RİTÜEL-İBADET-UBUBİYET-MAUN SURESİ

Hatice Kavran 01.08.2021

 

@haticekavranhdp

Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa. Bütün Müslümanlar için yeryüzündeki camilerin tamamından daha kutsal olan bu mescitler hiçbir zaman cami olarak isimlendirilmediler. Her müslümanın bir kere de olsa bu yerlerde namaz kılma isteği inançlarındaki en güçlü duygulardan biridir. Ancak bu mescitler de kimisi Müslümanların kimisi de başka inançlara sahip iktidar güçlerinin işgali altındalar.
Namaz kılınan yer anlamında Cami ve mescit ayrımı diğer Müslüman ülkelerde yapılmazken, Türkiye’de böyle bir ayrım yapılmaktadır. Bu ayrım küçüklük ve büyüklük ya da minare ve kubbeleri ile açıklamak; asıl nedenin (özellikle günümüzde) gizlenmesi için uydurulmuş bir söylemdir. Secde, dünyanın her yerinde inananlar için aynı anlama gelirken; secde edilen yer için ayrım yapmak, başka amaçlar için kullanılmak istendiği içindir. İktidarların gizli tutulan bu amaçlarını din ile yavaş yavaş, tepki çekmeden enjekte edebilecekleri en uygun alanlardır mescitler ve camiler.
Türkiye de namaz denilince cami akla gelirken; mescitler, kendi aralarında ikiye ayrılır. Daha özel birer yer ve daha az kişinin namaz kılacağı alanlar alarak düşünülür. İş yerlerinde ve bazı kurumlarda bulunan mescitler hariç, özellikle her yaz çocuklar ve kadınların gitmeleri sağlanan yerlere dikkat etmek gerekiyor. Çünkü temeller bu ikisi üzerinden atılıyor. Eğer kadın öğrenirse öğretir, çocuklarda en başından şekillendirilmiş olurlar.


Günümüzde mescitlerin en mühim görevi ise özellikle küçük yaştaki çocukların ve camilerin dışına itilen, evde zaman geçirmek zorunda bırakılan kadınların kuran ve islam inancını öğrenmek amacı ile gittikleri yer olarak bilinmekteler. Şaşalı camilere karşın bu mescitler ya bodrum katları, ya da kadınlar ve çocuklar dışında kimsenin uğramadığı öksüz yerlerdir.

 


Asıl amaçlarını gizleme gereği duyan yapılanmalar, bulundukları toplumların tepkisini çekmemek için, daha rahat hareket edebilecekleri ve toplumun ihtiyaç ve kutsallarını göz önünde bulunduran yapılar adı altında hareket ederler, faaliyetlerini genellikle dernek, vakıf gibi sosyal ve de inanç boyutu olan yapılar üzerinden asıl amaçlarını gerçekleştirirler. Hem devletler hem de cemaat benzeri örgütler, aynı yöntemleri kullanırlar.
Ülke sınırları içerisinde bu gizli amaçlı yapıların başında dini faaliyetlerin yapıldığı yerler gelmektedir. Bu yapıların arasında ilk sırada mescitler ve camiler gelir. Mescit, Secde sözcüğü ile aynı kökenden gelen ve secde edilen yer anlamındadır.


Özellikle bazı bölgelerde her sitenin içerisinde var olup mescit olarak kullanılan yapıların varlığı, görünüşte ya da halkın bilincinde, inançlarıyla ilgili olduğu düşünülse de; aslında bu yapıların faaliyetlerde bulunmalarına yetkililerin izin vermelerindeki asıl amacın bu olmadığı, sadece biraz merak ve gözlem, anlamaya yetmektedir.
Camiler ise, çoğunlukla yardımlarla yapılan, imamı devlet tarafından atanan, her Cuma günü cemaatten para toplanan ancak vaaz adı altında iktidarların istedikleri hutbelerin okunduğu ve Halkın dini duygularının sömürüldüğü devlet daireleridir. Ayrıca özellikle kadınların ve çocukların camilerden uzak tutulmalarının nedenlerinden biri de maddi olarak sömürülmeye müsait olamamalarıdır. Bu iki yapının da bağlı olduğu yer olan diyanet, hangi zihniyet iktidar olursa olsun, o zihniyetin din anlayışına hizmet eden bir kurumdur.
Bu gariban mescitlere hayatın dışında tutulan kadınların bilinç düzeyleri kontrol altında tutulmak istendiği için buralara yönlendiriliyorlar. Kadın ve çocuklar buralara Kuran-ı Kerimi okumayı ve mesajlarını anlamayı öğrenmek düşüncesi ile giderken; bu yerlerde genelde kuranı anlamadan Arapça daha güzel nasıl okurum yarışmaları düzenleniyor, tecvitli okumalar yapılıyor, ama içeriğine yani kuranın asıl mesajlarına dokunulmuyor hatta kuranın anlaşılması engelleniyor. Ayetlerin mesajları ya da nüzul sebepleri arasında kuranı daha güzel okumak, bunun için yarışmalar düzenlemek gibi amaçlar yoktur.


Üç bakanlığın bütçesinin toplamından daha fazla bütçeye sahip olan diyanet kurumu, bütçesinin artırılması için talepte bulunmuş. Cemaatler bu mescitleri kendi aralarında bölüşmüş olsalar da diyanete bağlı olarak faaliyetlerde bulunuyorlar. Anlaşma şu şekilde görünüyor. Cemaatler üzerinden devlete bağlı, sorgulamayan bireyler yetiştirmek ve hatta devletin kutsallığını daha iyi anlatan cemaatlere destek sunmak için, bütçesinin artırılmasını isteyen diyanet kurumu bütün bu yapılarla üç değil, belki de altı bakanlığın işini üstlenmiş ve kendisine verilen görevi çok daha başarılı bir şekilde yerine getiriyor. Çünkü her cemaatin özel amacının dışında hepsinin ortak bir amacı var. Diyanetin ve dolayısıyla devletin ulaşamadığı alanlara daha rahat ulaştıkları için diyanetle karşılıklı paylaşım içerisindedirler.
Bir de medrese adı ile açılmış beyin yıkama merkezleri var ki asıl amaçlarından tamamen uzaklaştırılmış, müfredatları yeni görevleri doğrultusunda oluşturulmuş ve dini bir görünüm ile devlete hizmet eden yerlerdir. Tarihteki medreselerin müfredatlarına bakıldığında din eğitiminden önce bir çok disiplin öğretilir ve daha sonra islamın daha iyi anlaşılabilmesi için din eğitiminin yanı sıra diğer disiplinler de öğretilmeye devam eder. Günümüz medreselerinde ise islam adına cemaatlerin liderlerinin ve devletin kutsallığı öğretiliyor. Bu yerlere dair ayrıca konuşmak gerekir.


Mescitler ve camiler, islam adı altında asıl amaçlarını inşa ederken, toplumun imanını çalarak ibadetleri ritüellerden ibaret olan Müslümanlar yetiştirmeye devam ediyorlar. Buralardan yetişen insanların çoğunluğu sarık sarar, sakal bırakır, çarşaf giyer, toplanıp namaz kılarlar. İslamı bunlardan ibaret sanırlar. Gerçekten samimi olanları da var. Ancak eğer kıldığın namaz, bıraktığın sakal, giydiğin çarşaf, taktığın örtü seni kötülüklerden alıkoymuyorsa, yaşanan zulümlere karşı durmanı sağlamıyorsa, bu kurumlara yapılan yardımlar, yoksullara yapılan yardımlara dönüşmüyorsa, bütün bunlar maun suresine göre. ubudiyetten uzak, ritüellerden ibaret ibadetlerdir.

Diğer Yazılar

ANA DİLDE ISRAR

  Hatice Kavran / 11.09.2021 Batı toplumlarında milliyetçiliğin henüz olmadığı tarihlerde, bu toplumları en fazla …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir