EKONOMİK KRİZ TEK BAŞINA İKTİDARI DEĞİŞTİRMEYE YETER Mİ ?

Mert Yıldırım / 24.09.2022

Sokaklarda kitlesel bir homurdanma var. Fiiliyata dönüşmesede kriz feryatları yükseliyor. Bir dokun bin ah işitiyorsuz. Buradan hareketle ” bu iktidar gidici” diyenlerin sayısı giderek artıyor. Ve tepkileri verenler sadece plebyen(ortalama) kesim değil; siyaset erbabı, iyi kötü eli kalem tutan ve mürekkep yalayanlar da tepki veriyor.

Sahiden durum böyle midir? Yani ekonomik kriz ve yoksulluk otomatik olarak fiili tepkilere yol açar mı? Bu defa sahiden saray iktidarı gidecek mi? Ben aksine bu sorulara son derece ihtiyatlı yaklaşıyorum. Bunca siyasi ve ekonomik yönetim rezaletine karşın %30 bandında devam eden destek ve buna ortağının/ ortaklarının oy oranını da eklersek durum iktidar için kurtarılmaz değil. Ama en dikkat çekici olanı ise bu desteğin ekonomik krizin en çok hissedildiği/yaşandığı emekçi sınıfların ağırlıklı olarak yaşadığı bölgeler olmasıdır. Tabi bu tablo yukarıdaki ezberleri fena halde bozuyor.

Zaten bu kestirmeci ezberler doğru olsaydı örneğin Afrika topraklarında şimdi bambaşka bir rüzgar esiyor olacaktı. Ama öyle değil, o rüzgar esmiyor. Çünkü yoksulluk sadece sofrada ekmeğin eksilmesi değil, aynı zamanda fikir ve fiili tepkiyi de eksiltiyor. Fikir yoksunluğu biat ve itaat etmeye yol açar ki, yaşadığımız manzara budur. Bunun örneğini Türkiye’nin varoşlarında görebiliyoruz. Muhafazakarlığın ve milliyetçiliğin en çok bu bölgelerde karşılık bulması tesadüf değildir.


Karl Marks, ekonomik belirleyicilik iddiasında bulunur, ama buna “son kerte” tespitini ekler. Yani ekonominin son kerte de belirleyici olduğunu söyler. Ve o son kerte çoğu zaman karmaşık ve uzun olabilir.

Tamam, iş, aş ve ekmek önemli. Ve bazen öyle momentler olur ki hiç beklenmeyen bir kesitte ve bölgede feleğin tokatı ortaya çıkıverir. Ama ideoloji ve bunun yarattığı politik ve kültürel hegemonya, bunun sonucu oluşan “toplumsal rıza” öyle tali filan değil artık. İster yüz yetmiş yıl önce “din afyondur” diyen Marks’ın tespitinden yol çıkalım, ister son yüz yılın afyonu olan milliyetçiliğin zehirleyici sonuçlarından yola çıkalım, ama geniş kesimler için bu saydığımız saikler, son kertede belirleyici olan ekonomik durağa kadar belirleyicidir.

Muhalefet umudunu ekonomik krize bağlamış!

Memleketin temel demokratik meselelerine ilişkin saray iktidarı ile aynı nitelikte olmak, örneğin saray başının sık sık dilendirdiği “ansızın geleceğini” nakaratını yetersiz bulup “yirmi dört saat içinde boğarız” demek, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında, Suriye ve Irak siyasetinde saray iktidarı ile aynı kulvarda yürümek, “yoktur hiç bir farkımız” algısını oluşturur. Geriye ekonomik meseleler kalıyor ki, saray erkanı bununda manipülasyonunu yapıyor

Ekonomik mesele temel dert ise “reis onun için bir çözüm bulur” diyor din ve milliyetçilik cenderesinde olan geniş kesimler. Nitekim bunu çok iyi bilen Saray iktidarı sürekli “yeni paketler” açıklayarak nabzı elinde tutmaya çalışıyor. Ve öyle anlaşılıyor ki seçime kadar yeni paket bombardımanına tutulacağız. Şimdilerde piyasaya sürekli sıcak para akıtılıyor. Nereden geldiği belli olmayan milyar dolarlar merkez bankası kasasına dolduruluyor. Sosyal konut projesi için konuşulan beş yüz milyar dolar gibi rakamlar temelsiz gibi görünmüyor. 1 milyon 170 bin civarında insanı ev sahibi yapacak proje beş milyon insanı yeniden yedeklemek anlamına geliyor. Yıl sonuna doğru asgari ücretliye ve emekliye yapılacak “iyileşme” ile birlikte “iyimser” hava çoğalacak. Oluşan bu iyimser havaya karşı muhalefetin tavrı kimi noktalarda itiraz etmek ile sınırlı. Bu itiraz ve eleştiriler özünde doğru olsada oluşan yaygın sonuç “bunlar herşeye karşı çıkıyor” oluyor. Bu arada seçim arifesi yaklaştıkça milliyetçilik vitesi sürekli yükseltilecek. Suriye olmadı mı Kardak krizine benzer bir Yunan krizi yaratılır. Gerekirse öbür taraftan bu tarafa bir kaç top filan fırlatılıverilir. Buna seçime ramak kala HDP’nin kapatılması eklenir. Bunu HDP’ye oy verenlerin oyunu almak için değil, bunun artık çok zor olduğunu biliyor. Asıl amaç sokağı sessiz hale getirmek, ama en çok da milliyetçiliği ve gerilimin yelkenlerini şişirmek için. Zaten asıl işine yarayan budur. Milliyetçiliğin yelkenlerini şişirmek…


Bütün bu izahatların bir miktar karamsar olduğunu farkındayım. Ama yapılan hesap kitapları ve oynanan hamleleri görmezlikten gelmek bizi, hepimizi gaflete sürükleyebilir. Çünkü oldum olası bu ekonomik kestirmecilik bana hep riskli gelmiştir. Muhalefet ekonomik paketlerle birlikte, demokratik paketleri açıklamaz ve bunun için doğru araç ve yöntemleri kullanmaz ise bir daha ki bahar çok geç gelebilir. Baharın gelmemesi sadece Kürt ve demokrasi güçlerinin yaşamını kışa çevirmez, laiklik derdi olanların, kadınların ve çevrecilerin de yaşamı Sibirya kışına döner.

Diğer Yazılar

ERKEN CUMHURİYET VE TEK PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜ DÖNEMİNDE TÜRK BASINI: KISA BİR BAHAR UZUN BİR KIŞ.

Türkiye’de basına yönelik sansür yazı dizimizin üçüncü bölümünde 1925 ve sonrasındaki on yıllık dönemi tartışmaya …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir