AHMET DAVUTOĞLU: BİR KİFAYETSİZ MUHTERİSİN PORTRESİ

Ümit ÖZDEMİR / 08.10.2022

@masumlevrek

Davutoğlu isminin Türkiye siyasetine monte edilmesi gerçekte bir Amerikan projesiydi. Amerikan projesi olması nedeniyle ABD dışişleri politikasına yön veren Foreign Policiy dergisinde Erdoğan tarafından tasfiye edilmesinin ardından şunları yazabildi. “Prime Minister Ahmet Davutoğlu was Washington’s behind-the scenes ally in Turkey’s Fight against the Islamic State. Now what happens ?”1

(“Başbakan Ahmet Davutoğlu, Washington’un Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaşında perde arkasındaki müttefikiydi. şimdi ne olacak) Peki gerçek böyle miydi ? Yani Ahmet Davutoğlu, ABD’nin kaos projesinin bir parçası olarak Orta Doğu’da sürdürdüğü savaşta IŞİD’e karşı savaşında “en güvenilir müttefiki” Ahmet Davutoğlu muydu ? Görünen gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı diyen Karl Marx’a atıfla bu yazı, gerçeğin inkarı, bir saptırma ve ABD’nin Büyük Ortadoğu projesindeki teorisyeninin Türkiye’ye verdiği zararları deşifre etmek için kaleme alındı.

ABD’NİN BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİNİN HABERİ VE İLANI

Ahmet Davutoğlu, 23 Nisan 1999’da Yeni Şafak’ta kaleme aldığı yazıda Yeni Osmanlıcılık çizgisinin “teorik hazırlıksızlık ve pragmatik tavır ile jurnalistik bir düzeyde kaldığını” belirterek eleştirir. Davutoğlu, AKP’nin iktidarda kaldığı bütün yıllara damgasını vuracak ve dış politik çizgisini belirleyecek olan Stratejik Derinlik kitabında Yeni Osmanlıcılık ve Tanzimat sonrası Osmanlıcılığı kıyaslar. Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabında öne sürdüğü eleştirisinin merkezinde Tanzimat sonrası modernleşme hareketi yer alır. Tanzimat sonrası modernleşme çabalarını ciddi biçimde eleştiren, bunun toplumu ve devleti İslam kimliğinden kopardığını iddia eden Davutoğlu, Özal’ı da alaycı bir ifadeyle “Tanzimat paşalarına” benzeterek Yeni Osmanlıcılığı reddeder. Davutoğlu’nun bu reddedişin kökenini, Yeni Osmanlıcılar gibi aynı kaynaktan alır. Yeni Osmanlıcılar da Pan İslamist Davutoğlu da tarihsel gerçeği, üretim ilişkilerini ve uluslararası çıkarların ve günün gerçekliğini yadsıyarak aslında eleştirdiği şeyin ta kendisine dönüşür. Davutoğlu’nun öne sürdüğü dış politik çizgi, 2. Abdülhamit döneminde denenmiş ve iflas etmiş İttihad-ı İslam’ın yeniden ihyasıydı. Davutoğlu, Abdülhamit Dönemi’nde izlenen Pan-İslamist siyasetin sömürgeciliğe karşı İslam dünyasında direnişi örgütlediğini iddia eder. Çok kültürlü çok dinli bir Osmanlı toplumu iddiası.

Peki gerçek böyle midir ? Pan İslamizm sömürgeciliğe karşı herhangi bir direniş noktası oluşturabilmiş midir ? Yaşanan tarihsel süreç objektif olarak incelendiğinde böyle olmadığı, hatta Pan İslamizmin tam aksi sonuçlar doğurduğu görülür. 2.Abdülhamit devri Osmanlı İmparatorluğu’nun en çok toprak kaybı yaşadığı, imparatorluğu ayakta tutmak için emperyalistler arasındaki çatışmadan meden umulduğu bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Rusya karşısında yaşanan askeri yenilgiler dolayısıyla İngiliz emperyalizmine sığınan 2.Abdülhamit, denize düşen yılana sarılır ata sözündeki gibi Kıbrıs’ı İngiliz emperyalizmine vermek zorunda kalmıştır. Sadece bu da değil devri istibdatında özgürlük ve anayasal bir rejime geçilmesini isteyen bütün azınlıkların taleplerini boğmakta hiçbir sakınca görmeyen 2.Abdülhamit ve ideolojisi İttihad-ı İslam, parçalanmayı durdurmak şöyle dursun parçalanmanın kapılarını sonuna kadar açmıştır. Osmanlı milletler topluluğunu oluşturan ve eşit bir anayasa ve vergi rejimi talep eden bütün etnik gruplar sırayla istibdata karşı ayaklanır. Ayaklanmalar Slavofil dış politika izleyen Rus çarlığı tarafından da destekleniyordu.

2.Abdülhamit istibdatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’i hapse atabilecek, donanmayı sırf askeri darbe olabilir şüphesiyle limanda çürütebilecek kadar paranoyaktı. Basın üzerinde bir baskı ve sansür aygıtını kurmakla kalmadı aynı zamanda geniş bir casusluk teşkilatıyla baskıyı nefes alınmaz bir düzeye ulaştırdı. Bu baskı aygıtı öyle bir çürümeye yol açtı ki, saraya jurnal taşıyan yani ihbarda bulunan ve buradan geçimini sağlayan asalak tipler türeyebildiler.

Davutoğlu’nun bu tarihi gerçekleri tahribi bunula sınırlı kalmadı. Aynı zamanda gerici AKP ideolojisinin kurucu unsuru oldu. Tarihi romantik yaklaşımla okuyan ve bu yüzden kendisinin kökenini inşa ettiği tarihi-siyasi müktesebatın tümünü olumlu ve vaz geçilmez bir hamasete indirgeyen bu bakış açısı, Türkiye’yi yeniden bir alt emperyalist ülke olarak tahayyül eder. Bu tarihsel fantezinin sonucu Suriye iç savaşında cihadistlerin yanında yer almak fiilen ve elbette Türkiye’ye neo conlar tarafından biçilen BOP Eşbaşkanlığı rolüyle Suriye’nin parçalanmasına göz yummak ve etkileri yıllara yayılacak olan Türkiye’nin toplumsal dokusuna geri dönülmez zararlar verecek olan mülteciler meselesiyle yüzleşmekti. Elbette Suriye meselesinin ırkçılık gibi en gerici ideolojiyi beslemesi, bu gerilimden Zafer Partisi gibi açık ırkçı bir partinin türemesi kaçınılmaz sonuçtu. Sağı parçalaması ve ırkçı bir kutup oluşturması bakımından Zafer Partisi, neo Osmanlıcılığın prematüre çocuğuydu..

Davutoğlu’nun Pan islamizmi de köken olarak 2. Abdülhamit’in emperyalizmle bütünleşmiş siyasal islamcılık fikrinden neşet eden bir ideolojidir. Bu ideolojik hastalık, doğası gereği Orta Doğu’ya emperyalistlerin gözlüğüyle bakar. Bu ideolojik formasyonun bir başka sakıncası, Orta Doğu’da müesses nizamın ta kendisi olan üç gerici güç odağın petro Arap diktatörlükleri, siyonizm ve molla rejimin fillen desteklenmesi yer alır. ABD emperyalizmi de esasen bu üç gerici odağı zaman zaman birbirlerine karşı savaştırır ve zaman zaman aynı cephede buluşturarak Orta Doğu’daki siyasi hegemonyasını bu hegemonyanın gereği olarak silahlanma yarışını kışkırtır. Komşularımızda hiç bitmeyen iç savaşların, etnik-kimlikçi çatışmaların inşa edildiği bu siyasal zemin, aynı zamanda Arap ülkelerinde sosyalist solun gerilemesinin ana sebeplerinden biriydi.

Stratejik Derinlik: Orta Doğu’ya Yönelik Emperyalist Hayaller

Ahmet Davutoğlu Stratejik Derinlik kitabı, ilhamını Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması kitabından alır. Özetlemek gerekirse bütün dünyayı kimliklerin bir mücadele alanı olarak gören liberal görüş, ana omurgasını bu kimliklerin birbirleriyle sürekli ve kesintisiz çatıştırılması fikrine dayandırır. Bu liberal görüş, aynı zamanda Orta Doğu’ya yönelik emperyal fikirlerini gizlemekten sakınmayan neo-Conların hamiliğini yapar. İdeolojik içeriğinin sakıncaları bir yana nesnel olarak sınıflar mücadelesini yadsıyan bu zihin yapısı, aynı zamanda emperyalizmin etnik ayrımcılığa dayalı gerici siyasetinin yardımına koşar. Stratejik Derinlik kitabı, açık ırkçı yönelimini Hitler’in Kavgam kitabındaki Lebensbraum (Yaşam Alanı) kavramından alır. Bu gerici fikre göre aryan ırkın öncüleri, aryan oldukları faşist bilim adamları kanıtlandıktan sonra Rusya içlerine yerleştirilecekti. Böylece aryan “yaşam alanları” kurularak Rus topraklarında etnik bir temizlik yapıldıktan sonra nüfus mühendisliği ve zorunlu iskan politikasıyla Rus topraklarında yaşam alanları kurulacaktı. Suriye iç savaşında taraf olunmasıyla bu kez aynı teori, Suriye’de cihadistler eliyle inşa edilecek bir sünni ulusla hayata geçirilecekti. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve Suriye’de cihadistlerin çoğu etkisiz hale getirildi.

Davutoğlu en kritik kararı, Rus uçağının düşürülmesi sırasında verdiği kararla aldı. Fiilen Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getiren bu çatışma, esasen Rusya’nın cihadistlere yönelik askeri harekatına karşı dirençti. AKP’ye yakın medya ve iktidar Rus uçağının düşürülmesini ve pilotun cihadistler tarafından katledilmesini üstlenmedi ve suçu Fetöcülerin üzerine attı. Uluslararası ilişkiler sahasında küçük bir hava sahası ihlalini çatışma meselesi haline getirebilen bir zihniyet Türkiye’yi maceradan maceraya itiyor ve aynı anda hem Arap ülkelerinin hem de Rusya’nın düşmanlığını kazanarak eşi görülmemiş bir diplomatik başarısızlığa imza atıyordu.

Mavi Marmara Katliamı: Siyonist terör karşısında kuzuların sessizliği

Bir grup siyasal islamcının Siyonist İsrail’in kuşatması ve saldırısı altındaki Filistin’e topladığı insani yardımları Gazze’ye ulaştırma çabası İsrail devletinin terörüyle engellendi. Sivil ve silahsız gemiye asker indiren siyonistler silahsız sivilleri katletti. AKP ve siyasal islamcıların sessizlikle karşıladığı bu olay sonucunda yardım malzemelerini taşıyan gemi, İstanbul’a sessiz sedasız döndü. Gemiyi sahilde karşılayan hiçbir AKP’li olmadığı gibi Dış İşleri kaynakları da durumu sessizlikle karşıladı. Davutoğlu ve Türk dış işleri, siyonistlerin saldıracağı kesin olan gemiyi engellemek şöyle dursun, gemiyi koruma amaçlı bir tedbir de almayarak 10 sivil yurttaşın ölümüne sebep oldu.

7 Haziran 1 Kasım 2015 Kontrgerillanın büyük saldırısı ve istikşafi görüşmelerin sınıfsal anlamı

7 Haziran 2015 seçimleri AKP gericiliğinden kurtulmak için bir fırsattı. Haziran seçimleri 2013’te Gezi isyanıyla başlayan iktidar için gerilim ve çatışmaların gün yüzüne çıkmasına (17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu) koşut olarak AKP karşıtı muhalefetin seçim zaferiyle yeni bir evreye giriyordu. AKP ilk defa meclis çoğunluğunu kaybediyor, rakip muhalif partiler özellikle HDP 82 vekille mecliste kilit konuma geliyordu.

Genel bir iyimserlik havasının hakim olduğu bu evrede, topal ördek durumuna düşen AKP’ye hayat öpücüğünü sosyal demokrat kimliğiyle bilinen Deniz Baykal Saray’a çıkarak sundu. Ardından PKK ateşkesi bozduğunu ilan etti ve önce Şanlı Urfa’da iki polisin şüpheli bir biçimde katliyle başlayan kontr terör dalgası iyimser havayı dağıttı. IŞİD’in 10 Ekim Ankara Gar katliamıyla zirvesine ulaşan süreç sonunda güvenlik talebi, özgürlük ve AKP’den kurtulmak isteyenlerin taleplerini bastırdı. Davutoğlu’nun Ankara Gar katliamı sonrası canlı bombaların düzenlediği Türkiye’nin en büyük kitle katliamında sarf ettiği ve insanın kanını donduran sözler bugün bile hatırlanır: “Türkiye’de bulunan canlı bombaların isim listesi elimizde, ancak eylem yapılmadıkça tutuklamıyoruz”2 Canlı bomba saldırılarının yarattığı dehşet ve korkuyu engellemek yerine “Şimdi Ankara’daki terör saldırısı sonrasında anket yaptık ve kamu oyunun nabzını tutuyoruz oylarımızda bir yükseliş trendi var”3 diyebilen bir kalpsizlik, Ahmet Davutoğlu’nun nasıl bir zihin yapısı taşıdığını ortaya koyuyordu.

7 Haziran-1 Kasım kanlı koridorunda tıpkı 12 Eylül öncesinde sahnelenen kanlı tuzağın bir benzeri sahnelenirken psikolojik harp yani korku yoluyla teslim alma, özgürlük taleplerini bastırma siyaseti ne yazık ki başarılı oldu. İstikşafi masanın bir ucunda yer alan Ahmet Davutoğlu ve ekibi süreci zamana yaymanın ve AKP’nin karşı saldırısını örgütlemenin altyapısını oluşturdu. İstikşafi (keşif ve tanıma amaçlı görüşme) masa aslında bir oyalama ve zaman kazanma mekanizması olarak tarihe geçti. Nitekim AKP Genel Başkan yardımcısı Ömer Çelik’in “istikşafi masa görüşmeleri bir koalisyon görüşmesi değildir” sözleri bu oyalamanın teyidiydi. İstikşafi görüşmeler hükümet kurma ve parlamenter rejimi çalıştırma yerine, süreci zamana yayma, çürütme ve 7 Haziran sonrası toplumda yaratılan umutlu beklentiyi boşa çıkarma görüşmeleri olarak tarihe geçti.

Burada Ahmet Davutoğlu’nun üstlendiği role katkı olarak ülkücü faşist hareketin lideri Devlet Bahçeli’nin tıkaç rolünü oynamasıyla Türkiye AKP’nin yeniden çoğunluğa erişeceği 1 Kasım 2015 seçimlerine sürüklendi. Süreci tıkamakta merkezi bir rol oynayan Ahmet Davutoğlu, yıllar sonra AKP’den tasfiye edilmesinin ardından sarf ettiği “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa bir çok insan insan yüzüne çıkamaz, bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamaz açık söylüyorum” sözleri bir tür dolaylı itiraf niteliğindeydi. Hala yanıtlanması ve tartışılması gereken soruların başında 7 Haziran-1 Kasım 2015 kanlı koridorunda Ahmet Davutoğlu ve hempalarının oynadığı rolün aydınlatılmasıdır. Bu kanlı koridor sonucunda, IŞİD yaygın terör eylemlerini Atatürk Havalimanı, Sultan Ahmet ve İstiklal caddesi saldırılarına kadar genişletme imkanı bulabildi. AKP cebinde taşıdığı akrebin ısırığına maruz kalırken, bedelini can güvenliği yok edilen insanlar ödüyordu.

6’lı Masada Davutoğlu’nun rolü: Oyun kuruculuk ya da neoliberalizmin yeni aktörlerle devamı

Adına altılı masa denilen sahte muhalefet odağının bileşenlerinden biri olan Gelecek Partisi ve başkanı Ahmet Davutoğlu, 1921 Anayasası’nı baz alan bir metin yayınladı. 4Davutoğlu ve ekibi Altılı Masanın kuramsal oyun kurucusu olduklarını her hallerinden belli ettikleri bu metin ile neoliberal rejimin devamının istediklerini net bir biçimde ortaya koydular. 1921 Anayasası, olağanüstü bir savaş rejimin anayasasıydı ve aslında bugün toplumsal üretim ilişkilerinin, siyasal partilerin ve yeni toplumsal hareketlerin hiçbirinin taleplerinin yer alması mümkün değildi. Laiklik maddesinin henüz isminin bile geçmediği teşkilat-ı esasiye kanununun baz alınmasının nedeni içinden geçilen tarihsel momentin verileri düşünüldüğünde yerli yerine oturur. Olağan üstü bir savaş koşullarında biçimlenen teşkilat-ı esasiye yasasının baz alınmasının bir diğer siyasi nedeni, devletin iç işleyişinde parlamentoyu denetleyen büroksasinin, müsteşarlıkların ve diğer kurumların yokluğudur. Bu yokluk, burjuva anlamda denge-denetleme görevinin de yok sayılmasıyla, çürüme ve yozlaşmanın ana kaynaklarından biri olan denetimsizlik ve keyfiyet rejimi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin başka bir adla sürdürülmesi anlamına gelmiyor mu ? Devletin “hızlanması” süratle yasaların çıkarılmasıyla biçimlenen neoliberal ekonomi politikaları Türkiye’yi iflasa götürmedi mi ?

Ahmet Davutoğlu ve ekibinin “restorasyon rejimi” olarak isimlendirdiği AKP sonrası kurulacak yeni rejim, AKP’siz AKP’ye hazırlanılması, restorasyonun aslında Türkiye’yi çöküşe götüren rejimin başka araçlar ve aktörlerle yeniden inşası anlamına geliyordu. TÜSİAD başkanı Aldo Kaslowski’nin “Önceki Amerikan yönetiminin bıraktığı olumsuz izleri de silmeyi hedefleyen Başkan Biden, ülkesinin ittifak bağlantılarını güçlendirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de Batı ittifakının değer ve ilkelerini temel taşlar olarak gördüğünü söylüyor” 5 sözleriyle tekelci sermayenin “restorasyon” programının ne olduğu ortaya çıkıyor. AKP döneminde özellikle Avrasyacıların, neo-Osmanlıcıların kerameti kendinden menkul tezleriyle alt emperyalist bir güç olarak hareket eden AKP, yeniden ABD’nin belirlediği çizgilere geri dönmesi anlamına gelen restorasyon söyleminin dış politikadaki izlenecek yolun ne olacağı ortaya çıkar. Kendi ülkesinin dış politikasını belirlemekten aciz, saldırgan bağımlı (bu çok güzel tanımlamayı Prof. Dr. Haluk Gerger hocamdan alıntıladım) ve yarı sömürge statüsünün dolaylı kabulü olan bu anlayış, Türkiye’yi dış politikada hüsrandan hüsrana sürüklerken, birçok çatışmanın tarafı haline getirmedi mi ?

SONUÇ YERİNE

Ahmet Davutoğlu’nun bütün siyasi yaşamı bir Rus atasözünde “Her anını planladığın bir günün akşamında keşke bu planı yapmasaydım demek en büyük yenilgidir” sözünde ifade edildiği üzere bir yenilgiler silsilesidir. Türkiye’nin alt emperyalist bir güç olarak Orta Doğu ve Balkanlarda yayılabileceği, buradan siyasi güç ve nüfuz devşirebileceği hayaliyle politika belirleyen milliyetçi-romantik yaklaşım, iflas etmiştir. Benzer bir siyasal fantezi Turancılık olarak zuhur etti ve Osmanlı İmparatorluğu’nu 1.Dünya Savaşına sürükleyen İttihat ve Terakki triumvirasının Nazım’ın çok güzel ifadesiyle “memleketi Alaman’a satanların” memleketi emperyalist işgaline terk edip yurt dışına kaçmasıyla sonuçlandı. Gerçekçi dış politika, kendi gücünü, entelektüel birikimini ve ekonomik imkanlarının tümünü hesap ederek kurgulanır. Gerçekçi dış politika, barışı sağlamak çatışmaların tarafı olmamak ve ülkenin toplam gelirini büyütmekle mükelleftir. Başka ülkelerin iç işlerine müdahaleyi savaş boyutuna ve iç savaşta taraf olmayla belirleyen AKP dış politikası ve onun gerici teorisyeni Ahmet Davutoğlu’nun politikasının faturalarından biri de çözümü neredeyse imkansız sığınmacı meselesiyle yüzleşmektir.

Bu politikanın aktörleri bugün hiç sıkılmadan, utanmadan siyaset yapabiliyorsa burada yanlış giden ne varsa ortadan kaldırılmalıdır. Ahmet Davutoğlu ve onun yönetimindeki dış politika ekibi, yazının başında alıntıladığımız ABD’nin IŞID’la mücadelesine yardımcı olmak şöyle dursun, bu politikayı kolaylaştıran adeta ABD’nin kaos politikasını fiilen destekleyen bir dış siyaset izledi. Bugün hala cevap veremediği pek çok sorunun muhatabı olmasının sebebi budur.

Ahmet Davutoğlu: Türkiye sağının aydınlanmacılık, ilericilik ve sosyalizm karşısındaki geleneksel ezikliğinin cisimleştiği adam. Türkiye sağının bir varyantı olan siyasal islamcılık, içlerinden bir tane düşünür çıkaramayınca mecburen ithal fikirlere sarılmak zorunda kaldı. Ahmet Davutoğlu ise 1980 askeri darbesi sonrasında ABD’nin özenle yetiştirdiği siyasal islamcıların önde gidenlerinden. Kendileri Feridun ve Hakan Fidan’la yaptıkları bir toplantıda Süleyman Şah türbesini nasıl bombalayacaklarının planını yapmış bu yolla Türkiye’yi bir oldu bittiyle Irak savaşına sokmanın karanlık planları dinleme kayıtları6 ortaya çıkınca “vatan haini” korosuna katılmıştı.

Hepsi yaralar sonuncusu öldürür. Dijital çağda her şeyin kayıt altına alındığını unutan Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir programda gençlerin Fetullah Gülen adlı Amerikan halifesinin evlerinde ders verebilecek yetkinliğe nasıl ve nereden ulaştığı sorusunu önce inkarla karşıladı. Ancak aşağıda izleyeceğiniz video kaydında onun da tıpkı diğer siyasal islamcılar gibi Fetullah Gülen adlı emperyalist ajan ve provokatörü övme korosunda yer aldığı, bunu da siyasi lkbali için yaptığı ortaya çıktı. Oscar Wilde’ın söylediği gibi “gerçek nadiren saftır ve asla basit değildir.” Bu yazı gerçeği arayanlara ilham verebildiyse işini görmüş demektir.

                                          (Ahmet Davutoğlu Fetullah Gülen “Işık” evlerinde şakirtlere ders verirken)

Ahmet Davutoğlu’nun katıldığı programın video kaydı

1https://www.odatv4.com/analiz/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200-93884

2https://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/davutoglunun-canli-bomba-aciklamasi-alay-konusu-oldu-958238/

3https://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/davutoglunun-saldirisi-sonrasinda-oylarimiz-artiyor-sozu-tbmmde-963995/

4https://sen.av.tr/tr/makale/6-partinin-deklarasyonunda-one-cikan-1921-anayasasi-vurgusu

5https://sendika.org/2021/07/iki-restorasyonun-da-otesinde-ertugrul-kurkcu-yeni-yasam-625218/

6https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bomba-ses-kaydi-secim-icin-savas-plani-54767

Yazarımızın daha önce yayımladığımız yazıları

SUAT DERVİŞ’İ NASIL BİLİRDİNİZ ? BEN YAZAR SUAT DERVİŞ’İM SERGİSİ ÜZERİNE./13.09.2022

BÜTÜN MÜMKÜNLERİN KIYISINDA: TÜRKİYE İRADESİNİ ARARKEN./08.09.2022

FERHAN ŞENSOY DEĞİRMENLERE KARŞI BİR “SON” KİŞOT/31.08.2022

NEO-OSMANLICILIĞIN AĞIR YENİLGİSİ: BİR FANTEZİNİN AĞIR BEDELİ ÜZERİNE ANALİZ DENEMESİ/15.08.2022

HAFIZA-İ BEŞER: FATSA VE BURJUVAZİNİN YOK EDİCİ MELEĞİ* 1/01.08.2022

TÜRKİYE’NİN KIRMIZI PAZARTESİSİ 15 TEMMUZ DARBESİ, SONUÇLAR, OLASILIKLAR VE OTORİTERİZMDEN ÇIKIŞ ÜZERİNE BAZI FİKİRLER./23.07.2022

25. SANAT YILINDA MOR VE ÖTESİ: ALTERNATİF ROCK’UN YÜZAKI GRUBU

12 MART: UYANIŞLARIN BÜYÜK ETKİSİ, UYANIŞ, DİRENİŞ VE DARBE./02.04.2022

Kitap Tanıtım: 1902 Doğumlular / 07.03.2022

Kitap Tanıtım: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!/28.02.2022

Yeni başlayanlar için Kürt Meselesi: Büyük Adam Küçük Aşk /01.10.2021

Sinemada 12 Eylül: Tank Paletiyle Gelen Neoliberalizmin Beyazperdeye Yansıması / 12.09.2021

Kentin Hüzünlü Şairi: Turgut Berkes / 10.07.2021

Menekşe’den Önce Bir Kıyımın İzinde Kardeşinin İzini Aramak / 02.07.2021

Körlük: Hakikat Neye Yarar Göz Yalansa ? / 18.06.2021

Tozkoparan’da Kentsel Dönüşüm / Rantsal Bölüşüm ve Direniş / 25.06.2021

*Propontis’in ölümü: Elveda Güzel Marmara / 31.05.2021

Bir Avuç Cesur İnsan: Derelerin özgür akması için verilen mücadelenin öyküsü /08.05.2021

Kitap Kritiği : Alnında Mavi Kuşlar / Aysel Özakın / 01.05.2021

Cinsiyet, savaş, milliyetçilik ve zehir: Yaşamak için çalışmak ve çalışırken ölmek: Bir Peri Masalı Radyum Kızları / 27.03.2021

16 Mart Katliamı: Darbeye ayarlı bir faşist saldırı / 16.03.2021

Kitap Kritiği Zaniyeler / Selahattin Enis / 24.02.2021

Necmettin Erbakan : Soğuk Savaş islamcılığından 28 Şubat bir islamcının yükselişi ve düşüşü. / 28.02.2021

Çin Sendromu: Neoliberal çağın ilk büyük çevre sorunu / 15.02.2021

Pasteur: “Uzun Yüzyılın” Dahisi / 14.02.2021

Futbol ve Sinema: Son anda harekete geçen vicdan duygusu: Kaledeki Yalnızlık. / 01.02.2021

Atları da Vururlar: Çılgın yarışa eşlik eden bir çöküşün tasviri / 31.01.2021

Mississippi Yanıyor, Soğuk Savaş’ın ortasında ırkçılığın can yakan atmosferi… / 31.01.2021

Müzik Kutusu: Geçmişin gölgeleri içinden yürüyen insanlık suçuna bakış. / 31.01.2021

Toz Bezi: Başkalarının kirinden güvencesizliğe bir bakış. / 31.01.2021

Babamın Kanatları ya da türkü söylenmeden inşa edilen yapıdan güvencesizlerin öyküsü / 31.01.2021

Hotel Ruanda ya da Irkçılığın Afrika’daki zehirli etkisi / 31.01.2021

Hypatia: Bilimin çağlar ötesinden parıldayan çılgın elması / 31.01.2021

Takva ya da bir örümcek ağının anatomisi / 31.01.2021

Gecelerin Ötesi ya da her mahallede bir milyoner yaratmanın hazin öyküsü. / 31.01.2021

Cenneti Beklerken ya da sanatçının hayatta kalmak derdindeki bir portresi. / 31.01.2021

Press ya da Özgür Gündem’in yaşadıkları: Kan var bütün kelimelerin altında ! / 31.01.2021

Futbol ve Sinema: Cehennemde İki Devre Faşizmle ölümüne bir maçın kahramanları.. / 31.01.2021

Özel Bir Gün : Faşizmin Gölgesinde İki İnsanın Öyküsü / 31.01.2021

Ahh Güzel İstanbul : Şöhret arzusunun peşinden modern zamanlara İstanbul’dan bir bakış. / 30.01.2021

Kitap Tanıtım: 1902 Doğumlular / 07.03.2022

Kitap Tanıtım: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!/28.02.2022

Yeni başlayanlar için Kürt Meselesi: Büyük Adam Küçük Aşk /01.10.2021

Kentin Hüzünlü Şairi: Turgut Berkes / 10.07.2021

Menekşe’den Önce Bir Kıyımın İzinde Kardeşinin İzini Aramak / 02.07.2021

Körlük: Hakikat Neye Yarar Göz Yalansa ? / 18.06.2021

Tozkoparan’da Kentsel Dönüşüm / Rantsal Bölüşüm ve Direniş / 25.06.2021

*Propontis’in ölümü: Elveda Güzel Marmara / 31.05.2021

Bir Avuç Cesur İnsan: Derelerin özgür akması için verilen mücadelenin öyküsü /08.05.2021

Kitap Kritiği : Alnında Mavi Kuşlar / Aysel Özakın / 01.05.2021

Cinsiyet, savaş, milliyetçilik ve zehir: Yaşamak için çalışmak ve çalışırken ölmek: Bir Peri Masalı Radyum Kızları / 27.03.2021

16 Mart Katliamı: Darbeye ayarlı bir faşist saldırı / 16.03.2021

Kitap Kritiği Zaniyeler / Selahattin Enis / 24.02.2021

Necmettin Erbakan : Soğuk Savaş islamcılığından 28 Şubat bir islamcının yükselişi ve düşüşü. / 28.02.2021

Çin Sendromu: Neoliberal çağın ilk büyük çevre sorunu / 15.02.2021

Pasteur: “Uzun Yüzyılın” Dahisi / 14.02.2021

Futbol ve Sinema: Son anda harekete geçen vicdan duygusu: Kaledeki Yalnızlık. / 01.02.2021

Atları da Vururlar: Çılgın yarışa eşlik eden bir çöküşün tasviri / 31.01.2021

Mississippi Yanıyor, Soğuk Savaş’ın ortasında ırkçılığın can yakan atmosferi… / 31.01.2021

Müzik Kutusu: Geçmişin gölgeleri içinden yürüyen insanlık suçuna bakış. / 31.01.2021

Toz Bezi: Başkalarının kirinden güvencesizliğe bir bakış. / 31.01.2021

Babamın Kanatları ya da türkü söylenmeden inşa edilen yapıdan güvencesizlerin öyküsü / 31.01.2021

Hotel Ruanda ya da Irkçılığın Afrika’daki zehirli etkisi / 31.01.2021

Hypatia: Bilimin çağlar ötesinden parıldayan çılgın elması / 31.01.2021

Takva ya da bir örümcek ağının anatomisi / 31.01.2021

Gecelerin Ötesi ya da her mahallede bir milyoner yaratmanın hazin öyküsü. / 31.01.2021

Cenneti Beklerken ya da sanatçının hayatta kalmak derdindeki bir portresi. / 31.01.2021

Press ya da Özgür Gündem’in yaşadıkları: Kan var bütün kelimelerin altında ! / 31.01.2021

Futbol ve Sinema: Cehennemde İki Devre Faşizmle ölümüne bir maçın kahramanları.. / 31.01.2021

Özel Bir Gün : Faşizmin Gölgesinde İki İnsanın Öyküsü / 31.01.2021

Ahh Güzel İstanbul : Şöhret arzusunun peşinden modern zamanlara İstanbul’dan bir bakış. / 30.01.2021

 

Diğer Yazılar

KAÇ PARA KAÇ: ÇÜNKÜ SERBEST BİR PAZAR HER ŞEYİ BOZAR.

Yönetmen: Reha Erdem Oyuncular: Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Zuhal Gencer, Engin Alkan, Sermet Yeşil, Ali …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir