DOMUZBAĞI İTTİFAKI

Salih Zeki Tombak /12.03.2023

@tombak_salih

Hüseyin Velioğlu liderliğindeki Hizbullah, 1990’larda, önce Kürt siyasetçileri sokak ortasında öldürerek işe basladı. Takarofla enseden tek kurşunla veya satırla öldürüyor veya özellikle kadınlara asitle saldırıyorlardı. Özel savaş devletinin himayesinden o kadar emindiler ki, Hizbullah’ın Batman’da, Diyarbakır’da ve Adana’daki binaları bile herkesçe biliniyordu.

Gizlileri, saklıları yoktu. Çünkü devlet “PKK’ya karşı mücadele”ye katkı yapıyorlar diye bu terör örgütünün Kürt siyasetçileri, aydınları, gazetecileri, esnaftan insanları, gençleri, öldürmesinden hoşnuttu. Terör örgütü devletin bir kurumu gibi aleniydi.

Tabii tek işleri muhalif Kürt öldürmek değildi. Cihatçı her örgüt gibi, kendilerinden faklı islam anlayışını savunanları tekfir ediyor; kaçırıyor, işkence ediyor, öldürüyor ve oturdukları evlerin zeminine, bahçesine, kömürlüğüne gömüyorlardı. Bu kurban türünün en bilinen isimleri arasında, İslamci Feminist Konca Kuriş ve Zehra Vakfı başkanı İzzettin Yıldırım da vardı.

Örgüt kaçırdığı iş adamlarının malına çöküyor, tahsilatçılık yapıyor, bir mafya örgütü ne halt ediyorsa, Hizbullah da onları yaparak kendisini ve liderlerinin hayatını finanse ediyordu. Nitekim Velioğlu Beykoz’da bir villada öldürüldü.

Velioğlu öldürüldü çünkü örgüt Kürt şehirlerinde cinayet işlemekle, oralarda haraç toplamakla, gaspla, kara para ve benzerleriyle yetinmedi, suç coğrafyasını İstanbul’a kadar, paranin daha bol olduğu yerlere doğru genişletmişti. Medya örgüte yönelik operasyonu “tüyler ürperten”, domuzbağı cinayetlerine, “mezar evlere”, ve benzeri “ayrıntılara” bağladı. Sanki Kürt coğrafyasindaki cinayetleri “şefkat doluydu.” Asıl sorun Kürt sorununa yaklaşımda devletin başka arayışlara ihtiyaç duyması kadar; İstanbul’un yeraltı dünyasının, gene devletin kendilerine taksim ettiği alanlara, paldır küldür dalan bu yeni çeteden duyduğu rahatsızlıktı. Ve devleti asıl harekete geçiren ise, 24 Ocak 2001’de, Diyarbakır’da örgüte yönelik operasyonlar gerçekleştiren Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 korumasının Hizbullah’ın düzenlediği suikast sonucu öldürülmesiydi.

Hizbullah/Devlet ilişkilerini ilk 1992’de haber yapan ve haberin yayınlanmasından 2 gün sonra öldürülen genç gazeteci Halil Gülgen ile açılan parantez, maalesef Gaffar Okkan cinayeti ve örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun 17 Ocak 2000’de öldürülmesiyle kapanmadı.

En az 700 cinayet işlediği belirlenen örgütün 34 üst düzey yöneticisi “uzun tutukluluk” gerekçesiyle 2011’de tahliye edildi ve kayıplara karıştı.

2018’de “AHİM İçtihatları” göz önünde bulundurularak, kendilerini mahkum eden mahkemelerin “asker üyesi” olduğu gerekçesiyle cezaları Yargıtayda oy birliğiyle onanmış, aralarında Gaffar Okkan dahil 91 kişinin öldürülmesinden sorumlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmiş Mehmet Salih Kölge’nin de bulunduğu 400’ün üzerinde Hizbullahçı müseccel katil serbest bırakıldı. Serbest bırakmanın bir gerekçesi de Yargıtay 9. Ceza dairesinde “Fetöcü” üyelerin bulunmasıydı. Mecliste dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, kendisine, “bu uygulamadan faydalanan başka örgütlerin mensupları da var mıdır ?”, sorularına da, kaç Hizbullahçı katilin tahliye edildiği sorusuna da cevap vermemiştir.

Aynı AİHM karar ve içtihatlarının mesela Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’da neden gözönünde bulundurulmadığını soranlara benim cevabım şudur: AKP, 2019 yılı 31 Mart’ında yapılacak yerel seçimlerde artık Hüda Par adını almış olan Hizbullah terör örgütünün bölgede desteğine ihtiyaç duymuş bulunmaktaydı. Böyle bir işbirliği için ömür boyu hapis cezası onanmış askeri kanat sorumlusu Mithat Soysal ve Mehmet Salih Şimşek diğer yüzlerce katille birlikte yerel seçim öncesinde serbest bırakıldı.

Bunları yazdım: Çünkü Hüda Par adlı Hizbullah terör örgütü bugünlerde CUMHUR İTTİFAKINA katıldı. Örgütün destekçilerinin 100-150 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Ve Hüda Par’ın destekçileri zaten AKP’ye oy veren insanlar. Dolayısıyla oyu zaten garanti olan, Hizbullah terör örgütünün devamı bir partiyle İttifak ilişkisine neden ihtiyaç duyuldu?


Bu soru bölgede seçime doğru, seçim esnasında ve sonrasında paramiliter eylemler gerçekleşirse cevabını bulacaktır.

Artık, Hizbullah’ın bütün tarihi boyunca devletle himaye ilişkisi, AKP-MHP rejiminde yeni bir aşamaya taşınmıştır. Rejim her türlü karanlık yapıyla, suç örgütleriyle, Sinan Ateş cinayetinden sonra apaçık görüldüğü üzere cinayet şebekeleriyle ve Hizbullah terör örgütüyle birlikte varolan, suçların soruşturulmasını, cezalandırılmalarını ilgili kurumlarını yasalara aykırı biçımlerde baskı altına alarak, önleme işini üstlenmiş bir odağa dönüşmüştür.

Bu yüzden de bu ülkenin bütün devlet ve siyaset yapılarının arınmaya, temizlenmeye ihtiyacı var. Bunun için tek adam rejimine son verip demokratik bir cumhuriyet inşasına girişmeye şiddetle mecburuz. Halil Gülgen’e ve gerçeğin peşinde koştuğu için başına her türlü karanlık işin geleceğini bilerek gerçeğin bilgisini halka ulaştırmaktan imtina etmeyen özgür basının isimsiz kahramanlarına borcumuzu ancak bunu başararak ödeyebiliriz.

Gazeteci Serdar Akinan’ın Hizbullah-Hüda Par dosyası

Diğer Yazılar

BELGESEL: İŞÇİLERİN HAZİRANI 15-16 HAZİRAN 1970

İşçilerin Haziranı: 15-16 Haziran 1970 Belgeseli, Zafer Aydın’ın aynı adlı kitabından ilhamını alıyor. Yönetmenliğini Cihangir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir