GELECEĞİ ÖNGÖRMEK VE PLANLAMAK: İSTANBUL DEPREMİ SONRASI İÇİN

Doğan Kuban

Doğan Kuban’ın bu yazısını, “Cehaletten Kavramlara, Kavramlardan Kuramlara: Çağdaşlaşma Sancıları” adlı kitabından alıntıladık. Prof. Dr. Doğan Kuban, yaklaşmakta olan İstanbul depremine çözümleri tartıştığı yazısı, aydın sorumluluğunun verimi olarak okunmayı ve tartışılmayı hak ediyor.”

Türk toplumu her gün bir çağdaşlaşma ve uygarlık sınavı ge­çiriyor. Son yıllarda bu sınavların başında, olası bir İstanbul depremine karşı kentin hazırlanması sorunu geldi. Ne hükümet, ne belediye ne de kendilerine buldukları danışmanlar bu sorunun üstesinden gelebildiler. Oysa depreme karşı toplumsal örgütlenme bir uygarlık sınavıdır.

Türkiye sanayisinin %65’ini içeren İstanbul bölgesinde, hem insanlar hem de toplum yaşamı ve ülke ekonomisi için yıkıcı olacak bir İstanbul depremi olasılığına karşı hazırlıklı olmanın boyutları­ nı düşününce insan bunalıma girebilir. Türk toplumu cehaletin ve yeterince çağdaşlaşmamış örgütlenmenin sıkıntısını dünyanın geri kalmışları arasında emekleyerek çekmektedir. Fakat bundan da umutsuz olan, cehaletin vurdumduymazlığıdır. 11 idaresi ve belediyelerin depreme karşı hazırlıklarını işitiyoruz. Fakat doğru amaca yönlendirilmemiş çabalar halka yeterince yardımcı olmayabilir. Başından beri en gerçekçi olmayan karar, bütün binaları sağlamlaştırmaktı. Okul, hastane ve kamu yapıları böyle bir programın konusu olmalıydı. Ama apartman ve konutlar olanaksız hayallerdi. Çünkü bir orta boy betonarme apartmanın güçlendirilmesi, inşaat fiyatının yarısına mal olacak bir masraf gerektiriyor.

Toplumun başına gelecek doğal ya da insan yapısı felaketlere karşı hazırlanması bir uygarlık göstergesidir. Fakat İstanbul’da insanların ikinci planda bırakıldığı düşüncesini uyandıran bir toplumsal bilinçsizlik var. Türkiye’de Kocaeli depreminden bu yana, olası bir Marmara depremine karşı hazırlanmak İstanbul güncesinin sürekli sıcak konularından biri olmasına karşın nedense yapılan hazırlıklann içeriği hemşerilere bilgi olarak aktarılmıyor. Kimse deprem olursa ne yapacağını bilmiyor. Bir İstanbul depremi Türkiye’yi belki de 20 yıl kötürüm bırakacak bir felakettir. Ve kuşkusuz türbandan kat kat önemli sorunlar yaratacaktır Türkiye’nin tarihinde.

Depremin İstanbul’u başımıza yıkmasından önce her İstanbullunun bilincine ulaşmış bazı bilgiler gerekli. Buna deprem terbiyesi diyebiliriz. Alınacak teknik tedbirleri ilgililer hazırlayacaklardır. Örneğin deprem sonrası iletişim merkezi denizde olabilir. Deprem sonrası yardım malzemesi depremin en az etkileyeceği bölgelerdeki mahzenlerde korunabilir. Yapıların sağlamlaştırılmasına da devam edebilirler. Fakat vatandaşın gereksinmesi doğrudan kişiyi ilgilendiren bir eylem programıdır. Bunu bir öneri olarak açıklamadan önce hala tekrar edilip durulan bir konuya değinmek gerek: İstanbul’daki %60’ı kaçak, en az %20’si üstünkörü inşa edilmiş yapıları sağlamlaştırmak olanaksızdır. Kamu kurumlarının milyonlarca yapıyı sağ­lamlaştıracak parasız olamaz. Milyonları evlerinden çıkarmak da olanaksızdır. Halka açılacak kredi de söz konusu olamaz. Konut üretme ekonomisi çabuk getiri, çok kazanç üzerine kuruludur. 6-7 milyon insana ev için uzun vadeli kredi verecek bir kurumlaşma ve kamu felsefesi Türkiye’de yoktur. Bu gözlemlere, kentlileşememiş insanların ortak etkinlik yapmakta zorlanma parametresini de katarsanız, sağlamlaştırma programının ütopik, biraz da ticari boyutu hemen anlaşılacaktır. Nitekim sağlamlaştırma projelerinin şimdiye kadar gerçekleşenlerinin bütün yapı stoku içindeki yüzdesi bu bağlamda açık bir kanıttır. Kaldı ki hiç müdahale edilmemiş büyük kamu hastaneleri ve yapılan var. Gerçi projeler gerçekleşseydi ve biz İstanbul konutlarının yansını bile güçlendirseydik evrensel bir başarı göstermiş olurduk. Ne var ki bu kadar hayale kapılmak olası değildir.

Söylemek acı ama deprem sonrası görüntüsü bir savaş alanından daha kötü olacaktır. Çünkü söz konusu olan 12- 15 milyon nü­fus barındıran bir dev yerleşmedir. On binlerce ölü, yüz binlerce yaralı, yollar genelde kapalı, araçlar çalışmıyor, haberleşme minimum, telefon sistemi çökmüş, su, elektrik kesik, doğalgaz yer yer yangı­ na neden olmuş, yeşil alanlar yanıyor. Müdahale edecek su yok. Hastane ve çarşılar açık değil. Kış ise milyonlarca halk sokakta. Doktor ve ilaç yok. Bir yere kaçmak, hastaneye gitmek olanağı da yok. Ve ortada yağmacılar dolaşıyor. Bu dünyada benzer durumlarda ger­ çekleşen senaryodur.

İş işten geçtikten sonra kara kara düşünecek olanlar, önlem paketlerine önce halkı katmalıdır. Sanal bir depremzede, örneğin şöyle bir sorunu dile getirebilir: “Evim harap, içine giremiyorum, kar yağıyor, cep telefonumla kimseye ulaşamıyorum, bacağım kırık, suyum yok, yiyecekler yıkılan evde fakat içeri giremiyorum, birtakım uğursuz adamlar etrafta dolaşıyor. Sayın sorumlu, beni duy, bana ulaş, bana örtü, su ve ekmek gönder. Kabilse bir de sağlık yardımı ! “ Henüz deprem yok, bu soruları kendi kendimize soruyoruz. Yanı­tını yıllardır devlet ve belediye veremedi. Çünkü depremin derecesini tartışmaktan, depremden sonra ne olacağını kimse düşünmedi. Halk belki başına bir şey gelmeden düşünemiyor. Belediye ve vilayet, ne denli hazırlıklı ve iyi niyetli olursa olsun, insanların ne yapacağını bilmemesi, tedirgin edici bir sorudur. Uygarlık sınavı da asıl buradadır. Gerçekleştirilecek örgütlenme sadece bir çeşittir ve tek insanın deprem sonrası yaşamı ile ilgilidir. Ve her mahallede, semtte, kazada aynı amaçlarla ve aynı örgütlenmenin şimdiye kadar yapılmadıysa şimdi yapılması zorunluluğu, kanımca, vardır.

1 . Herkesin kendi yakın çevresinde bir yardımlaşma ünitesi kurulmalıdır. Her 5-10-15 aile birbirine yardım edecek şekilde bu örgütün içinde olmalıdır. Örneğin, herhangi bir (x) ünitesi, birbirine yakın oturan, birbirlerinden haberli kişilerden oluşur. Cep telefonu ile yürüyerek birbirlerine ulaşırlar. Ve her ünite bir-ilkyardım yeri hazırlar. Bu genelde en elverişli evde olabilir. Birkaç ilaç, fener, mum, battaniye ve belki birkaç şişe su depolar. On evin birinde ilkyardım yapacak biri de bulunabilir. Böyle birinin yetişmesi bile söz konusu olabilir. Bu Taksim Meydanı’nda gaz bombası atmaktan daha uygar bir etkinlik olur. Buna halkı zorlamak gerekir. Çünkü bu bir savaş sonrası tablosudur.

2. 11 idaresi ve belediye depremden etkilenmeyecek bir haber merkezi kurar. Numara bütün ünitelere ve evlere bildirilir. Varsa hemen bildirilmelidir.

3 . Her ünite vilayetin bir yardım ve güvenlik ekibine bağlıdır, cep telefonu ile bağlantı kurulması öngörülür. Güvenlik ekibi, acil yardım, yangın ve soyguna karşı hazırlanır. Nasıl ulaşır insanlara, onu da ilgililer sağlamalı. Kuşkusuz o da bölgeler bazında olacaktır.

Sayın sorumluların asıl yapacakları iş, bu halk örgütlenmesinin gerçekleştirilmesidir. O zaman halk onlara güvenecektir. Depremden sonra herkes ne yapacağını bilecektir. İdareden sağlanacak kı­sa bir yol gösterici bilgi halkı mutlu kılacaktır. Bu basit, fakat ayrıntılı dayanışma, yapılabilecek en etkili uygarlık gösterisidir. Çünkü depremin yok edeceği insanlardan çok, depremden sağ çıkanlar, yaralılar, açlar, hastalar ıstırap çekeceklerdir. İnsanları evlerinden tehlike var diye çıkarmak bir heyelan ya da su baskınında kabil olsa bile, depremde, bütün şehir yıkılmış, ulaşım ve iletişimin olanaksız, halkın çoğunluğunun sokakta olduğu bir zamanda olamaz. Soğuk, uzun sürerse ölümcül olabilir. O zaman hayal bile edilemeyecek durumlar olabilir. İnsanlar kendi kendilerine biraz yardım edebilmelidir. Bunun da yollarını vilayet ve belediyenin halka göstermesi ve önayak olması zorunludur.

Kadere güvenip frenini yaptırmayan bir otomobil sahibi olmaz. İtfaiyesiz bir kent olmaz. Deprem bir kader olabilir, ama büyük bir depremi birkaç ölümle atlatan birJapon kentini kurtaran sadece akıl ve örgütlenmedir. İnsana sevgi ve saygının da sözde değil eylemde görüleceğini yinelemek gerek. Uygarlık da bu tür tümel örgütlenme yeteneği demektir.

Diğer Yazılar

EKİM DEVRİMİ’NİN DÖRDÜNCÜ YILDÖNÜMÜ

Vladimir İlyiç Lenin * Lenin’in 14 Ekim 1921’de yaptığı bu konuşmanın metni daha sonra 18 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir