*PROPONTİS’İN ÖLÜMÜ : ELVEDA GÜZEL MARMARA

Ümit ÖZDEMİR

@masumlevrek

Deniz salyalanır mı ? Onun bir canlı olduğunu bir eko-sistem olduğunu unutursanız evet. İstanbul’da Haliç’i temizlemek için yapılan operasyon aslında uzun zaman içinde büyük bir iç deniz olan Marmara’nın ölümüne neden oldu. Yıllarca bu konu üzerinde çalışmalar yapan bilim insanı Prof. Dr. Cemal Saydam defalarca yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını söyledi. Evlerden ve sanayi tesislerinden Marmara denizine salınan atıkların hiçbiri maliyet nedeniyle arıtma yapılmadan Marmara denizine pompalandığı için zaman içinde bu kirlilik denizin alt katmanlarındaki canlı yaşamını yok etmeye başladı. Göz göre göre işlenen bu cinayetin ilk tetiğini mavi gözlerine atıfla “Haliç’in rengi gözlerimin rengi gibi olacak” diyen 1980’li yılların neoliberal belediyecisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan çekti. Zaman içinde biriken ve Marmara denizinin dip akıntısı yoluyla Karadeniz’e ulaşacağına inanılan kirlilik birikmeye ve deniz tabanına çökmeye başladı. Bir+Bir’den Siren İdemen ile Marmara Çevresel İzleme projesi yürütücüsü hidtobiyolog Levent Artüz’ün yaptığı röportajdaki  ün çarpıcı sözlerinden1 “Bu münferit bir olay değil, bir zincir, bir sonuç Marmara 1989’da öldü. Gördüğünüz, bir cesedin çürümesidir. Denizdeki tür çeşitliliği vahim bir darbe yedi, içi boşaltıldı, türler arasındaki rekabet ortadan kalktı. Sorun kirlenmeden ötürü tür çeşitliliğinin azalması ve kirliliğe dayanabilen türlerin fert adetlerindeki patlamadır. Ses dalgalarıyla derinliği ölçen aletler Marmara’nın büyük bir bölümünde altınızdaki derinlik 1000 metre de olsa 25 metre gösteriyor ! Çünkü çok büyük bir musilaj yoğunlaşması var” yansıdığı kadarıyla sorunun yaklaşık 30 yıldır devam ettiğini ancak çözümü için hiçbir adım atılmadığı anlaşılıyor. Diğer yandan meslek örgütlerinin (Türk Tabipler Birliği, MAREM, Trakya Çevre Platformu, Ergene Çevre Platformu’nun katılımıyla 2014 yılında yayınlanan bir raporda Ergene’nin kirli atıklarının Marmara’ya pompalanmasının çok ciddi bir çevre problemine neden olacağı bildirilmesine karşın, bu konuda hiçbir şey yapılmadığı ortaya çıktı. Öte yandan yine Levent Artüz ile Bir+Bir’de yapılan bir başka röportajda özellikle Ağustos ayından sonra musilajın görünmemesinin nedenini, musilajın denizin dibine çökmesi olarak açıklayan Artüz, bunun geçici bir durum olduğunu sözlerine ekledi. Musilajın Marmara Denizi’nde bir french press gibi çalıştığını söyleyen Artüz, kirliliğe neden olan partiküllerin tıpkı french press kahve makinasındaki gibi denizin dibine çöktüğünü, yani aslında musilaj tehdidinin ortadan kaybolmadığını sözlerine ekledi.

Kapitalizm, kentin köyü yok etmesidir demişti Leon Troçki şimdi öyle görünüyor ki kentte biriken sanayi ve tüketim ekolojiyi yok ediyor. Ekolojik yıkımın olası sonuçlarından biri zamanında yapılmayan müdahalelerin bütün canlı yaşamını yok edecek riski barındırıyor olması. Çelişki bütün sahillere vuran ve giderek temizlenmesi zorlaşan musilajın (deniz salyası) diğer denizlere örneğin Ege ve Akdeniz’e de yayılma riskiyle daha da derinleşebilir. İlk belirtilerini 2007 yılında gösteren Deniz Salyası (Musilaj) sorunu, meselenin ciddiye alınmaması sonucu bu seviyeye vardı. Gıda mühendisi Bülent Şık’ın bianet.org’da “Mutfaktaki Kimyacı” köşesinde kaleme aldığı yazısında tehdidin kolera salgınını tetikleyecek denli büyük ve önemli bir tehdit olabileceğinin altını çiziyor.

Sorunun çözümü için öne sürülen çözüm önerisi ise Su araştırmacısı Gökçe Şencan’ın twitter hesabından (@GokceSencan) “Evsel atıkların acilen Marmara’ya atıksu bırakmayı durdurmalı ya da atıksu çok yüksek standartlarda arıtılmalı. Belediyeler, bakanlıklar, balıkçılık sektörü beraber çalışarak gerekli aparatlarla denizi temizlemeye ACİLEN başlamalı” mesajları durumun vahametini gösteriyor. Şencan devam eden mesajlarında küresel ısınma olgusunun yeterince ciddiye alınmadığı için deniz kirliliği ile birlikte ekolojik yıkımın daha da büyüyebileceğine işaret ediyor.

Öte yandan Tele 1’de Betül Begümhan Aydoğan’a konuk olan deniz bilimci Prof. Dr. Cemal Saydam çok daha karamsar bir tablo çizerek “Marmara Denizi temizlense bile yıllarca çürük yumurta gibi kokabileceğini” 2söyledi.

Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde “ekolojik olmayan hiçbir şey ekonomik de değildir” sözünün ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Marmara’daki bu feci tabloya rağmen Haziran ayı sonunda temeli atılacağı bildirilen Kanal İstanbul ekolojik yıkımı daha da hızlandırabilir. Böyle bir olasılık Marmara denizi ve çevresindeki bütün bölgede canlı yaşamının ve buna bağlı bütün ekonomik hayatın bitmesi anlamına gelebilir.

Eskiden çevre kirliliğini dikkate almayan bir atasözünde “karpuz kabuğu denize düşmeden İstanbul’a yaz gelmez” sözü karpuz kabuğunun düşeceği denizin aslında bir muhallebi bulamaçına dönüşmesiyle yeni bir boyut kazandı. Gençliği Haliç’in özellikle yağmur yağdığında daha da ağırlaşan ve genizleri yakan iğrenç kokusu ile geçirmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Temiz bir nefes yoksa hayat çekilmez bir şey olabiliyor ! Deniz Salyası denizden beslenen ve ekosistemi devamını sağlayan canlıların da yok olması riskini doğurdu. Denizden ekmeğini çıkaran balıkçılar da dahil hepimizi derinden etkileyebilecek kirlilik olgusunun, ekolojik tartışmaları derinleştirmesi kuvvetle muhtemel.

Hidrobiyolog Levent Artüz’ün Kırmızı Kedi Yayınları arasından çıkan Marmara Denizi’nin Kirletilmesinin Yakın Tarihi adlı kitabı

Change.org’da Marmara Denizi ölmesin başlıklı imza kampanyası linki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir