UKRAYNA’YA ÇOK ÜZÜLEN BİZLERİ SEVİYORUM

Taner Renda / 03.03.2022

@RendaTaner

Çok üzülüyoruz çok. Ne olacak şu zavallı ve masum Ukraynalıların hali diye. Çünkü hain Putin, vurdukça vuruyor sivil Ukraynalıları. Gece gündüz sokakları bombalıyor. Şu ana kadar yüzlerce sivil ve de çocuk ölmüş. Ama çiçeği burnunda Başkan Volodimir Zelenski, hiç korkmuyor Putin’den. Halkı Putin’in askerlerine karşı direnmeye çağırıyor. Ve bütün Batı ayakta alkışlıyor bu destansı direnişi. Ve Almanya ve ABD ve İngiltere ve de bilumum NATO ülkeleri Başkan Volodimir Zelenski’ye gizli veya açık silah “yardımı” yapıyor. Her biri direnişlerine devam etmelerini söylüyor Ukrayna halkına. Bütün bir ülke olarak çok yakından izliyor ve hep birlikte Başkan Volodimir Zelenski’yi yürekten destekliyoruz. Ve de olmazsa olmazımız olarak Ukrayna halkının da yanındayız. Elbette bazılarımızın yüreği sokaklardaki Ukraynalı sarışın kadınların düştüğü duruma hepimizden çok fazla üzülüyor. Ellerinden gelse; evlerinde “koruma amaçlı misafir bile edecek” derecede üzülüyorlar.

                                                                                       (Karikatür-Ercan Akyol)

Biraz nefes almama izin verin. Şu yukarıda anlatmaya çalıştığım felaketin çok daha fazlasını ülkemizde yıllardır Kürtlere yaşatıyoruz. Ne ülkemizin pek çok saygıdeğer vatandaşlarının kahir ekseriyetinden ne de Dünyanın dost ya da düşman ülkelerinden buna benzer bir çığlık duymadım. Belki de benim kulaklarım yaşımdan dolayı ağır işitiyor ve gözlerim de yeterince okumakta eskisi kadar mahir değil herhalde.

Savaş başkalarının topraklarında olduğunda; ülkemiz insanı nedense çok fazla barışsever bir kimliğe bürünüyor. Ülkelerin bağımsızlığı kırmızı çizgileri oluveriyor. Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı ve hasta insanlar nedense fazlaca önemseniyor. Hatta insan hakları da o saatten sonra asla taviz verilmemesi gereken temel bir gereksinim olarak benimseniyor. Dedim ya, bunların hepsi başka ülkelerin başına gelirse ülkem insanının kabulüne mazhar oluyor. Yok, eğer bütün bunlar ve de hatta daha fazlası bizim ülkemizde oluyor ve kendi kampına dokunmuyorsa; üç maymun tiyatrosunun başrollerinin temel prensipleri benimseniyor: Görmedim, Duymadım ve Söylemedim.

Bir de işin sol’dan bakanları var ki; evlere bile şenlik değil. Sovyet döneminin bittiğine inanamayanlar: Rusya’nın ABD, Almanya, İngiltere vb gibi emperyalist olduğuna hala kabul etmediklerinden ve bu emperyalist ülkelere karşı çıkan Rusya’yı anti-emperyalist çizgide görüp, bayrak sallamaları ise gülemeyeceğimiz bir cehaleti temsil ediyorlar.

Ukrayna’nın ise ülkesinin işgal edilmesine karşı şu ya da bu şekilde mücadele etmesi alkışlanacak bir tavır. Ama bir de işe hamaset olmadan bakalım. Putin’in adamına karşı zafer kazanıp; ülkeyi NATO’ya sokmaya çalışan Başkan Volodemir Zelenski’nin içtenliğine ben hiç inanamıyorum. Arkasından itekleyen emperyalistlere de inanmamakta sonuna kadar haklıyız. Eğer bu kadar korumakta haklılrsa; yapılacak iş çok basit: hemen NATO’ya bağlı ülkeleri toplarsın ve Ukrayna’yı NATO’ya kabul ettiğine ilişkin karar alırsın. O andan sonra Rusya kılına bile dokunamaz. Bu kadar basit bir işlemi neden yapmadılar? Çünkü dertleri Ukrayna’nın korunması değil. Bu arkadaşı Putin’e karşı arkadan iten bu emperyalistler, iş Rusya ile kapışmaya geldiğinde; siper gerisine çekilip, Putin’in hata yapmasını beklediler. Beklediler ki; prestijli Putin’in fiyakasını çer çöp etsinler. Ve bekledikleri de oldu. Saray’ın içine kapanan bu zat-ı muhterem, tanrı katına çıktığına inandığından; savaşı kendi kafasında yapıp, yengi ile bitirdi. Aslında halkları teslim almak her zaman sanıldığı kadar kolay olmuyor. Bazen halklar çok asil çıkıyorlar. Putin’in hakiki Rus olarak görmediği Ukrayna halkı, aslında Rusya’nın doğduğu anavatan olan yer, şu andaki Ukrayna’nın başkenti Kiev’dir. Bizzat gidip görmüşlüğüm var. Hem de Sovyetler Birliği döneminde. Rus Komünist Partisi, gelen konuklarına burayı tam da benim söylediğim gibi tanıtıyordu. Ne olduysa Putin Efendi, bu eski ve doğru hikayeyi beğenmemiş olacak ki; işgal etmenin ideolojik malzemesi olarak kullandı. Ha bizde de 12 Eylül döneminin faşist generali Kenan Evren de aşağı yukarı aynı hikayeyi 1980’lerde Kürtlerin aslında Türk olduğunu ama yaşadıkları coğrafi koşullardan dolayı çok kar yağan bölgede gezenlerin ayaklarından çıkan kart kurt seslerinin giderek Kürtlere dönüştüğünü söylemişti. Uydur uydur yaz davranışı nasıl da benzeşiyor değil mi? Kendine bir saray yaptıran Erdoğan’ın da aynı yoldan gittiğini hepimiz görüyoruz. Sanırım sonu da onlar gibi olacak.

Kürtleri kandırmak artık eskisi kadar kolay değil. Ama rejimin muhalefeti altı benzemezler, güçlendirilmiş parlamenter rejimi kurmak üzere yola çıktılar. Lakin farenin kendini gizlemesi peyniri görene kadar denir ya; hah işte yine HDP’li bir Kürt milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak isteyen AKP+MHP faşist iktidarının oylamasına bu arkadaşlar bir Kürt milletvekili görünce; fareliğine geri döndüler. Yahu sizler salak mısınız ya da bu Kürtleri salak mı zannediyorsunuz? Kaldırmak istediğiniz yönetimin savcılarının ve hakimlerinin kirlenmiş vicdanlarına bırakmak da neyin nesidir?

Diğer Yazılar

FAŞİZM VE OTORİTERİZM

Mert Yıldırım / 19.02.2024 Açık faşizm, otoriterizm veya tek adam rejimi adı her neyse en …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir