Körlük: Hakikat neye yarar göz yalansa ?

Yönetmen: Fernando Meirelles

Eser: Jose Saramago

Oyuncular: Julianne Moore, Mark Rufallo, Gael Garcia Bernal, Yusuke İseya, Jason Bermingham, Eduardo Semerjian, Don Mc Kellar

Yapım Yılı: 2008

İnsanların neler yapıp yapamayacağı önceden hiç belli olmaz, beklemek, zamana zaman tanımak gerekir; her şeye egemen olan zamandır, zaman kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır ve bütün kartlar onun elindedir, bizler ancak yaşam karşılığında o masadan bir şeyler kazanırız, kendi yaşamımız karşılığında.”

Jose Saramago

@masumlevrek

Sıradan bir gün… akan trafik.. hayatı sınırlandıran trafik ışıkları, kapitalizmde olağan görünen ne varsa hepsi sahnede… Oradan oraya akıp giden yollar, yollarla bölünmüş kent, gürültü ve keşmekeş…

Bütün bu olağan şeylerin içinde bir otomobil trafiği kilitlemiştir. Yeşil yandığı halde şoförün tuhaflığı çevresindekiler ona yardım etmek için otomobilin yanına giderler. Şoför kör olduğunu söyler. Dramatik gerilimi haber veren bu sahne sonrasında şoförü evine bırakmak için sokaktan geçen biri ona yardım edeceğini söyleyerek direksiyona geçer. Yolda kentte ilk kör olan kişi beyaz bir körlük yaşadığını, ışığı zayıfta olsa seçebildiğini söyler. Gerçekte körlüğün ışığın tamamen yitirilmesi olduğunu söyleyen şoför, bu durumu garipser… Gerçek bir körlüğe benzemeyen bu garip durum dramatik olay örgüsünü besleyen gerilimin yönünü gösterir.

Kentin ilk körü yardımla eve ulaşır. Eşi eve geldiğinde kocasının kör olduğunu öğrenir. Doktora giderler. Yapılan muayenede körün gözünde fiziksel bir sorun bulmayan doktor (Mark Rufallo), tanı koymakta zorlanır. Daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadığını söyleyen doktor, hastasını yeni bir takım testler için başka bir hastaneye sevk eder.

Doktor eve döndüğünde eşi (Julianne Moore) ile karşılaştığı beyaz körlük vakası üzerine sohbet eder. Doktor, eşine vakanın bir Amaroza (körlüğün bir türü) benzediğini söyler. Yine de kafası karışmıştır. Doktor eşi ile tartışırken söylediği “Agnozi hastalığına da benziyor” sözleri sözü üzerine eşinin sorduğu “agnozi ile agnostisizmin bir ilgisi var mı ?” sorusuna “ne bakımdan” sorusuyla cevap verir. Agnozi ile agnostisizmin (cehalet, bilgisizlik) aynı etimolojik kökenden geldiğini söyleyen doktorun eşi sözlerine eklediği, “bahse girerim bunun cahillik ya da inanç yoksulluğu ile ilgisi vardır” repliği filmin dramatik yapısı ve olay örgüsünü haber verir gibidir.

Körlük giderek yayılır. Önce bir fahişe sonra evinin kapısından kovulan bir adamda görülür. Kurbanlar toplumun dışladığı, aşağıladığı kesimlerdendir. Dramatik çatışmaya yeni halkalar eklenirken tekil vakalar gibi görünen beyaz körlük, bütün kente yayılma eğilimindedir. Doktor sabah uyandığında eşine göremediğini söyler. Muayene ettiği hastaneden şüphelenen doktor, filmin paranoyasını besleyen bir tutuma sahiptir. Kentin her tarafından yükselen yardım edin çığlıkları, körlüğün salgın düzeyine ulaştığını bildirir.

Körlük salgını klinik otoriterizmin ortaya çıkmasına neden olur. Körleşen kent halkının tamamı yaşadıkları yerlerden alınarak karantina bölgesine doğru ambulanslar ile gönderilirler. Haber bültenlerinde beyaz felaket olarak nitelendirilen körlük salgınının yayılmaması için körlerin hastanelere gönderildiği bildirilir.

Karantina hastanesine ulaşan doktor ve karısı buraya yerleşmeye koyulur. Televizyondan okunan salgın bildirisinde klinik otoriterizmle karışık neoliberal tahakküm mekanizması gözler önüne serilir. “Dikkatle düşünülerek alınan” karantina kararına uyulması ve “ulusça dayanışmanın önemi” türünden hamasi söylemler ile verilen mesajların tamamı bu neoliberal tahakkümü besleyen, onu normalleştiren bir bakıma kitle iletişim araçlarının tahakkümün kurulmasındaki merkezi rolünü gösterir.

Doktorun karısı görme yetisini kaybedenlerin bakımını üstlenir. Körler, görme yetilerini kaybetmeden önce birbirleriyle yaşadıkları sorunları, görme kaybının yarattığı travmanın ağır etkisiyle çatışmaya dönüştürür. Kentin ilk körünün (Yusuke Iseya) otomobilini çalan hırsız, (Don Mc Kellar) bu yüzden kavgaya tutuşur. Gerçekte körlük salgını onların elinden sahip oldukları her şeyi almakla kalmayıp aynı zamanda birbirlerine muhtaç bir topluluğa dönüştürmüştür. Karantina uygulaması ile neoliberal çağın güvencesizlik esprisiyle birleşerek hastalar için cezaya dönüştürülmüştür. Aynı nedenden ötürü bir sağaltım ve tedavi merkezi olan hastane aslında bir cezaevine dönüşmüştür. Hastalar kaderlerine terk edilmiştir.

Doktorun karısının hırsızın yaralanan ayağının enfeksiyon kapması riskine karşı güvenlik görevlilerinden tıbbi yardım malzemesi isteği, güvenlik görevlileri tarafından üzerlerine silah doğrultularak ve tehdit cümleleriyle reddedilir. Gerilimin tırmandığı bu sahneyle çoktan bir hapishaneye dönüşmüş hastanenin sınırlarını ihlal etmek ya da otoriteden bir şey talep eden hastalara hadleri bildirilir.

Hastane ile hapishane arasında silikleşen çizgi, görenlerin görme yetisini kaybedenlerin üzerinde kurduğu tahakküme dönüşür. Baskıcı, nobran söylemin duvarlarında yankılandığı bu izolasyon mekanı bir bakıma sınırları belirsiz neoliberal kapitalizmin mikro ölçekteki küçük bir kopyasıdır. Görme yetisini ve ayrıcalığını elinde bulunduran sınıflar reklamlarla, imajlarla, propaganda ve tüketim olgusunun ağır baskısı altında görme yetilerini kaybedenlerin üzerinde benzer bir ortamı yaratırlar. Kapitalist toplumun mikro ölçekteki bu sunumu Saramago’nun yapıtının ironik ama aynı zamanda gerçekçi tutumunun yansımasıdır.

Yönetmen Fernando Meirelles en basit işlerini bile yardımsız yapamaz duruma düşmüş ve toplumun çalışan kesimlerini sembolize eden tip ve karakterleri yansıtarak bu sınıfsal ayrımın altını çizer.

Doktorun karısı yeterli yemek ve tıbbi malzeme gönderilmediğini daha fazla talep ettikleri şeyleri hastanenin dışına telefonla iletmeye çalışır. Bir sağırlar diyaloğu olan bu sahne, neoliberal kapitalizmin salgınlar ve olağanüstü durumlarda belirginleşen otoriter yüzünü sergiler.

Hastane giderek kalabalıklaşırken körlük salgını artık bir sağlık buhranına dönüşür. Felaket kapitalizmi engellenemez salgının alevlerini büyütürken, artık ortalama hijyen ve bakım için minimum şartlar bile yoktur.

Tek gözlü adam (Danny Glover) yanında getirdiği bir radyodan aldığı haberleri tüm hastalara anlatır. Dış dünyada körlük salgınına karşı bilim insanları ve doktorlar bilinen tedavi yöntemleri dışına çıkmamalarının da bir tür cehalet olduğunu bildirir. Artan vaka sayısı karşısında yaşanan çaresizlik duygusu ve panik havası bütün toplumu sarmıştır. Modern ve “akılcı” olduğu ilan edilen kapitalist tıp, kutsal aklını yitirdiğinde gerileme yaşamış ve ilkelliğe savrulmuştur. Koruyucu ve destekleyici sağlık bakımı stratejisinin bütünüyle reddedildiği neoliberal çağda bu sonuca varılması kaçınılmazdır. Tek gözlü adamın dışarıda yaşanan panik körlüğü yaydı ya da körlük paniği sözleri tam da bu havanın ironik ifadesidir. Aniden ortaya çıkan körlüğün sebep olduğu trafik kazaları ve dehşet bütün toplumu esir aldığında insanların korkudan dışarı çıkamadığını sözlerine ekler.

Kısa dalga radyodan dinledikleri müzikle bir an olsun sıkıntılarını unutan körler, insana dair ortak duyguyu yaşarlar. Müziği duymanın yarattığı mutluluk ve geçmiş normal günlerin özlemiyle ortaya seriliveren hüzün… Sahne, Saramago’nun “mutluluk ve hüzün su ve zeytinyağı gibi değildir. Birlikte var olabilirler” roman cümleleri ile bütünlenir.

Hastaneye onlarca yeni hasta getirilirken televizyondan duyulan “kaçma teşebbüsüne karşı kaba kuvvet uygulanacağı” anonsu, korku ikliminin ona bağlı sürüleşmenin ta kendisidir. İtaate zorlanan hastalar, sağlığa erişim hakları da yok edilerek kaderlerine terk edilirler.

Körlerin üzerine ateş edecek kadar gözü dönmüş bir baskı rejimi, kriz anlarında şiddete başvurmaktan çekinmeyen neoliberal kapitalizmi mikro ölçekte yeniden üretir. Doktorun giderek ağırlaşan hastane koşullarının düzeltilmesi için öne sürdüğü dayanışmacı öneriler, içinde bulundukları durumun vahametini kavrayamamış bir grup kör tarafından reddedilir. Saramago’nun yapıtını müstesna kılan gerçekçi yaklaşımı uyarlamanın bu bölümünde bir kez daha ortaya çıkar. Karşılaşılan yeni durumla başa çıkabilmek adına dayanışma öneren kültürlü, yapıcı insanla, bu durumu bir baskı ve sömürü aracına dönüştürmeye çalışan lümpenler bu kez hastane mekanında karşı karşıya gelmiştir. Saramago usta bir romancıya yakışan bir biçimde sorunların kavranması ve çözümünde çeşitli sınıflardan ve eğitim düzeylerinden gelen insanların sorunlara yaklaşımını böylece gözler önüne serer. O’nun bu gerçekçi ve zaman zaman ironik üslubunu Meirelles filme yansıtmaya çalışır. Barmen (Gael Garcia Bernal) kendini koğuşun kralı ilan edip sağa sola emirler yağdırırken, doktor daha kollektif irade ortaya koymaya çalışan olumlu bir tiptir.

Hırsız, doktorun karısının gördüğünün farkına varmıştır. Dramatik çatışmanın ikinci halkası böylece biçimlenir. Doktorun karısı görüyor olmasını gizlemek zorunda kalması, onu ayrıcalıklı kılan görme yetisi aynı zamanda onu körler arasında yalnız biri olmasına neden olur.

Doktorun karısı görüyor olmasının yarattığı avantaja rağmen, körlere yeterince yardım edememenin hüznünü ve depresyonunu yaşamaktadır. Kısıtlı kaldığı hastaneden kaçmaya çalışan hırsız, askerler tarafından öldürülür. Doktorun karısı bu duruma engel olamamanın depresyonu ile kendini suçlar. Doktorun karısının açmazı, eşine olan bağlılığı sonucu sürüklendiği hastanede karşılaştığı olağanüstü katastrofik salgın ortamı ve kötü koşullar karşısındaki çaresizlikten beslenir.

Kendini üçüncü koğuşun kralı ilan eden Barmen, dramatik çatışmaya üçüncü halkayı ekler. Barmen, körlere yemek yemek istiyorlarsa bundan böyle para ödemek zorunda olduklarını bildirir. Hükümeti temsil eden televizyon, yerini yeni bir zorbaya bırakırken neoliberal çağın güvencesizliği insanın en temel ihtiyacı olan beslenme ihtiyacının bile paraya tahvil edilmesine neden olur. Körlerin kralı, gıda dağıtım tekelini elindeki silahla ele geçirerek koğuşların tamamı üzerindeki zora dayalı hakimiyetini ilan eder. Kesin itaati emreden ve soru sorulmasını istemeyen barmen, yeni kuralların aslında kuralsızlık ve keyfiyet olduğunun yaşayan bir örneğidir. O’nun buyurgan dili ve silahıyla sembolize edilen şey, kapitalizmin mikro ölçekte yeniden üretilmesi değil midir ? Her şeyi düzenleyeceği iddia edilen “serbest piyasacı düzen” hastanede bir kaosun doğmasına; ortaya çıkan kaosun yatıştırılması daha otoriter aktörleri davet etmemiş midir ? Tarihte sayısız örneklerine rastlanan bu durum, Saramago’nun zekice anlatısı ve gerçekçi tutumu ile bu durum, filmde de sembolize edilir.

 

Filmin üçüncü dramatik çatışması, Barmenin yemek karşılığı talep ettiği para ile onun bu kararına karşı direnmek isteyenlerin yürüttüğü tartışmada ortaya çıkar. Baskı karşısındaki topluluğun, baskıya karşı boyun eğenlerle bundan kurtulmak için çareler arayanlar kendi aralarında bölünür. İnsanlar sahip oldukları her şeyi aç kalmamak için bir torbanın içine atarlar. Sahip olunan her şeyin bir öğün yemekle takas edilebileceği bir kaos ortamında sahipliğin de bir önemi kalmamıştır. Yemek dağıtımı da adaletsizdir. Bütün bir koğuşu doyurmaya yetmeyecek gıda, gıda dağıtıcısı çete ile körler arasında gerilime neden olur. 35 kişiye değil ancak 24 kişiye yetebilecek kadar gıda temin edebilen doktor ve koğuşta gıda dağıtımını üstlenenler, krizi aşmak için bir yemeği iki kişinin yiyebileceğini anons ederler. Kriz, dramatik çatışma ve krizi aşmak için bulunan çözümlerin tamamı, filmin gerçekçi atmosferini derinleştirir.

Verecek hiçbir şeyi kalmayan koğuştakilere Barmen’in ahlaksız teklifi, yemek karşılığı kadınların fuhuş yapmasıdır. Filmin dramatik çatışmasını daha da derinleştiren bu durum, açlıktan ölmekle fuhuş yapmak bir karar vermek zorunda trajedisi, kapitalist topluma bir başka göndermedir. Fuhşun temel sebebi, bozuk ahlak değil maddi yaşam koşullarının kötülüğüdür. Filmin geri kalanında karnını doyurabilmek için bedenini satmak zorunda kalanların sürüklendiği dramı izleriz. Salgın ve yarattığı felaket kapitalizmi, bilinen ve ön kabul görmüş bütün ahlaki kodları yerle bir etmekle kalmamış, yaşama tutunmak için kendi ahlakını yeniden üretmiştir. Aç kalmakla fuhuş yapmak arasında yaşanan ikilem, dramatik çatışmayı derinleştirmekle kalmaz, izleyiciyi de etkisi altına alan bir duygusal atmosfer yaratır.

Tecavüz ve eril şiddete maruz kalma pahasına gıdanın elde edilmesi, insanların hayatta kalabilmek adına neleri göze alabileceğini göstermesi bakımından dramatik etkiyi arttırır. Tecavüze uğrayan ve şiddete maruz kalan kadınlardan biri hayatını kaybeder.

Dramatik çatışma doktorun karısının Barmeni öldürmesiyle zirvesine ulaşır. Yemeğin sahibi çete ile açlar arasında bölünen hastane, artık bir ölüm kalım savaşımının verildiği bir mekana dönüşür. Hayatta kalmak için yiyeceğe ulaşmak zorunda olanlar geri dönülmez bir çatışmaya sürüklenir. Çıkan çatışma hastanede yangın çıkmasına neden olur.

Kaderlerine terk edilen körler, bir süre sonra doktorun karısının önderliğinde güvenliğin de hastaneyi terk etmesiyle binadan ayrılırlar. Kent tamamen terk edilmiş, viraneye dönüşmüş ve yardım çığlıkları atan körlerin çaresizliğine eşlik eden bir mekana dönüşmüştür. Herkes hayatta kalabilmek adına eline ne geçerse yağmalamaya, birbirinden çalmaya başlamıştır. Sosyal yapıyı bütünüyle tahrip ederek çökerten salgın, kaosu doğurmuştur. Doktorun karısı uzun çabaların sonunda bir süpermarketin deposunda yiyeceklere ulaşır. Yiyecek kokusunu alan körlerin saldırısından güçlükle kurtulan doktor ve karısı, kurtarabildikleri yiyeceklerle kendilerini sokağa atar. Doktorun karısı gören tek kişi olarak gruba liderlik eder. Salgın nedeniyle birbirlerine tutunmak zorunda kalan grup, insanın en temel erdemi dayanışma ile hayata tutunur. Badireleri atlatır ve birbirlerine sığınırlar.

İnsan aklı ile görebilen bir canlı. İnsanın “kutsal aklının” yıkımı ise kendi benliğine, topluma ve doğaya yabancılaşmasıyla başlıyor. Körlük işte bu olguları, filmin katmanları arasında tartışmaya açarak seyirciyi bir tanıma yükseltiyor. İnsanlardaki beyaz körlük aslında tüm bu olguları bir arada düşündüğümüzde bir vicdan körleşmesi olabilir mi ? Kapitalist toplumun insana dair bütün güvenceleri yok eden günümüzdeki biçimi, yaşadığımız yüzyıla damga vuran seri salgınlar ile filmin mesajı birlikte düşünüldüğünde bir anlam kazanıyor. Hem zaten bir film niye çekilir ? Hayatın içinde görmediğimiz belki de hepimizi zaman zaman etkileyen körleşmeye engel olmak için değil mi ? Fernando Meirelles’in Körlük uyarlaması, Saramago’nun ironik roman dilini filme yansıtmayı başaramasa da otorite-erk-tahakküm ve insanın körlüğüne neden olan yabancılaşma olgularını tartıştığı için değerli bir film.

Yazarımızın daha önce yayınladığımız yazıları

*Propontis’in ölümü: Elveda Güzel Marmara / 31.05.2021

Bir Avuç Cesur İnsan: Derelerin özgür akması için verilen mücadelenin öyküsü /08.05.2021

Kitap Kritiği : Alnında Mavi Kuşlar / Aysel Özakın / 01.05.2021

Sufragette ya da Kadın direnişinin değiştirdiği dünya üzerine bir film. / 28.03.2021

Cinsiyet, savaş, milliyetçilik ve zehir: Yaşamak için çalışmak ve çalışırken ölmek: Bir Peri Masalı Radyum Kızları / 27.03.2021

16 Mart Katliamı: Darbeye ayarlı bir faşist saldırı / 16.03.2021

Güneşli Pazartesiler: Sınıfın gizli yarasına İspanya’dan bir bakış. / 04.03.2021

Necmettin Erbakan : Soğuk Savaş islamcılığından 28 Şubat bir islamcının yükselişi ve düşüşü. / 28.02.2021 

Kitap Kritiği: Apaydınlık Gelecek: İnsanın Köktenci Bir Savunusu / 28.02.2021

Kitap Kritiği: Zaniyeler / Selahattin Enis 24.02.2021

Çin Sendromu: Neoliberal çağın ilk büyük çevre sorunu / 15.02.2021

Pasteur: “Uzun Yüzyılın” Dahisi / 14.02.2021

Futbol ve Sinema: Son anda harekete geçen vicdan duygusu: Kaledeki Yalnızlık. / 01.02.2021

Alone in Berlin: Nazi Karanlığına karşı bir direniş öyküsü / 01.02.2021

Zerre: Uçuşan toz tanelerinden güvencesizliğe bir bakış. / 01.02.2021

Futbol ve Sinema: Son anda harekete geçen vicdan duygusu: Kaledeki Yalnızlık. / 01.02.2021

Guguk Kuşu: Otoriterizmin klinik yüzü ve direniş. / 31.01.2021

Atları da Vururlar: Çılgın yarışa eşlik eden bir çöküşün tasviri / 31.01.2021

Mississippi Yanıyor, Soğuk Savaş’ın ortasında ırkçılığın can yakan atmosferi… / 31.01.2021

Müzik Kutusu: Geçmişin gölgeleri içinden yürüyen insanlık suçuna bakış. / 31.01.2021

Toz Bezi: Başkalarının kirinden güvencesizliğe bir bakış. / 31.01.2021

Faize Hücum ya da Neoliberalizmin birey ve toplum üzerindeki tahribatı / 31.01.2021

Babamın Kanatları ya da türkü söylenmeden inşa edilen yapıdan güvencesizlerin öyküsü / 31.01.2021

Hotel Ruanda ya da Irkçılığın Afrika’daki zehirli etkisi / 31.01.2021

Hypatia: Bilimin çağlar ötesinden parıldayan çılgın elması / 31.01.2021

Takva ya da bir örümcek ağının anatomisi / 31.01.2021

Gecelerin Ötesi ya da her mahallede bir milyoner yaratmanın hazin öyküsü. / 31.01.2021

Cenneti Beklerken ya da sanatçının hayatta kalmak derdindeki bir portresi. / 31.01.2021

Press ya da Özgür Gündem’in yaşadıkları: Kan var bütün kelimelerin altında ! / 31.01.2021

Futbol ve Sinema: Cehennemde İki Devre Faşizmle ölümüne bir maçın kahramanları.. / 31.01.2021

Özel Bir Gün : Faşizmin Gölgesinde İki İnsanın Öyküsü / 31.01.2021

Ahh Güzel İstanbul : Şöhret arzusunun peşinden modern zamanlara İstanbul’dan bir bakış. / 30.01.2021

 245 total views,  2 views today

Diğer Yazılar

Sufragette ya da Kadın direnişinin değiştirdiği dünya üzerine bir film.

Diren: Yönetmen: Sarah Gavron Oyuncular: Anne-Marie Duff, Carey Mulligan, Geoff Bell, Amanda Lawrence, Ben Whishaw, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir