“İKİ UCU KİRLİ DEĞNEK”, ORTASINDA “SOKAK” VAR!

Mahir Konuk / 13.04.2022

Fransa Başkanlık seçimleri üzerine notlar…

.1) Macron, 2017’de, küresel sermayenin Fransa’daki sözcüleri tarafından “Üstün yetenekli bir fahişedir” diye takdim edilip, yurt dışında oluşturulan bir kasa ile finanse edilerek Fransa’ya başkan olarak seçilmişti. Başlıca misyonu “Fransa Cumhuriyeti” olarak anılan “Ulus Devleti”in son yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden yıkımını sonlandırmaktı. İşine dört elle girişir girişmez, özellikle de emekçi halk kitlelerinden çok kararlı bir tepkiyle karşılaştı. 2018 “SARI YELEKLİLER” hareketi bu tepkinin ürünüdür ve günümüze kadar kolluk kuvvetlerinin faşizan saldırılarına verilen onlarca ölü, yaralı, sakata rağmen zayıflayarak da olsa varlığını hissettirmeye devam etmiştir.

Küresel sermayenin Fransa’daki sözcülerinin ve sahte “kurumsal muhalif” kesimin hesap etmedikleri şey; 2016’da “Nuit Debout”1 hareketiyle görünür hale gelen “gerçek toplumcu halk muhalefetini” temsil eden bu yeni başkaldırının bir DİP DALGA oluşturabileceği, ve bunun da Fransa Tarihinde yeni bir toplumsal ve siyasi yeniden biçimlenmeye doğru atılan radikal bir adımı temsil edebileceğiydi. Sırtını yaşanmakta olan somut toplumsal hayatın gerçeklerine dayamış, öznesi ise “artık zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmadığını” anlayan yoksullaştırılmış emekçi halk kitleleri olan bu ileri atılımın önemini bütün çıplaklığıyla görenler, yine de, radikal tüyler takınmış “sol kesim”den önce küresel sermayenin sözcüleri olmuştur.

Rothshild hanedanının adi bir çantacısı olan Macron’u ne yapıp edip seçtiren küresel oligarşik yapılanmanın Fransa’daki en bildik siması olan Jacques Attali’nin ağzından, “toplumsal muhalefetin ayağa kalkmasıyla eş zamanlı olarak bir “gelecek senaryosu” da ilan edilmiştir. Pis işleri gördürmek üzere başa getirilen Macron’un çabucak yıpranmış olması hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Onun yerini kimin alacağını daha şimdiden bilmekteyiz: “Fransa’ya yeni başkan olarak 2022’de bir kadını seçtireceğiz”! 2017 seçimlerinde ikinci turda Macron’un seçilmesinin en büyük nedeninin rakibi olan “ırkçı” Le Pen olduğunu bilen herkes, söz konusu kadının, 2022 seçimlerinin ikinci turdaki en büyük adayının yine aynı Marine Le Pen olduğunu da bilecektir.

Fransa’daki liberal faşist diktatörlüğün “oyun kurucusu” olan Jacques Attali’nin TV ekranlarında güle oynaya ilan ettiği ve 2022’de emekçi halka dayatılan senaryo gerçekte şu anlama gelmektedir: Size kendi celladınızı kendiniz seçmekten başka bir hak tanımayacağız! Türkiyeli okuyucuya bir fikir vermek için Türkiye şartları ile bir kıyaslama yapmamız gerekirse, 2022 seçimlerinin ikinci turunda Fransa emekçileri, AKP adayı ile MHP adayı arasında bir seçim yapmaya zorlanmaktadır…

.2) Her ne kadar kendisine biçilen “pis işin”, küresel sermayenin oyuncağı olarak, Fransa’da her şeye rağmen “Burjuvazinin devrimci yüzünü” temsil eden Ulus-Devlet yapısının yok edilişini tamamlamak olmuş olsa da; Macron, bir “liberal faşist” olarak yıkmaya çabaladığı aynı Ulus Devletin bütün kurumsal yapılarını bu iş için seferber etmekten çekinmemiştir. Zaten, “Küresel sermaye” dediğimiz, Ulus Devletin “Devletini” koruyarak ve kullanarak “Ulusunu” yani toplumsal yapısını yok etmek demek değil miydi? Boşuna mı, “kamusal olan her şey” lanetlenerek “özelleştirme” yoluna sokulmuştur? Macron’un “Cumhuriyet okullarını” ve üniversiteleri ören yerine çevirerek, ilkokuldan sonra halk çocuklarının “iş yerinin yolunu tutması” gerektiğini savunması başka ne anlama gelebilir ki?

Fransa’daki siyasi iktidarın katı kurumsal bir örgütlenmeye sahip “liberal faşist” karakterini büyük bir sağduyu ve zihin açıklığıyla fark eden kesim; düşünülebileceğinin aksine, “entel elit”, “akademisyen”, vb. den oluşan kesim olmamıştır. Tam tersine ve Fransa’nın tarihsel devrimci geleneğine uygun olarak bu bilinç sıçraması “sarı yelek” isyanı ile, bütün varlığı ile sermayeye teslim olmuş kurumsal entellektüellerin aşağıladığı halk kitlelerinin baş kaldırışıyla 2018’deki ilk ayaklanmayla kendisini göstermiştir. Fransızca RİC, Türkçe VİR (Vatandaş inisiyatifi referandumu) bu siyasi ve toplumsal akılda boy gösteren zihin sıçramasının en elle tutulur biçimidir. Merkeziyetçi Burjuva Parlamentarizmi yerine Somut maddi hayatı temsil eden DOĞRUDAN DEMOKRASİYİ gündeme getiren “toplumsallaşmacı” yeni yapılanmaya göre, parlameterizimin temel kuralı olan “temsiliyet”, her an sonlandırılabilecek bir şey olmakta, “yasama” erki, “sermayenin ahırı” olan Parlamentonun tekelinde alınıp, seçmenlerin paylaşımına açılmaktadır.

Yerleşik muhalefet içinde, “Sarı Yelek” isyanının genel olarak halk muhalefetine sahip çıkan siyasi kesiminin de içselleştirdiği RİC, liberal faşist diktatörlüğe karşı yürütülen gerçek bir demokrasi mücadelesini temsil etmektedir. Günümüzde, yani liberal faşist diktatörlük altında “burjuva parlamentosu” gibi araçlarla kırıntısının bile emekçi halk kitlelerinden esirgendiği “demokratik katılım” olayı, RİC ile doğrudan bir şekilde ve tam kapasiteyle toplumun bütününe açılmış olmaktadır.

68 Fransa

(68 Fransa’da öğrenci ve işçilerin düzenin sınırlarını zorladığı isyan, yeni biçimler alarak neoliberalizmin acımasız tasfiyeciliğine yöneldi-editör)

.3) J. Attali gibi azılı bir liberal faşistin, geçen seçimlerde de Macron’a rakip olarak çıkarılan Le Pen’in, 2022 İkinci tur seçimlerinde en güçlü aday olması ne anlama gelmektedir? Diğer bir deyişle, makyajlanarak “güler yüzlü” bir hale getirilen bu ırkçı faşistin işlevi veya misyonu ne olacaktır? Bunun, kapitalist sistemin Fransa toplumunda elli yıldır oluşturduğu “kara delik”in “ırkçı milliyetçilik” gibi uzak geçmişin tedavülden kalkmış toplumsallık biçimleriyle örtülmeye çalışılması; geçmişin “ölü zamanlarının” maddi hayatın devamını simgeleyen geleceğin “canlı zamanını” kurban etmesi demek olduğunu önceki yazılarımızda altını çizerek belirtmiştik… Dolayısıyla Le Pen’in, küresel sermayenin dünyanın her yerinde gerçekleştirdiği plana uygun olarak ve “solcu” hainlerin timsah gözyaşları altında seçilmesi, asla ve asla, iktidardaki liberal faşist diktatörlükle çelişen bir şey değildir. Ancak, Le Pen ırkçısının, hazırlanan tezgaha uygun olarak seçilmemesi de, “faşizme karşı baraj oluşturmak için” liberal faşist Macron’a oy verilmesi çağrısı yapmaya başlayan “solcu” hainlerin iddia ettiğinin aksine, küresel sermayenin Fransa’da ikame ettiği liberal faşist diktatörlüğün arzuladığı bir diğer hedeftir.

Tarihi sonuna ermiş olan kapitalist sistem için herhangi –küçük de olsa- bir yenilgi, tahammül edilebilecek ve bu yüzden göze alınabilecek bir konu değildir. Tıpkı finans sektöründe olduğu gibi, en ufak bir kriz, topyekun bir “sistem krizine” dönüşebilmekte, ve küreselleşmenin de etkisiyle, bütün sistemin toptan bir çöküşe yol açabilmektedir. Sermayenin, günümüzdeki kurumsal muhalefetin en çürümüş en hain ve dolayısıyla gerçek halk muhalefetine karşı en yıkıcı olabilen kesimi olan SP ve FKP’yi, sınırlı da olsa halk muhalefetine en yakın olan “Boyun Eğmeyenler” hareketinin adayının üzerine aç köpekler gibi saldırtması, sermaye iktidarının zayıflığının bir diğer göstergesidir.

.4) Türkiye’de olduğu gibi bütün Dünya’da da, günümüzde birbirlerinden hızla ayrışmakta olan iki tip muhalefet bulunmaktadır. Biz bu hızla birbirlerinden ayrılmakta olan muhalefeti en açık seçik bir biçimde Türkiye’deki yerel seçimler sırasında İstanbul’da dayatılan, İmamoğlu’nun oylarını 800 bin arttıran erteleme seçimlerinde gözlemleyebilmiştik. (Bkz. “Yarın çok güzel olacak” neyin adıdır? Başlıklı yazımız)2 Fransa şartlarında ise ayrışma kendisini 2016 “Nuit Debout” hareketinde ve onu takiben 2017 “Başkanlık seçimlerinde” hissettirmeye başlamış ve 2018 Aralığında “Sarı Yelek ayaklanması” ile de iyice ete kemiğe bürünmüştür.

Gözlemlerimize konu olan bu iki tip muhalefet, içinde yaşadığımız şartlardaki yerleşik düzende ve buna bağlı olarak genel olarak “dünya düzeninde” yaşanmakta olduğunu uzun süredir vaaz ettiğimiz “tarihsel kopuş” olayı ile doğrudan ilintilidir. Gözlemlerimizde kendisini en açık seçik bir biçimde, tarihsel değişimin maddi şartları ile bu değişimin öznesi konumunda olan birey ve toplumsal gurupların mutlak bir uyumsuzluk haline girmesinde belli etmektedir. Bu uyumsuzluk hali, belli kişi ve gurupların, bir önceki dönemde sahip oldukları nitelik ve anlamlarını kaybetmiş olmalarının ve hatta geldiğimiz yerde kendi karşıtlarına dönüşmüş olduklarının da göstergeleri durumundadır. Örneğin, ya tarihin çarkını dönüştüren “ilerici” bir konumdayken “kara bir gerici” haline gelmişlerdir; ya da tarihsel bir sıçramanın öznesi olabilen “devrimci” bir konumdayken, “karşı devrimci” haline dönüşmüşlerdir.

.5) Birbirlerinden kesin kes ve geri dönülmez bir şekilde ayrışan bu iki tip muhalefetten birincisi kurumsal veya “sahte” olarak adlandırdığımız muhalefet biçimidir. En belirgin özelliği yerleşik düzenin değişmediği, bu yüzden de muhalefetin de gerçekleştirdiği siyasetin sürekli olarak ne içeriğinin ne de araçlarının değiştirilemeyeceği “tabusu” üzerinden eylem ve mücadele seçimleri yapmasındadır. Bu açıdan, gelenekçiliği ile övünen “traid union”cu Anglosakson geleneğine uygun bir siyaset yapma biçimidir. “Özgürlükçü” (liberal) görünmesine rağmen son derece tutucudur.

Kapitalist sistemin bekasından başka bir amacı olmayan bu muhalefet tipinin mücadele kural ve koşullarını belirleyen toplumsal ve siyasi kurumların bahşettiği şartlara mutlak bir uyum öngörmektedirler. Bu kurumlar içinde “tanrı kelamı” olarak kutsanmış olan burjuva parlamenter sistem”dir. Yasama erkini tekelinde bulunduran bu sistemin, “temsili” bir şekilde işlerliğe sahip olsa da, siyasi eylemliliğini tek yanlı ve uzun süreli olmak üzere yukarıdan aşağıya doğru belirlemiş olması da bir tür “Anayasa kuralı” niteliğindedir. Siyasi rengi ne olursa olsun (muhafazakar-liberal veya faşist-komünist, fark etmez…) legal plandaki ve yerleşik düzenin dışına çıkmayı reddeden bütün siyasi formasyonların varoluş şartı bu tür bir işleyişi kabul etmekle başlamakta ve son bulmaktadır.

Kurumsal muhalefetin; sanki “doğa yasası” gibi yerleşik düzende bir “değişmez” veya “değiştirilemez” gibi işlerliğe sahip olmuş olmasının zorunluluğu, uzlaşmaz toplumsal sınıfların, toplumsal ve siyasi yapılanmayı kesin kes belirlemiş olmasıyla ilgili bir konudur. Asırları kat ederek günümüze kadar ulaşabilmiş olması, tarihsel olarak sermayenin toplumsallaşma oranının yüksek olmuş olması (üretim faaliyetinin varlığı ve düzenli bir gelişme kat etmesi) ve emekçi kitlelerinin yaşam şartlarını bu gelişmeye bağlı olarak “sınıf mücadeleleri sayesinde geliştirebilmiş olmasıyla ilgili bir konudur.

Günümüzdeki sermaye birikiminin; yeni bir toplumsallaşma sürecine daha girmiş olmasını bir tarafa bırakalım, aksine sürekli bir biçimde gerilediği hesaba katılırsa, kurumsal muhalefet de toplumsal niteliğini kaybederek, sahte muhalefete dönüşmüş, sermaye sınıfının artık sadece basit bir müttefiki değil ama doğrudan kolluk gücü haline gelmiştir. Bu dönüşüm aynı zamanda kapitalist sistemin insan toplumu için devasa bir kara deliğe dönüşmüş olması sürecidir. Bu süreçte, geçmiş tarihi dönemin aksine, yerleşik düzene ve kapitalist sisteme doğru gerçekleştirilen her entegrasyon hamlesi, maddi hayata ve hayat şartlarını iyileştirmeye doğru bir ilerleme ile sonuçlanamayacağı (daha doğrusu sonuçlanmadığı) gibi, tersine bir şekilde “kara deliğe” yani mutlak bir ölüme doğru yolculuğu oluşturmaktadır.

.6) Günümüzde, gerçek muhalefet ile sahte muhalefeti birbirlerinden mutlak bir şekilde ayıran kıstas, kurumsal olmanın sunduğu şartlarla, tarihsel gelişimin sunduğu şartların birbirlerinden ayrılmasıyla ilgili bir konudur. 2022 seçimlerinde Fransa’da yaşananlar tam da bu gerçeklik hesaba katılmadan tam olarak anlaşılamayacak, ileriye dönük olarak ders çıkarma özelliği olan bir deney olma özelliğini kaybedecektir. Ama somut olayları yerli yerine koyan analizlere geçmeden önce şu noktayı özellikle tekrar belirtmemiz gerekmektedir: Bir muhalefetin kendi karşıtına dönüşmüş olmasıyla, o muhalefetin ideolojik ve siyasi niteliğinin sözlüklerde yazılı anlamı arasında doğrudan bir anlamsal ilişki bulunmamaktadır. Örneğin, her cebinden geçmişe dair bir parti ve örgüt kartı çıkaran ve “ağır bedeller” de ödemiş olan 68 veya 78 kuşağının devrimci kitlelerinin içinden önemli bir kesimin, neo-liberal kriz ve çöküş dönemlerinde bir çeşit “devrim ağalarına” dönüşmüş olması, bunun Türkiye’de şahit olduğumuz örneklerinden birisidir. (Fazla bilgi için bkz. “Çıkış Hattı, El yayınları)

Fransa şartlarında konumuzla ilgili en somut örneklerden başlıcaları, “devrimci olma özelliklerini epeydir kaybetmiş olmalarına rağmen ülkedeki emekçilerin yaşam şartlarını iyileştirmede belli sorumluluklar üstlenmiş olan Sosyalist Parti (SP) ve Fransız Komünist Partisi (FKP)nin geldikleri yerde sahip oldukları açık “liberal faşist” ve hatta “karşı devrimci” niteliklerdir. Saydığımız her iki siyasi formasyon bu özelliklerini en açık ve seçik olarak, bir ayağı geçmişin “toplumsal ilerlemeci” döneminde, diğer ayağı bugünün devrimci halk muhalefetinde olan “Boyun Eğmeyenler” hareketine (BEH) karşı geliştirdikleri tavırlarında ortaya koymuş bulunmaktadırlar. Neticede, 2017 öncesi, siyasi iktidarı elinde bulunduran bir parti olan SP, -uyguladığı radikal ve aleni emekçi halk düşmanlığı güden liberal faşist politikalar yüzünden, 2022 seçimlerinde %1,5 oy sahibi ancak olabilen bir partiye dönüşen SP- bütün seçim kampanyasını BEH’nin adayına karşı açık siyasi ve ideolojik saldırı üzerine inşa etmiştir. Liberal faşizm ile damgalanmış “zamanın ruhuna” ve yerleşik iktidara uygunluk prensibine göre hareket eden SP kadroları bölük bölük eski arpalıklarını terk ederek Macron’un partisine katılmış bulunmaktadır.

1970’lerde %25’lere varan oy oranıyla, işçi ve diğer emekçi kitlelerinin içinde “sarsılmaz” bir şekilde tartışmasız kök salmış olan ve tarihi geçmişi faşizme karşı mücadelede kahramanlık destanlarıyla dolu geçmişin şanlı FKP’sinin durumu sevgili “suç ortağı” SP’den farklı değildir. Ülkenin en büyük siyasi partisiyken, 2022’de sadece ve sadece %2,5 oy alabilmiş bir parti haline gelmiş olan FKP’de hiçbir yanlış anlamaya yer bırakmayacak bir şekilde, seçime katılma nedenini BEH’nin adayının ikinci tura geçmesini engellemek olduğunu ilan etmiştir.

.7) SP ve FKP’nin kurumsal ve “sahte” muhalefetinin BEH ile arasında var olan husumet, her iki tarafın “muhalefet etme” biçimindeki farklılıklardan kaynaklandığı açıkça ortadadır. BEH, her ne kadar burjuva parlamentosu üzerinden siyaset yapmayı esas alan kurumsal muhalefeti, başlıca muhalefet etme biçimi olarak kendisine model olarak almış olsa da, diğerlerinden “sahte” olmaya direnme ve “burjuva demokrasisi” ütopyasını hayata geçirme konusunda ayrılmaktadır. Siyasi planda “Ulus-Devletçi” ve “küreselleşme karşıtı” bir çizgi izlemektedir. Artık siyaset sahnesinde ilan edilmiş ilkeleri ve özgürlükçü siyaset yapma biçimiyle bir adım ileride olan gerçek toplumsal muhalefet ile ittifaka geçmiş durumdadır. Seçilmiş vekilleri bile, İngiltere “Lordlar Kamarası” gibi bir çeşit “aristokratik kurallara” göre işleyen Fransız Parlamentosunun çehresini değiştirecek kadar, daha çok “hizmet eksenli” bir davranış biçimi” izlemektedir. Bu anlamda, kendilerine daha çok “Robespierre”in vekilliğini öne almaya çalışmakta, “kapı kulu” ve “sembolik” bir temsilcilik yapmayı reddetmektedirler. Kendi içlerinde, Komünistinden Çevrecisine ve “Üçüncü Dünyacısına” kadar çeşitli siyasi ve düşünsel akımları barındırabilmektedir. “Toplumsal ilerlemeci” (Bkz. “Denge ve Devrim” ve “Çıkış Hattı”) ve “paylaşımcı” bir sosyo-ekonomik çizgiye sahip olsa da zaman zaman ilan ettiği “anti-kapitalizmi” sistem ile temelli bir kopmayı gündemine koymamaktadır. Güçlü ve üzerinde çalışılmış bir siyasi programa sahip seçimlerdeki tek örgüt konumundadır…

BEH hareketi, “burjuva demokrasisi” ütopyasının toplumsal sınıfların varlığını yok sayan saçmalığına rağmen savunma ve uygulama peşindedir. İdeolojik planda Robespierre’e bütün yakınlığının –özellikle de liderleri j-L Melenchon üzerinden- nedeni budur. Ancak, siyasi eylemliliğini de bu ideolojik hedefine uygun hale getirmiştir. Sadece “çoğunluk yaratıp” milletvekili çoğunluğu için çabalama gibi “temel” bir çizgiye sahip olmayı reddetmiştir. Açıkça küreselci ve liberal faşist çizgiye sahip olan PS ile bütün ilişkisini kesmiş olması ve “seçim ittifakları” için onunla bağını asla kopartmamış olan FKP ile içine girdiği ittifakı 2017’den önce sonlandırmasının nedeni budur. BEH hareketi, her ne kadar “kurumsal muhalefet” tarzı bir siyasi çerçeve içinde hareket etmeye çabalasa da, mevcut kurumları tanımlayan ve onların işleyişlerini düzenleyen 5. Cumhuriyetin yıkılmasını; alttan yukarı kurulacak bir “kurucu meclis” ile birlikte, Devletin kurumlarını ve işleyişini yeniden tanımlayan 6. Cumhuriyetin ikamesini savunmaktadır. BEH’ni RİC üzerinden “Sarı Yelek” hareketine yaklaştıran da işte bu “kurumsal reform” hamlesidir.

2022 Başkanlık seçimleri açısından şu durum artık olgular ve onların son yirmi yıllık evrimi tarafından kesin bir şekilde onaylanmış durumdadır. Seçimlerin birinci turunda hedeflediği şeyi yani BEH’nin adayını çok az bir oy farkıyla saf dışı ettirerek başaran PS ve FKP olmuştur. Bu aleni liberal faşist düzen erbablığını, dolayısıyla “siyasi hainliği” muhtemelen partilerin yöneticilerine bir-iki milletvekili koltuğu bahşetmek veya bir devlet kurumunda “arpalık” sağlamak karşılığında parti kadroları gerçekleştirmiş, ”iman sahibi” –özellikle FKP açısından- taraftarlar da bu halk ve emekçi düşmanlığına alet edilmişlerdir.

.8) BEH’nin lideri Jean-Luc Melenchon (JLM) bugün yetmiş yaşında olan tecrübeli ve “genel kültür sahibi” bir siyasetçidir. Kariyerine “68 kuşağınnın temsilcilerinden” olarak Troçkist bir örgüt içinde başlamıştır. 1980’lerden itibaren PS’ye katılarak “Mitterrand’cı olmuş ve partinin “sol kanadı” içinde yer almıştır. 2000’li yılların başlarından itibaren, bir “sol ulusalcı” olarak tam anlamıyla küreselci bir çizgi izleyerek PS’den ayrılmış; birkaç arkadaşıyla birlikte “Sol Parti” denilen yapılanmayı kurmuş, “AB’ye teslimiyet” çizgisine karşı radikal bir mücadele yürütmüştür. Kendi siyasi etki alanını geliştirmek ve 2005’ten sonra AB karşıtı bir seçim zaferinden sonra varlığı yavaş yavaş hissedilmeye başlamış olan “halk muhalefeti” ile ittifak arayışına girmiştir. Bu yıllarda kurulmaya başlanan ve bir seçim ittifakına dönüşerek kurumsallaşan “Sol Cephe” formasyonun kuruluşuna önayak oldu.

(Fransa CB seçimlerinde ilk turda % 22 oy alan Jean-Luc Mélenchon)

Sol Cephe” ittifaka katılanlarla birlikte bir seçim deneyi yaşadıktan sonra 2017 seçimlerinin öncesinde dağıldı. FKP, hala bugün de, belli başarılara imza atan kendisinin de katıldığı bu yapılanmanın dağıtılmasından BEH ve özellikle de JLM’i sorumlu tutmaktadır. Oysa ki esas mesele, kesinlikle “halk düşmanı” bir örgüte dönüşen PS ile bütün eski siyasi birlikteliklerin son bulunmasından yana tavır takınan JLM ile, bu ittifakları kendi “kurumsal” ve “sahte” ittifak anlayışına göre sürdürmek isteyen FKP arasındaki uzlaşmaz görüş ayrılıklarıdır. Bu dağılmaya rağmen 2017’deki seçimlerde JLM, FKP’nin aday göstermemesinden de faydalanarak, çok önemli ve kendi hareketini sağlamlaştırıcı bir başarı kazanmıştır.

2022 seçimlerinin birinci turu öncesinde, sağlam ve kendi içinde tutarlı öneriler içeren siyasi bir programın etrafında, komünistinden çevrecisine kadar birçok militan ve sivil toplum şahsiyetini içeren “Halkçı Birlik” (Union Populaire) ittifakı kurulmuştur. Bu ittifak, hem devletin ve hem de sermayenin kendi özel güçlerinin (özellikle de medya aracılığıyla) seferber ettiği devasa güçlerin engelleme çalışmasına ve onların korosunda “assolistlik” yapan FKP’nin karalamalarına rağmen, kabaran gerçek toplumsal halk muhalefetinin gücü sayesinde sembolik değeri açısından çok önemli bir seçim başarısı kazanmayı becermiştir.

FKP’nin seçimin birinci turuna katılıp, JLM’in seçilmesine engel olan parti başkanı, misyonunu yerine getirmiş aşağılık bir “kapı kulu” edasıyla aynen şunu ilan etmiştir: “İyi bir Macron, işime yaramayan bir Melenchon’dan evladır”. Sağcısı ve solcusu ile bütün bu liberal faşizmin uşaklığına soyunmuş güruhun, bir “Robespierre’ci” olarak JLM getirdiği başlıca eleştiri onun “çok radikal” birisi olmuş olduğu iddiasıdır. Bizce “radikalliği” tartışılır bir konu olan bu iddia, bir taraftan sağın etkisindeki kitlelede iticilik yaratırken, diğer yanıyla da düzenin hizmetindeki “solcu” güruhu sürekli rahatsız etmiştir. Liberal faşist diktatörlüğün FKP içindeki “has adamı” olduğu anlaşılan ücretli hainin BEH’nin adayı JLM’u “işe yaramaz” diye onu karalamış olmasının başlıca nedeni budur.

Oysa ki; JLM’in eğer “en iyi yanı nedir?” diye sorulsaydı, tam da onun eleştirilen ama sorunsalla doğrudan nüfuz eden “kararlı” yanıdır. Kendisi, Birinci emperyalist savaşa karşı duruşunu hayatıyla ödeyen Jean Jaures’in geleneğine bağlı birisi olduğunu ilan eden siyasetçi olarak, çok büyük bir hatip ve aynı zamanda söylevleriyle “halk eğitimini” de gerçekleştiren bir pedagogdur. Başlıca sorunu bizce özellikle de aynı radikalliğini “anti-kapitalist” olmak söz konusu olunca gösterememiş olmasındadır. Fransa’nın emekçileri onu gelecekte içinde bulunduğumuz şartlarda PS’nin ve FKP’nin kendi geçmişlerine ve işçi sınıfına karşı gerçekleştirdiği ihaneti teşhir eden birisi olarak hatırlayacaklardır.

.9) Fransa’daki seçimlerden, ülke emekçileri ve bütün dünya devrimi açısından siyasi muhalefetin nasıl olması gerektiğiyle ilgili daha şimdiden önemli sonuçlar çıkarmamız mümkün hale gelmiş bulunmaktadır:

  1. Fransa’da da, Türkiye’de daha önce gözlemlediğimiz siyasi ayrışma devam etmekte ve safları iyice netleştirecek şekilde karşı karşıya gelmektedir: Küreselleşmiş sermayenin çekim alanına bütünüyle angaje olmuş durumda olan “kurumsal” ve/veya “sahte” muhalefet bir yanda, toplumsalcı-halkçı gerçek muhalefet diğer yanda.

  2. Sahte muhalefet cenahında sağcı-solcu, ilerici-gerici, sosyalist-faşist gibi bütün siyasi oluşum ve eylemler, ya orijinal renklerini kaybetmekteler, ya da kendi karşıtlarına dönüşmektedirler. Eylemlerini, doğrudan doğruya sermayenin çıkarları doğrultusunda bir işlerliğe sahip yerleşik düzenin kurumlarına uygun hale getirmiş olmaları bu durumun başlıca sebebidir.

  3. Toplumsallaşmacı-halkçı gerçek muhalefet için yerleşik kurumların kuralları çerçevesinde siyaset yapma imkanı, Fransa gibi “demokrasinin beşiği” olarak bilinen bir ülkede bile giderek daha da kaybolmaktadır. Bunun yanında, emekçi halk kitlelerinin muhalefeti sokağa taşmış bulunmaktadır. Seçimlerde BEH’nin sözcülüğünü yaptığı “6. Cumhuriyet” şiarı yerleşik düzenin, sadece ekonomik sonuçları açısından değil ama toplumsal ve siyasi kurumları açısından da, reddi anlamına gelmektedir. Bu gibi siyasi talepler, liberal faşist diktatörlüklerin soldurduğu çiçeklerin renk renk yeniden açılmasının şartlarının yaratılması anlamına gelmektedir.

  4. Önümüzdeki dönemde siyaset arenası ve siyasi eylemliliğin kuralları değişecektir. Değişimin en belirgin olanı olan siyasi arenanın “parlamentodan” sokağa kaydığı gerçeği kendisini Fransa şartlarında 2016 ve 2018’den beri özellikle de “Sarı Yelek” hareketi” ile ortaya koymaya başlamış ve BEH üzerinden kendisine belli bir temsiliyet alanı da yaratmış bulunmaktadır. Geçen dönemde, parlamento çerçevesinde çok aktif ve etkili bir faaliyet yürüten BEH’li vekillerin zaten bir ayakları sürekli bir şekilde “sokakta” bulunmaktaydı. Gelecek günlerde de “sokağa yakınlık” daha önemli bir hal alacaktır. Özellikle de yoğun bir şekilde BEH’nin yanında saf tutan genç nüfusun bu yakınlığı dillendirdiğine şahit olmaktayız.

  5. Fransa’da yakın geleceğin yeniden bir toplumsal ve siyasi yapılanmaya sahne olacağı, bir seçim vaadi olarak JLM tarafından ilan edilip program altına alınmıştı. Eğer seçilebilseydi, bu yukarıdan aşağı doğru gerçekleştirilecek olan “kurumsal bir reform” olarak kalırdı. 6. Cumhuriyet perspektifi ve RİC’in gerçekleştirilmesi, toplumsalcı-halkçı gerçek muhalefetin gündeminde önümüzdeki dönemde de olmaya devam edecektir. Ancak “doğrudan demokrasiyi” yaygın bir şekilde gerçekleştirmeyi hedef alan bu perspektif, doğrudan çalışan nüfusun eseri olarak aşağıdan (sokaktan) yukarı topyekun bir devrim hareketiyle kurulması pratik siyasi bir mesele olarak gündeme geldi.

  6. Önümüzdeki günlerin, pratik siyasi sorunların çözümünün yanında, kapitalist sistemin çöküşüne paralel olarak “hayatta kalma” mücadelesini de siyaset alanına sürmesi kuvvetle muhtemel bir durum olarak, Fransa’nın ve dünyanın diğer ülkelerinin gündemine getirmektedir. Bu durumda, siyasi ve toplumsal yapılanmayla birlikte ekonomik alt yapının yeniden yapılanması, bir toplum modelinden (kapitalist sistem) diğer bir toplum modeline (komünizm) geçişi de gündeme gelecek gibi görünmektedir.

Seçim deneyinden çıkan sonuçları tek bir anahtar kavrama indirerek dillendirmemiz gerekirse şunu ifade etmek, gerçeğe uygunluk bakımından yerinde olacaktır: GELECEĞİMİZİ SINIF MÜCADELELERİ BELİRLEYECEKTİR.

1 Bu hareketi sıcağı sıcağına analiz etmeye çalışan bir yazımız Mayıs 2016’da bir yayın organında yayınlandıktan sonra, düzeltmeler de yapılarak “Denge ve Devrim” adlı kitabımızda yeniden yayınlandı (S. 137-149) El yayınları (2018)

2 EK dergi’de yayınlanan yazının linki: https://www.ekdergi.com/her-sey-cok-guzel-olacak-neyin-adidir/

Diğer Yazılar

ÖRGÜTSÜZLÜK VEYA HOMOSAPİENS’TEN NEANDERTAL’E DÖNÜŞ

Taner Renda / 19.02.2024 Hiç merak ettiniz mi Neandertal insanı ile Homosapiens insanı aynı zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir