JÎN JÎYAN AZADİ / CİNÎ CU SERBESTÎ


Yaratılmış olan her şey gibi sözcüklerin de bir yaşam serüvenleri, bir ana yurtları, bir aileleri vardır. Bütün varlıklar gibi akrabalık bağları, yakın uzak akrabalık ilişkileri bulunur. Her sözcük, bir dilin, bir dil ailesinin ferdidir. Kimisi daha uzun zaman dilimlerinde hiç değişmeden yaşarken, kimisi de ya ölür ya da değişime uğrar. Hatta bu durum bütün bir dil ailesi için de gerçekleşebilir. Varlıklarını sadece tarihi kalıntılardan ve yazıtlardan öğrendiğimiz dillerin sözcükleri mevcuttur. Tıpkı bazı insan medeniyet ve topluluklarının yeryüzünde hiçbir ferdinin kalmaması gibi, sözcük ve dillerin de benzer durumlar yaşadığını yine tarihi belge ve bulgulardan öğreniyoruz. Sümerlerin dili ve medeniyetleri gibi. Bu durumu yaşamış bilinen onlarca dil ve medeniyet vardır.


Bazı sözcükler tarihle yaşıttır. Yeryüzünün ilk kavimlerine ait ve yaşamayı başarmış ilk insan neslinin dili, ilk insani ilişkilerin ve eylemlerinin isimleridirler. İlk kullanımları çoğunlukla nasıldı bilinmez. Ama orta doğunun kadim halkı Kürtlerin kadın, yaşam ve özgürlük sözcüklerine yükledikleri anlam ve bu sözcükleri yan yana getiren unsur, onların yaşam biçimidir. Diğer diller ve kavimlerle etkileşimleri sonucunda yaşam biçimlerinde olduğu gibi dillerinde de bazı değişimleri beraberinde getirmiştir. Ancak başka kültürlerin yaşamından az veya hiç etkilenmemiş bazı unsurlar da söz konusudur.


Son yıllarda Kürtler arasında yeniden ilk anlamlarına uygun şekilde kullanılmak üzere aktifleştirilen bu üç söz, iki kesim tarafından bilinçli ya da bilinçsiz, doğru şekilde anlaşılmaları ve kullanılmaları engelleniyor. İyi niyetle bu sözcükleri yeniden aktifleştirenlerin safında olduğunu düşünenler ve kendilerini sözcükler üzerinde söz sahibi olarak görenler tarafından sözcükler istismar ediliyor, ya yanlış anlamış ya da bu sözcüklere kendi tasavvurlarındaki kadın, yaşam ve özgürlük anlayışlarını giydirmeye çalışıyorlar. Bu anlayışın yüklemek istediği anlamlar sözcüklerde eğreti durmaktadır ve toplum tarafından bu şekilleriyle kabul görmemektedir. Kadın kimliği ile var olmayı erkekleşerek başaracaklarını sanmaları; karşıtlarına benzeme sorununu doğurmaktadır. Bu kesimin büyük çoğunluğunu ne yazık ki kadınlar oluşturuyor. Yüzyıllar boyu kadınlara reva görülen adına harem denilen cezaevleri dini bir rükün gibi kadınlara dayatıldı. İnsanlar cinsiyetleri üzerinden ayrıştırıldı. Şimdi dikkat edilmezse eğer aynı durum, kadın özgürlüğü, özgünlüğü adına yapılanlar için de benzer bir ayrıştırma yaşanmasının tehlikesi söz konusudur. Diğer kesim tarafından da küçümsenerek gerçek anlamının ve değerinin bilinmemesi için başka mecralara çekilerek saldırılıyor. Dayatılan dil olan Türkçede Kadına, kadın demek yerine güya din adına avrat demeyi uygun görmüşler ki avrat, avretten gelen gizlenmesi saklanması gereken kadın bedeni ile ilişkilendirmeye çalışmışlar. kültür, medeniyet ve çağdaşlık adına da bayan denilerek erkeğin artığı gibi görmüşler. Sanki bayan ifadesi medeni olmayı sağlıyormuş gibi insanların hafızalarına yerleştirilmiştir. Erkeklerden oluşan bu kesim, Kadın, yaşam ve özgürlük ifadelerinin yan yana getirilerek kullanılması onlarda tedirginliğe yol açmaktadır. Çünkü onlara göre özgürlük, sadece onlara ait olmalıdır. Yaşamın asıl unsurları kendileridirler ve kadın, kendileri için yaratılmıştır, çünkü yaratılışın en başında kadın özgür yaratılmamıştır ve yaşamla ilgisi yoktur. Hem kadın-erkek ayrıştırmasını savunurlar hem de kadının özgür, özgün bir insan olduğu düşüncesine tahammülleri yoktur. Nitekim kadının insan olup olmadığını asırlarca tartışmış ve tartışmaya devam ediyorlar. Din ve kültür adı altında bunu Kürtlere de az çok benimsetmeyi başarmışlar.


Bütün bunlara rağmen binlerce yıldır unutturamadıkları veya anlamlarını değiştiremedikleri bazı unsurlar her seferinde kral çıplak dercesine ortaya çıkarak ait oldukları medeniyetlerin montajsız fotoğraflarını ortaya koyuyorlar. Tıpkı bu üç sözcüğün Kürtlerin medeniyet ve kültürlerinde olmaları ve yan yana kullanılmaları Kürtlerin yaşamdaki özgünlüklerini de ortaya koymaktalar. Buna bile tahammül edemeyenler bu ifadelerin Kürtlere ait olmadığını olsa olsa Mısır medeniyetine ait olabileceği fikrini ortaya atsalar da söylemlerinin elle tutulur kanıtları yoktur. Belki Mısır ve Kürt medeniyetlerinin etkileşimleri sonucu Mısırlılar da aynı sözcüğü kullanmışlardır. Fakat sözcüğün kökeni en eski Kürtçeye aittir.


Bu üç sözün önemi nedir? Neden bilinmeleri birilerini rahatsız ediyor?


Kürtlerde kadın: Kurmanci, jîn Kırdki (zazaki), cinî, cenî Kürtçenin diğer lehçelerinde de bir iki ses değişikliği ile aynı kökenden gelen ve aynı anlamda kullanılan sözcüklerdir. Kurmancide “jîn” ifadesinin kadın “jîyan” nın ise yaşam olduğunu çok kişi bilir. Konu ile ilgili kurmancideki kullanımı çokça dile getirilmiştir. Kırdki de ise konuşanı daha az olduğundan ve yazı dili olarak çok az kullanıldığı için pek araştırılmamıştır. Kırdki de cenî, cinî=can, cun, gan, gun” ile ilgisi çok bilinmemektedir. Kırdki/zazaca de kadın, yaşam/ yaşayan ve can anlamlarına gelir. Salt kadın ifadesinin dışındaki kız kardeş ya da kadın sevgili için kullanılan ifadeler de yaşamla ilişkilidir. Kadın sevgili= canan, xuşk=kız kardeş, Xoş, güzel anlamındadır. Anne=Dayê, dayê veren/kendinden veren, yani evladına canından can verdiği için “veren” anlamında “Dayê” denmiştir.


Serbesti iki anlamda kullanılır ve serbestî, iki sözcüğün birleşmesinden oluşur. “Ser=baş, best=en iyi” anlamlarındadır. Serbestî=özgürlük. Azadi=özgürlük demektir.


Her şeyin zıddı ile var olduğu dünyamızda, kadın cinsiyetinin zıddı ise erkek cinsiyetidir. Kadına yaşamdan, candan anlamlar verilirken erkek: “camerd/cumerd=ölü can” “can” ifadesinden ‘n’ sesi düşürülerek CAN sözcüğü “ölü” sözü ile birleştirilmiş ca(n)merd sözü türetilmiş ve camerd sözcüğü ile erkek ifade edilmiştir. Merdım= insan, (buradaki merdım ifadesi hem kadın hem de erkeği kapsamaktadır. İçinde erkeğin de alması dolayısıyla ölümü de barındırıyor.) merık= adam, koca=mêyrde, Ölüm= merg, ölü= merde, erkek eş= mêyrde bütün bu ifadeler, aynı kökten türetilmiş ve erkek yaşayan canla değil, ölü canla özdeşleştirilmiştir. Her dönemde olduğu gibi sözcükler yaşam biçimleri ve koşulları üzerinden türetilmiştir. Kadın yaşayarak yaşatırken; erkek öldürerek yaşamayı seçer. Sadece kadını da değil farklı sebeplerle bir çok canlı için ölüm demektir. Geçmişten bugüne kadar işlenen kadın cinayetleri ve bu cinayetlerin erkekler tarafından işleniyor olması salt fiziksel güç ile de açıklanamayacağı ortadadır. Özellikle günümüzde namus cinayetlerine bakıldığında, toplumun (bunun inançla ilgisi yoktur) aldatan kadınlara karşı aldığı tutum ile aldatan erkeğe karşı aldığı tutumun aynı olmadığı ortadadır. Hiçbir kadın aldatıldığı için eşini öldürmez; en fazla boşanır, ama aynı durumu yaşayan erkeğin aklına gelen ilk şey kadını öldürmektir. Sanki erkek, namustan muaftır ya da istifa etmiştir. Çok eski bir tarihi olan Kürtçede kadın ve erkek için bu isimlerin seçilmesi tesadüfi değildir. Bütün bunlar erkek düşmanlığı yapmak için söylenmiş sözler değildir. Sadece “düşün kadınların yakasından” demek içindir.

 463 total views,  2 views today

Diğer Yazılar

SİNEMADA 12 EYLÜL: TANK PALETİYLE GELEN NEOLİBERALİZMİN BEYAZPERDEYE YANSIMASI.

Neoliberalizmin karşısında küçük insan: Faize Hücum, Namuslu, Banker Bilo Faize Hücum / Zeki Ökten Film …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir