MUHALEFET NE MENEM BİR ŞEYDİR ?

Mert Yıldırım / 07.02.2022

Muhalefetin kavramsal çerçevesi kurulu bir sisteme, hükümete ve hatta iktidara karşı anlamında tanımlanır. Fakat bu tanımlama önemli ölçüde toptancı bir tanımlamadır. Çünkü bu ifade de neye, niçin ve ne kadar muhalefet olduğu çoğu zaman belli değildir. Hatta çoğu zaman burjuva partilerinin kayıkçı dövüşü muhalefet olarak lanse edilir.

Söz gelimi millet ittifakı, havada uçuşan onca büyük laflara karşın sahiden muhalefet midir? Muhalefet ise neye, ne kadar muhalefettir? Memleketin temel meselelerine ilişkin derli toplu bir programları varmıdır? Az buçuk siyasetin disiplinini bilenler sözü edilenin muhalefet değil, kayıkçı dövüşü  olduğunu bilir.

Ekonomik iyileştirme ve siyasal özgürlükler için verilen mücadele demokratiktir ve özü itibariyle sistem içidir. Ama sosyalistler ve demokrasi güçleri hedefini bununla sınırlı tutmaz.

Demokrasi ve sosyalist güçlerin verdiği demokrasi mücadelesi ilk planda sistem içi görünse de, son tahlilde iktidarı hedeflediği için sadece muhalefet değil, aynı zamanda devrimcidir. Devrim mevcut iktidarı değiştirmek ve yerine yeni bir iktidarı kurmak demektir.

Sol-sosyalist güçler demokrasi mücadelesini önemserler. Özellikle gericilik zamanlarında bu daha da büyük önem arz ediyor. Çünkü demokrasi mücadelesi hem kitleleri eğitir hemde devrime mevzi kazandırır.

Ve burjuva demokrasisi…

Belki kimimize klişe gelebilir ama halen emperyalizm  çağındayız. Buna Negri’nin deyimi ile “imparatorluk” demek tam olarak oturmuyor. Hatta bu tür kavramlar çoğu zaman anlam kaymasına neden oluyor. Son otuz yıllık gelişmeler yeni ilişki ve sömürü metodları ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ama bu ilişkiler post emperyalizm değil, emperyalizmin yeni dönemini ifade ediyor.

Emperyalizm, kapitalizmin en gerici aşamasıdır. Ve bu aşamada burjuvaziden  demokratik muhalefet beklemek beyhudedir. Bazen demokratik görüntü ortaya çıksa da bu istisnadır. Bu istisnaya da çoğu zaman sol-sosyalistler vesile olmaktadır.

Sol-sosyalist ve demokrasi güçlerinin mücadelesi bazen karşı devrime bazen de burjuva demokratik iklime neden olur. Devrimci dalga koşullarında ortaya çıkan burjuva demokratik muhalefetin birinci hedefi sol-sosyalist hareketi demokratik vaatlerle barajlamaktır.

Örneğin Güney/ Latin Amerika ülkelerinde yer yer yaşanan burjuva demokratik muhalefet esas olarak böyledir. Türkiye gibi Ortadoğu ülkelerinde ise bu örneğe pek az rastlarız. Bunun hem tarihsel hem de siyasal ve iktisadi nedenleri bulunmaktadır.

1980 öncesinde yaşanan “karaoğlan”  hikayesi, “ortanın solu” ve “halkçı ” söylemlerde yukarıda vurguladığımız şartların sonucu ortaya çıkmıştır. Aslında Karaoğlan denilen Ecevit’in ve partisinin kendisi hiçbir zaman sol veya sosyal demokrat olmadı. Bunu yirmi yıl önce başbakan iken 19 Aralık hapishane  operasyonlarında ve Kürt halkına karşı uygulanan gözü kara siyasi pratikte gördük.

Asyatik Ülkelerde Burjuva Demokratik gelenek yoktur.

Türkiye bir ayağı Avrupa da bir ayağı ön Asya’da olan bir ülkedir. Bundan dolayı şizofren bir kimliğe sahiptir. Ancak son yirmi yıl içinde ki gelişmelerle birlikte Türkiye tipik bir Ortadoğu ülkesine dönüşmeye başladı. Cumhuriyetin kuruluşunda (eklektikte olsa) var olan batı teamülleri tedricen tasfiye ediliyor. Her şeyin tek elde toplanması, kişi kültünün yüceltilmesi, dini söylem ve sembollerin artması  Ortadoğulaşmanın birer işaretidir.

Ortadoğu coğrafyasında Sivil toplum geleneği ve dinamikleri zayıf, üretim ilişkileri çarpıktır. Bu nedenle burjuva demokratik muhalefetin dinamikleri ve gelenekleri zayıftır.

Olmayan bir burjuva demokratik muhalefetten medet ummak nasıl beyhude bir siyaset ise yine sol sapmayı ifade eden sol sekter programları dillendirilmekte pek sahici değildir.

Çünkü dört başı mamur faşizmin icrası ile karşı karşıyayız. Ve bu icranın kurumsallaştırılması  için her türlü yol ve yönteme başvuruluyor. İçine girilen ekonomik krizi yönetmek için siyasal baskılar hız kesmiyor. Tüm kesimler terörize ediliyor. Her gün yeni bir gündem ile demokratik siyaset kriminalize ediliyor.

Kriz sadece ekonomik planda yaşanmıyor. Geçen yıllar içinde kurucu rejimin ideolojik ve kültürel kodlarında da ciddi bir aşınma yaşandı. Kemalizm yerine dışarıda Enverci, içeride Abdülhamitçi çizgi epey bir yol aldı. Durum böyle olunca liberal siyasi söylemlere ve pratik tutuma sahip burjuva muhalefet beklenir. Ama öyle olmuyor.

CHP’nin son zamanlarda pratikleştirdiği politik dil, gündem oluşturma çabası burjuva demokratik muhalefet görüntüsünü vermeye başlamıştı. Özellikle tezkereye hayır demesi ve Garé operasyonuna yaklaşımda acaba devletin ‘derin aklı’ akıl mı verdi, acaba CHP iktidara mı hazırlanıyor denilmeye başlanmıştı.

Fakat son günlerde izlediği pratik politika soru işaretlerine neden olmaya başladı.

Buna örnek teşkil eden iki pratik tutumu verebiliriz.

Birincisi, CHP’nin HDP vekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına evet diyeceğini beyan etmesi oldu. İkincisi ise birkaç gün önce CHP sözcüsünün İmralı ile ilgili yaptığı açıklamadır. Bu her iki pratik tutum söz konusu partinin sahici çözüm yaklaşımından uzak ve statükocu çizgiden kolay kolay kopamayacağını gösteriyor.

Vakti ile Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının dokunulmazlığının kaldırılması için “anayasaya aykırı ama yine de evet diyeceğiz” dediklerinde bizzat kendileri tek adam sisteminin önünü açmıştı. Çünkü tek adam sistemi, diğer bir ifadeyle açık faşizm icrası bir devlet konsepti idi ve bunun içinde CHP’nin onayı da bulunuyor.

Bu defa da dokunulmazlık ve İmralı’ya ilişkin açıklamalar acaba CHP yeniden AKP iktidarına onay mı veriyor sorusunu gündeme getirdi.

Buna kafa yorması gereken en başta Kemalist ve seküler kesimdir. Zira bu tutumlar böyle devam ederse kazanan yine tek adam sistemi olur. Sonradan birilerinin kalkıp HDP ye “AKP ile işbirliği yapacak” demesi sarayın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Daha önce bu tür  söylemleri dillendirenler içinde kendisine solcu diyen çevrelerde vardı. Ama sonra direk veya dolaylı işbirliği yapanlar başkaları çıktı.

HDP’ye düşen ise büyük bedeller eşliğinde tek adam sistemine cepheden mücadele etmek ve geniş kesimler için demokrasi önermek oldu.

CHP ve İyi Partinin başını çektiği “muhalefet” rejimi koruma amaçlıdır. Rejimi zorlayan dinamikler olduğunda söz konusu Partiler yeniden statükoya sarılıyor.

CHP daha ileri bir muhalefet yapacak ise bu da yine demokrasi güçlerinin örgütlenmesine ve mücadelesine bağlı olacaktır. Ancak Sol-sosyalist çevrelerinin ve Kürt hareketinin önceliği CHP vb. sistem partilerinin ne yapacağını beklemek değil, devrimci ve demokratik seçeneği inşa etmektir.

Bu seçeneğin adı demokrasi ittifakı veya demokrasi cephesidir.

Demokrasi cephesinin ufku sadece seçim ittifakı ile sınırlı değildir. Olmamalıdır.

Kürt halkına özgürlük Türkiye halklarına demokrasi şiarı arasında diyalektik bir ilişki bulunmaktadır. ( Bu konuyu ayrı bir yazı olarak tartışacağız)

Durum bu iken hem Kürt hareketinin hem de Türkiye sol-sosyalist güçlerinin hedefi küçük ayrıntıları öne çıkarmak değil,  ortak çıkarları öne sürerek yan yana durmaktır.

Diğer Yazılar

SEÇİMLERE GİRERKEN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ MANZARA!

Mert Yıldırım / 26.01.2023 Karmaşık ve son derece kritik bir siyasi iklimde seçim sürecine giriyoruz. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir