrine of Alienation”, Social Research,
Güz 1968.
L. Colletti, yukarıda alıntılanan baskıya “Giriş:’
M. Cowling, “Marx’s Conceptual Fraınework 1 843-1845′: Studies in Marxism, Cilt 2, 1 995.
D. Depew, “Aristotle’s De Aniına and Marx’s Theory of Man”, Graduate Faculty Philosophy
Journal, New School for Social Research, New York, 1982, s. 133 vd

1Goethe, Faust (Mephisto)

2William Shakespaerae, Timon ofAthens (Atinalı Timon, Çev. Sabahattin Eyüboğlu, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2010)

3Elyazınasında “hat” (sahip olan) yerine “ist” (olan) geçiyor.

Diğer Yazılar

SİRKLERE GİTMEK

Hakan Yurdanur / 23.11.2023 Sirkler “ eğitilmiş hayvanları ve cambazların gösteri yaptıkları kapalı alanlar” demek. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir