YARGININ SON KARARLARI VE SEÇİMLERİN TARİHİ 2022 KASIM MI YOKSA 2023 MAYIS MI?

Taner Renda / 29.07.2022

@RendaTaner

Plastik mermiyle bir gözünü kaybeden kişinin sosyal medyada Erdoğan’a “katil ve hırsız” demesini yargı, “Fiilen bir cumhurbaşkanın hırsızlık yapmayacağı ve insan öldürmeyeceği açıktır. Söylemde bir suça teşvik ya da nefret teması yoktur. Mağdura (cumhurbaşkanına) yönelebilecek yakın bir tehlike de söz konusu değildir. Siyasiler kendilerine yapılan övgülerden ne kadar hoşlanıyorlarsa, eleştirilere de o kadar hoşgörülü olmalılardır” diye karara vardı.

Yukarıdaki alıntı ilk akla gelebileceği üzere ABD mahkemelerinden değil. Hatta Avrupa’daki her hangi bir ülkeden de değil. Bilemediniz değil mi? Bizim ülkemizin mahkemelerinden verildi. Şaka değil. Bir emri ile istediği kişiden, istediği miktarı hiçbir geçerli kanıt olmasa da alan başımızda durdukça durası diye günde beş vakit dua ettiğimiz alnı secdeden kalkmayan, ağzı da küfürden hiç boşalmayan cumhurbaşkanımızda bahsediyorum. Ne oldu da mahkemeler çark etmeye başladılar? Peki, sadece bu karara dayanarak mı bu çark etmeyi mi sorguluyorum? Öyleyse alın size birkaç örnek daha: İdare Mahkemesi, Heybeliada Sanatoryumunun Diyanet’e tahsisini oybirliğiyle iptal etti. Danıştay, İçişleri Bakanlığı’nın AKP’li başkana soruşturma izni vermeyi reddini iptal etti. Bilal Erdoğan’ın Derneği TÜGVA, İBB’ye açtığı tahliye davasını kaybetti. AYM, Kılıçdaroğlu’nun YSK eleştirisinin ifade özgürlüğüne girdiğine karar verdi. Yine AYM, 2011’deki bir eylemde “PKK lehine slogan atılması” gerekçesiyle S. Demirtaş’a dava açılmasını “hak ihlali” saydı. İdare mahkemeleri YÖK kararlarını iptale başladı: Can Candan’ın Boğaziçi’nden Rektör İnci tarafından atılması. İki akademisyenin Nişantaşı Üniversitesi’nden atılması. Yine Boğaziçi’nde rektör oluruyla genel sekreter tayini. Yargı, Kürtlere baskı durumlarında da konuşmaya başladı. AYM, F. Yüksekdağ’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi. İstinaf Mahkemesi, Kürtçe bir oyunun yasaklanmasını anayasanın temel ilkelerine aykırı buldu. Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın, bir SİHA haberi nedeniyle hem gazeteye hem de haberi yapan Sedat Yılmaz’a açtığı tazminat davası düştü. 15 Temmuz’da tutuklanıp müebbet verilen 66 öğrencinin kararları bozuldu ve tahliyeler başladı. En son örnek de, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu aleyhine açtığı davayı kaybetti.”

Şimdi tüm bunları alt alta koyduğumuzda; Bürokrasinin, “gidecek” olan hakkında burnunun iyi koku aldığını gösteriyor. Zaten “Beşli Çete’nin” de el altından Kılıçdaroğlu’na haber ulaştırması da burunları iyi koku alanlar sınıfına girdiğini hepimiz biliyoruz. Erdoğan’ın iktidarının özellikle son on yılında ilmek ilmek ördüğü Devlet’i ele geçirme planlarının sonucunda, bugüne kadar örneğine rastlamadığımız bir itaat/bağlılık sağladı bürokraside ve yargıda. Fakat bu durum onlar için de artık işlerin yolun sonuna geldiğini gösteriyor. Elbette hala kendi varlığını Erdoğan’ın iktidarına bağlı olduğunu düşünüp, Erdoğan’la birlikte gitmeyi düşünenler de olacaktır. Hala Erdoğan’ın işleri tersine çevirebileceğini düşünenler de olacaktır. Hatta O’nun için ölümü bile göze alanlar olacaktır. Ama asıl belirleyici olan ise Devlet’in bir kesimi diye adlandırabileceğimiz olanların Erdoğan’ı nereye kadar arkasından itekleyecekleri ile Erdoğan’ın da onlarla birlikte bindikleri gemiden kendisi için en uygun olan son anda atlayıp, atlayamayacağıdır.

2023’ün Mayıs ayını seçim tarihi olarak gösteren İsmail Küçükkaya’nın sözlerine itibar edemiyorum. Çünkü Erdoğan’ın bu kışı geçirebileceğine inanmıyorum. Bu inanmamazlığım için bütün ekonomik göstergelerin benden yana olması ve toplumsal olayların patlaması ile oluşacak kaos ortamının Erdoğan’ın işine asla yaramayacağını düşünmemi gösterebilirim. Şimdi biliyorum Erdoğan’ın kaosu sevdiğini ve bundan kendisi için çıkar sağlayabileceğini düşünenler var ve sık sık da bu konuyu yazıyorlar. Aynı derede bir kez yıkanılacağı tezi hala geçerli bence. 7 Haziran Seçimleri ve sonrasında tekrarlanan 1 Kasım Seçimlerinin sonuçlarının alınmasını sağlayan koşullar yeniden oluşturulamaz. Ülke artık ne ekonomik olarak ne de politik ortam olarak hiçbir benzerlik göstermiyor. Kürtler de artık yeni bir “Çözüm süreci” olacaksa; bunu sağlayacak olanın Erdoğan ve AKP olmayacağını çok iyi anlamış durumda. Hele hele MHP’nin politik olarak ülke havasını belirlediği şartlarda; Erdoğan’ın beslediği ve onu hala dindarlığı ile değerlendiren çevreler dışında destek bulamaz. Kürt desteğinin azaldığı ortamda; Erdoğan’ın şansının kalmadığını düşünüyorum. 15 Temmuz anmasında bile İstanbul’un orta yerinde topladığı kalabalığın cılızlığı, Erdoğan’ı da tümden moralsiz bıraktı. Düşünsenize, yeni bir çıkış diye sunmaya başladıkları her şey, Kılıçdaroğlu’nun önerilerini hayata geçirmekten ibaret.

2023 Mayıs’ına kadar daha on ay var. Bu AKP ve bu moralsiz ve takatsiz Erdoğan’ın başaracağı bir on ay asla değil. 2022 Kasım bile Erdoğan ve AKP’si için bile bir hayli uzun bir süre. Banknot matbaasının gece gündüz çalışması ile dağıtılan paraların bile çok işe yarar görülmediği ortamda yapılacak seçimlerden başarı çıkması ümitsizken, 2023 Mayıs’ını çıkarmak ve seçimlerde Kasım’ göre daha iyi sonuç alacağını düşünmek pek gerçekçi bir değerlendirme değil sanki.

Diğer Yazılar

ULUS DEVLET VE DEMOKRATİK ULUS !

Mert Yıldırım / 07.08.2022 Bir önceki yazımızda Kürtlerin Kuzey ve Güney eksenli iki temel çizgi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir