EVLİLİK VE İKTİSAT

Sinan Kahyaoğlu

GİRİŞ:

Dünyadaki tüm canlıların temelde üç kaygıları vardır. Bunlar; beslenme, korunma ve üremedir. Beslenme en önde gelen temel dürtüdür. Her gün yiyecek yemek zorundayız. Bu isteğimizi bize bedenimiz belirtir. Yiyecek ise bitkiler ile hayvanlardan elde edilir. Bundan dolayı ilk insanların temel uğraşısı avcılık ve toplayıcılık olmuştur. İnsanın yaşamak için gıda, barınma ve giysi üretme işine ekonomi veya iktisat adı verilir. Taş devirlerinde avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan insanların ekonomisi bu idi. Giysi olarak hayvan postlarından elde ettikleri giysiler veya bitki liflerinden ürettikleri kaba dokumalardı. Korunma ve barınma ise mağaralardan karşılanıyordu. Üreme ise hayvanlar gibi idi. Çocuklar kadınların ortak yardımı ile büyütülmekteydiler. Erkeklerde çocukların büyümesine zaman zaman yardımcı oluyorlardı. Kadınların tarımı başlatması ile büyük bir değişim oldu. Artık ürünler insanların kontrolünde idi. Tarımın başlaması ile yerleşik hayat başladı. İlk köyler ve kentler kuruldu. Burada üretimi ve korunmayı sağlayacak yönetim oluştu. Böylece devlet denilen kurum ortaya çıktı. Ekilen toprak sahiplenildi. Böylece özel mülkiyet doğdu. Gıda emek sonucu elde edilmeye başlandı. Yerleşik hayatın başlaması ile üremede kontrol altına alındı ve evlilik kurumu ortaya çıktı. İlk yerleşim merkezleri kadın yöneticilerin emrinde idi. Arılar örnek alınmıştı. Arı kovanlarında işçi arılar kraliçe arının etrafında çalışırlar. Efes kentinin sembolü arıdır. Tanrısıda Artemis’tir. Kent kraliçe arı gibi Artemis’in çevresinde çalışır ve yaşar. Bu dönemlerde yönetim kadınların elinde olduğundan dolayı tanrılarda kadındır. En büyük tanrı Ana Tanrıça Kibele’dir. O da toprak ile özdeş tutulmuştur. Çünkü çocuğu doğuran kadın ise ürünleri doğuran da topraktır. Bu dönemde toplumlar anaerkil bir düzende yaşamaktadırlar. Anaerkil olan bu toplumlarda evlilikler kadın tarafından yapılır. Kadınlar isterlerse çok eş alabilirler. Buna poliandri adı verilir. Çocuklar tüm ailenindir. Fakat kent devleti özelliğindeki bu toplumlar dışarıdan gelen saldırılara karşı koymada zorluk yaşamaya başlamıştır. Savaşmak için erkekler askerlik kurumunu kurunca yönetim gücü erkeklerin eline geçmiştir. Yönetimi erkeklerin alması ile toplumsal yapı anaerkillikten ataerkilliğe dönmüştür. Ataerkil yapının kurulması ile kadınlar toplumda ikinci plana atılmış ve evlilikler erkek merkezli yapılmaya başlanmıştır. Bu seferde çok kadınla evlenen poligami evlilikler ortaya çıkmıştır. Ataerkil toplumlarda evliliklerde kadınlara evlilik karşılığı ücrette ödenmeye başlanmıştır. Buna bazı yerlerde başlık parası denilirken bazı toplumlarda kalın adı verilmiştir. Kadına başlık parası ödenmesi geleneği yüzünden kadınlar zaman içinde mal gibi satılır duruma gelmişlerdir. Bu durum ise kurulan yuvanın kutsiyetini bozmuştur. Dinlerde de tanrıçalar yerini tanrılara bırakmıştır. Ana tanrıça tanrı anası olarak ikinci plana çekilmiştir. Artık dünya erkeklerin dünyasıdır. Ekonomi ise tarım ve hayvancılığa döndüğünden zengin ovalar kıymetli yerler haline gelmiş ve buralarda yaşayan toplumlar zengin iken kırsal bölgelerde ve yaşayan toplumlar fakir kalmışlardır. Ayrıca hayvancılıkla uğraşan toplumlar göçebe bir yaşam düzeni kurmuşlardır.

YERLEŞİK VE GÖÇEBELERDE AİLE YAPISI:

Yerleşik toplumlar çiftçi toplumlardır. Bu toplumlarda insanlar toprağı sürer eker ve biçer. Elde ettiği ürününü evine taşır. Orada işleyerek tüketir. Tarım toplumları zengin toplumlardır. Taştan topraktan evleri vardır. Toprağı işleyecek hayvanları ve ekipmanları vardır. Elde ettiği ürünü saklayacak depoları ve bu ürünleri işleyecek mutfakları vardır. Elde edilen tarım ürünlerinin dokunması ile güzel kumaşlara sahiptirler. Bu zengin tarım toplumlarında toprak kıymetlidir. Toprak sahibi insanlar toprağını işlemek için ihtiyaç duyduğu güç için hayvanların yanında köle de beslerler. Toprak fazla insana ihtiyaç duyduğundan dolayı çiftçi ailelerinde çocuk ta fazladır. Yaşlılar evde otururlar ve evde çocuklara bakarlar. Dolayısı ile çocuk bakma çok zor değildir. Bunun için zengin toprak sahibi kimseler birden fazla kadınla evlenebilirler. Yani poligami evlilik genellikle tarım toplumlarında görülür. Böyle toplumların devlet yönetimleri de aynıdır. Bu devletlerin kralları büyük saraylarda yaşar. Lüks tüketim içindedir. Saraylarında kral soyunun sürmesi için özel kadınlar bölümü vardır. Buraya harem adı verilir ve birden çok fazla kadın burada beslenir. Bu kadınlardan doğan çocuklar ileride devlete kral olacaklardır. Köleler ise ya savaşlarda elde edilen esirlerden temin edilir ya da borcunu ödeyemeyen kişiler köle olarak tutulup satılırlar. Ya da erkek veya kadın köleler birleştirilerek köle çocukları doğurtulur ve köle olarak yetiştirilir. Büyük nehir boyları devletleri zengin çiftçi devletlerdir. Buralarda aile yapısı bu şekildedir. Buralarda büyük iş bölümleri vardır. Uygarlık gelişmiştir. Büyük ordular beslerler. Ticaret gelişmiştir. Para da buralarda kullanılmaya başlanmıştır. Dünyanın en eski ticaret yolları olan İpek ve Baharat yolları bu toplumlar arasında oluşmuştur. Bu parlak yaşam çevredeki yoksul toplumların dikkatini çeker ve bu zengin bölgelerden faydalanmak ister. Ya buralara akınlar yapıp yağmalarlar, ya buralara gidip köleliği kabul edip çalışırlar. Ya da buralara paralı asker yazılıp burayı bekleyerek geçinirler. Askerlikte ilerler ve fırsat bulurlarsa yönetimde söz sahibi olurlar.

Bu tarım toplumlarının yanında birde hayvancılıkla geçinen toplumlar vardır. Bunlar çayırların bol olduğu bozkırlarda, yüksek dağ çayırlarında hayvanları ile yaşarlar. Mevsime bağlı olarak otlar değiştiği için bu toplumlar otlara bağlı olarak sürekli yer değiştirirler. Bu toplumlara göçebe toplumlar adı verilir. Bu toplumların belli bir yeri yoktur. Yazın yüksek yaylalarda yaşarlarken, kışın dağ eteklerinde korunaklı yerlerde yaşarlar. Bunların yazın çıktıkları yerlere yaylak, kışın indikleri yerlere ise kışlak adı verilir. Göçebe toplumlar hayvanlardan elde ettikleri ürünler ile geçinirler. Bunlar et ,süt, yün ve deridir. Elde ettikleri hayvansal ürünleri çiftçi toplumlar ile takas yapmak için pazarlara gelirler. Kendi hayvansal ürünlerini çiftçilere satarlar ihtiyaçları olan tarımsal ürünleri de onlardan alırlar. Fakat piyasayı göçebe toplumlar belirleyemediklerinden dolayı göçebe toplumlar sürekli bu ticarette aldanırlar. Bundan dolayı da göçebeler sürekli yoksul toplumlardır. Bunların kurduğu devletlerde göçebe özelliğine göre düzenlenmişlerdir. Göçebelerde kadın ve erkek eşittir. Gerek ev işlerinde gerek devlet yönetiminde kadınlarda söz sahibidirler. Bunun nedeni hayvan beslemede kadınlarında çok kolay iş görmeleridir. Göçebe toplumlarda evlilikler eşit şartlarda olur. Dede Korkut destanlarında kızlar bunun için erkeklerle güreşir. Kızı yenebilen delikanlı evlenme hakkı kazanır. Göçebe toplumlarda tek eşlilik esastır. Çünkü toplumun ekonomik yapısı çok eşliliğe uygun değildir. Toplum sürekli hareket halindedir. Göçebe ailelerde kadın çok sık doğurmaz. Kardeşler arasında da yaş farkı fazladır. Çünkü doğan bir çocuk büyümeli ve kendini gezdirebilecek yaşa gelmelidir. Ardından olacak kardeşine ise bakabilmelidir. Zaten hayvancı toplumlarda çok fazla çocuğa da ihtiyaç yoktur. Yaşlılar ise göçebe toplumlarda farklı bir durumdadır. Yaşlılar gücü yettiği oranda toplum ile göç eder ve gençlere yol gösterirler. Güçten düşen yaşlılar toplum göçe hazırlanırken kendilerinin kuytu bir yerde bırakılmalarını ister. Çünkü önemli olan toplumdur ve kendisi ailesine yük olarak engel olmaktadır. Bunun için göçebeler göçe çıkarlarken yaşlılarını kuytu bir yere hazırladıkları barınağa bırakırlar. Buralara Kocalar Çukuru adı verilir. Güçten düşmüş yaşlılar burada ölümü beklerler. Bu özellik ile göçebe toplumlar sürekli genç dinamik toplumlardır. Aralarında yaşlı yoktur.

Göçebe toplumlarını barınakları yurt denilen çadırlardır. Bunlar gittikleri yerlere yurtlarını kurarlar ve hemen yerleşirler. Yurtlarındaki kullandıkları eşyalarda basittir. Bir hayvana yükleyip taşınabilecek derecededir. Mutfakları basittir. Tükettikleri gıda genellikle hayvansal ürünlerdir. Giysileri ise hayvansal ürünlerden elde edilmiştir. Yün eğirmeleri dokumaları, deri giysiler göçebe urbalarıdır.

Bu bilgiler ışığında tarım toplumları ve göçebe toplumlarda evlilikler ekonomik yapıya uygun şekilde belirmiştir.

KRALLARIN VE İMPARATORLARIN EVLİLİKLERİ:

Devletleri yöneten kimseler olan krallar veya imparatorların evlilikleri ise daha farklıdır. Kralların, imparatorların, padişahların evliliklerinde iki tür evlilik vardır. Kral şehzade iken istediği kızı babası ister ve onunla evlenir. Şehzadenin düğünü şaşaalı olur. Şehzade kral olduktan sonra saraya yerleşir. Saraydaki babasının haremini boşaltır ve kendi haremini kurar. İlk evlenip düğün yaptığı kadın ile köle kadınlardan elde edilen cariyeleri haremine yerleştirir. Cariyelerine düğün yapmaz.

Komşu devletlerle işbirliği yapmak ve güçlü komşuların desteğini kazanmak için siyasi evliliklerde yapabilir. Bu evliliklerde ya komşu devletin kralına kızlarından birisini evlenme amaçlı gönderir. Bu göndermede kızın fikri sorulmaz. Bu şekilde Türk kağanlarının birisine gelin gelen bir Çinli prenses babasına yazdığı bir mektupta; Burada herkes hayvansal ürün tüketiyor ben bunlara alışamadım. Kaba giysiler giyiyorlar, her akşam sabahlara kadar çadırın önünde davul dövüyorlar” demektedir.

Yine komsu ülkelerden sakınmak veya destek almak için onun kralının kızı istenir. Vermezse savaş açılır. Çekinen kral ise kızını istemiye istemiye gönderir. Tuğrul Bey halifenin kızını, Attila komşu devletin kralının kızını bu şekilde almıştır. Germiyanoğulları da kızını Orhan beye vermiş ve topraklarını da çeyiz olarak sunmuştur. Padişahların ve kralların düğünü olmaz. Şehzadelerin düğünü olur. Bunun haricinde padişahların kızları yönetimde yükselmek isteyen kişilerin gözdesidir. Padişah veya kralda kızını devleti yöneten kişilere verir. Padişah kızını alan kişi saraya damat olmuştur. Artık padişah onun kayın babasıdır. Bir padişah kızı fakir bir çobanı veya köleyi sevemez. Zaten görmesi mümkün değildir. Görse bile yetiştirilme tarzı onun alt tabakalara meyil vermesine engeldir. Eğer meyil verirse yönetim tarafından hem kendisi hem de meyil verdiği öldürülür. Saraylarda değil padişah kızının istenilmeyen birisine gönül vermesi , haremdeki bir cariyenin dahi saraydaki bir uşağa bakması yasaktır. Eğer bakıp gönül verecek olursa, o uşağın veya görevlinin sonu olur. Cariyede yok edilir. Haremlerde cariyelerin arzularına dayanamayıp zina yapmamaları için haremdeki görevli erkeler hadım edilmektedirler. Bu hadımlar genellikle Afrika’dan getirilirler. Bir padişahın haremde yüzlerce kadını vardır. Bu kadınlarında yüzlerce çocuğu olur. Padişah ölünce yerine geçmek için şehzadeler arasında büyük bir mücadele başlar. Bu mücadelede haremdeki şehzade anaları arasında da büyük bir mücadele olur. Burada kadınlar devreye girer. Mücadeleyi kazanan şehzadenin anası Ana hatun olur. Tahta geçen şehzade babasının haremini boşaltır ve kendi haremini kurar. Bu yasaklardan dolayı halk edebiyatında saraydan kız kaçırma gibi fantastik hikayeler oluşturulmuştur. Bizde de Keloğlan gider saraydan kız kaçırır. Keloğlan ise köyde kıt tarım ve birkaç hayvan ile geçinmeye çalışan garip bir köylü çocuğudur. Bu hikayeler halkın hoşuna gider. Ütopyadır.

HALK ARASINDA EVLİLİK:

Gerek tarım toplumları, gerek göçebe toplumlar kendi aralarında oluşturdukları iktisadi yapı içinde hayatlarını sürdürürler. Tarım toplumlarında kölelik varken, göçebelerde kölelik yoktur. Köleler kendi aralarında evlendirilir ve çocukları ile çoğaltılırlar. Eğer köle iyi şeyler yapacak olursa özgürlüğüne kavuşabilir. Bir köle kız bir köle delikanlı ile evlenebilir. Çiftçi bir ailenin kızı yine kendi ekonomik durumuna uygun başka bir çiftçi ailenin oğlu ile evlenebilir. Aralardaki gönül ilişkilerine toplum müsaade etmez. Zaten farklı sınıflardaki kızlar ve delikanlılar birbirlerini görmezler bile. Göçebe toplumlarda da evlilikler aynıdır. Hayvan sayısı fazla olan zengin kişilerin kızları hayvanları fazla olan başka bir zengin kişinin oğlu ile evlenebilir. Yoksul bir gencin zengin bir kız ile evlenmesi çok zordur. Yoksul bir kızın zengin bir genç ile evlenmesi de çok zordur. Çünkü gelin gittiği evin yapısına alışmakta zorluk yaşar. Göçebe bir kızın çiftçi bir genç ile evlenmesi mucizedir. Eğer evlenecek olursa kız kültür şokuna girer. Çiftçi evlerinin malzemesi bol olduğundan dolayı kız buraya alışmakta zorluk çeker. Göçebeden gelmiş gelinlere Edremit’te dağlı adını verirler ve küçümserler. Göçebe gelinler göçebe hayat tarzının verdiği alışkanlıkla daha girgendirler. Çünkü göçebelerde kadın erkek arasında kaç göç yoktur. Göçebe kızlarının bu yaşam tarzı olarak girgenlikleri tarım toplumları tarafından yanlış anlaşılır. O gelinler hafif kadın sanılır. Bu yüzden bir çok sorunlar yaşanmaktadır. Oysa çiftçi toplumlarda kadın erkek arasında ayrılık vardır. Kadınlar toplumda ikinci plandadır.

Sabahattin Ali’nin Hasanboğuldu öyküsü göçebe bir kız ile yerleşik bir gencin aşkını anlatır. Sonuçta çiftçi Hasan göçebe yaşam tarzına dayanamaz.

İktisadi yapı toplumların dinlerini de etkilemiştir. Göçebe toplumlar genellikle panteist bir dini inanca sahiptirler. Yerleşik toplumlar ise teist bir dini yapıya sahiptirler. Bundan dolayı göçebe toplumdan bir kız ile çiftçi toplumda bir gencin dini anlayışları da farklıdır. Bu durumda ailede sorunlara sebep olmaktadır. Sonra doğan çocuklar iki toplum arasında kaldığından kendilerini hangisine bağlayacakları konusunda ortada kalmaktadırlar. Çünkü göçebe akrabalarının yanına gitseler yerleşiklikle ,yerleşik akrabalarının yanına gitseler göçebelikle itham edilirler. Yani ne göçebe olurlar, ne yerleşik olurlar. Bu toplumların düğünleri de yine iktisadi yaşamlarına göre şekillenmiştir.

Yerleşik toplumlarda düğünler şaşaalı olur. Düğün yemekleri bol ve lezizdir. Gelinlere sunulan çeyizler zengindir. Göçebelerde ise düğünler daha basittir. Düğün yemekleri göçebe mutfağına uygundur. Çeyizler daha sadedir. Çocukluğumda düğünlerde komşu yerleşik köyden gelen misafirler için özel yemekler yapılırdı. Bu yemeklere ise ince aş adı verilirdi. Bu yemekler kendi köylümüze verilmez yerleşik komşu köylülere saklanırdı. Kendi köylümüze ise göçebe yemekleri yapılırdı. Türklerde ilk düğünlerin İskitler döneminde M.Ö.800 yıllarında Alp Er Tunga zamanında başladığı ileri sürülmektedir. Düğün iki kanın karışmasından dolayı Türkçe düğüm kelimesinden gelir. Yani iki aile birbirleri ile düğümlenmektedirler. Birbirlerine bağlanmaktadırlar.

Her grup kendine uygun bir iktisadi yapı oluşturmuş ve bu iktisadi yapı içinde ailesi de şekillenmiştir. Bu iktisadi yapı içinde kültürlerde oluşmuştur. Gerek beslenme, gerek giyinme, gerek barınma ve gerek yaşam tarzı iktisadi yapıya göre şekillenmiştir. Dinlenilen müziklerde farklıdır. Dolayısı ile farklı iktisadi yapıda yetişmiş gençlerin kendi iktisadi yapıları içinde yetişmiş kızlar ile evlenmelerinde bir sorun çıkmaz. Çünkü ikisi de aynı kültür içinden gelmektedirler. Doğacak çocukları da aynı iktisadi yapı ve kültür içinde büyüyeceklerdir. Bu şekilde toplumsal kan da korunmuş olacaktır. Irk bozulmayacaktır. Yaşlı Türkmen kocaları ”Çayır kuşu çayıra, bayır kuşu bayıra” demektedirler. Hepsi kuş ama hiç serçe kartala aşık olabilir mi? Diye de sormaktadırlar. Yine cins atların soyları bozulmasın diye özellikle insanlar tarafından korunup kendi cinsleri ile çiftleştirilmektedir. Yine bu örnek verilerek şu sorulmaktadır. Ahırındaki atın daha soyunu korumak için kendi cinsi ile çiftleştirirken evindeki kızını veya oğlunu nasıl bilmediğin bir topluma verebilirsin demektedirler. Bu söylemleri ile aynı soy ve aynı kültür içindeki evlilikleri teşvik etmektedirler.

MODERN ÇAĞDA EVLİLİK:

Sanayi devriminden sonra dünyada fabrikasyon üretim başladı. Bu üretim tüm yapıları derinden etkiledi. Modern hayat denilen batı tarzı bir hayat ortaya çıktı. Fabrikalar kentlerin büyümesini sağladı. Kentlere bir çok yerden bir çok insan gelip yerleşti. Fabrika sahipleri ilerideki yeni işçilerin yetişmesi için farklı yerlerden gelen bu insanlara herkesin insan olduğunu ve ayrım yapılmadığını empoze ederek işçi çocuklarının evlenmelerini teşvik etti. Böylece kentli ve işçi diye yeni bir iktisadi yapı oluştu. Burada hangi toplumdan olursa olsun hiç fark etmeden gençler evlenmeye başladılar. Düğünlerde kapitalist yapının düzenlediği yapıya uygun olarak şekillendi. Artık kentlerdeki düğünlerde keşkek dövülmüyor. Sadece basit bir ikram ile düğün bitiyor. Oysa fabrika sahibi kapitalistler kendi kızlarını ve oğullarını ise işçi gençlerinden özellikle uzak tutuyorlar. Yani fabrika sahibi bir kişinin kızı işçi bir delikanlı ile evlenemiyor. Evlenmesi de mümkün değil. Kapitalistin kızı kapitalistin oğlu ile evleniyor. İşçinin kızı ise işçinin işçi olan oğlu ile evlenebiliyor.

Bu yüzyılda devletlerde kendilerini yenilediler. Bu yenilenme sırasında devlet memurluğu ortaya çıktı. Devlet memuru olan kişiler çalıştıkları yerlerde kendileri gibi devlet memuru olan kızlarla evlenmeye başladılar. Burada da yine iktisadi yapı ön plana çıkmaktadır. Yani aynı ekonomik yapı içinde evlilikler olmaktadır. Bu devlet memurlukları da göçebe veya yerleşik yapıyı ortadan kaldırdı. Göçebe veya yerleşik yapı kökenli devlet memurları devlet memurluklarında birleşerek yuva kurdular. Fakat bu ailelerin çocukları da memur olmak zorunda kaldılar. Eğer memur olamazlar ise sıkıntı içine düştüler. Kapitalist sistemin insanlara kentlerde cennet vaadi ise kırlarda yaşayan göçebe veya çiftçi ailelerin çocuklarını cezbetti. Kapitalist kültür ön plana çıktı ve göçebe kültür ile çiftçi kültür küçümsendi. Artık gerek göçebe gerek çiftçi ailelerinin çocukları kendilerini kente atıp orada kendilerine nereden olursa olsun bir eş bulmak ve yuva kurmak hayaline kapıldılar. Böylece yeni bir kent merkezli kapitalist kontrollü bir kültür ortaya çıktı. Kapitalizm bu kültürünü hümanizm ile destekledi. Yani onlara göre herkes insan, herkes birbirine aşık olabilir. Aşklar kutsanmalıdır. Bu alt tabakanın yani halkın özelliğini yitirip karışması ve melezleşmesidir. Kapitalistlerin istediği de zaten budur. Oysa hiçbir kapitalist kızı veya oğlu aşağı gruptan birisi ile evlenemez. Çünkü aralarında kültür farkı vardır. Kapitalistlerde buna müsaade etmezler. Aşk sadece alt tabaka içindir. Üst tabaka için değil. Alt tabaka için aşk övülürken üst tabaka için böyle bir şey söz konusu değildir. Alt tabakada bu zokayı yutmuştur.

Günümüzde evlenmeye niyet ettiğinizde seçme şansınız çevrenizdir. Çevreniz ise yaptığınız iş ile sınırlıdır. Bu da ekonomik yapınız ve iktisadi ortamınızdır. İletişim araçları çoğalınca farklı yerlerdeki kişiler ile de tanışmak mümkün olmuştur ama bu tanışmaların büyük bir çoğunluğu hezimet ile bitmektedir. O zaman aşk nedir diyelim. Aşk iktisadi yapımız ve ekonomik gücümüz içinde bulduğumuz eşlerdir diyebiliriz. Diğerleri platonik aşk. İdealizm.

SONUÇ:

İnsanın hayatını yaşadığı iktisadi yapı ile ekonomik gücü etkiler. Bu yaşam tarzımız, beslenmemiz, barınmamız ve kültürümüz bu yapı içinde şekillenir. Bu yapı bizim yuva kurmamızı da etkiler. Bu kapalı yapılar içinde doğan kızlar ve oğlanlar vakti geldi mi birbirlerini gördüklerinden dolayı birbirlerini severler ve evlenirler. Düğünleri de kendi iktisadi yapıların içinde kendi kültürlerine göre olur. Kurulan yuvada doğan çocuklarda bu yapı içinde büyürler bu kültür içinde yetişirler. Böyle evliliklerde sorun olmaz. Farklı iktisadi yapı içinde meydana gelen evliliklerde ise sorunlar başlar. Gerek yaşam tarzı, gerek dinsel inançlar, gerek kültürler sorun olur. Doğan çocuklar ise arada kalırlar. Hangi kültür içine gireceklerini şaşırırlar.

Oysa sanayi devriminden sonra oluşan kent hayatında farklı bir iktisadi yapı ortaya çıkmıştır. Bu yapıda işçi kesimi alt sınıf iken kapitalist sınıf üst sınıftır. Üst sınıf gelecekteki işçi ihtiyacı için hangi gruptan olursa olsun herkesin insan olduğunu yayıp farklı gruplar arasındaki evlilikleri teşvik etmiştir. Bu farklı gruplardan gelen insanlar ise kente işçi sınıfı altında toplanmışlardır. İşçi yuvaları kapitalist sistemin oluşturduğu düğünlerle kurulmuş ve çocuklar bu ortamda işçi olarak yetiştirilmişlerdir. Oysa kapitalist kesimin çocukları ise işçi çocukları ile karışmamıştır. Kapitalistin çocuğu başka bir kapitalistin çocuğu ile evlenmiştir. Hala durum böyledir. Böylece alt grup insanlarında aşk öne sürülerek evlilikler teşvik edilmiş ve bu gruplar bu sayede melezleştirilmişlerdir. Oysa üst sınıflar kendilerini özenle korumuştur ve hala korumaktadır. Üst sınıflar kendi kanlarını korurlarken alt sınıfların kanları ise sürekli bozulmaktadır.

Tarım ve hayvancılık döneminde saraylarda siyasi nedenlerle yapılan evlilikler yüzünden kanlar bozulurken, günümüzde alt kesimlerde işçilik yüzünden oluşan evlilikler yüzünden kanlar bozulmaktadır. Kanların yanında kültürlerde bozulmaktadır. Kapitalizm kırlarda kalan kültür kırıntılarını tespit etmek için ise araştırmacılar görevlendirmektedir. Bu araştırmacılar kalan kültür kırıntılarını tespit ederken yine o kültür elemanlarına ise kent kültürünü tavsiye etmektedirler. Yani bozulma devam etmektedir. Kırlarda yaşayan ve hala hayvancılık ve tarımla uğraşan ve kendi kültürlerini korumaya çalışan gruplar ise yine ekonomik silah olan fiyatlar ile sıkıştırılıp bu kültürlerin ortadan kalkması sağlanmaktadır. Bugün kırlarda dahi kent kültürü büyük ölçüde egemen hale gelmiştir. Herkes insan diyerek kültürler büyük ölçüde yok edilmiştir. Tabi herkes insandır ama kültürleri de yaratan o gruplardır. Grupları ve kültürleri korumak gerek diye düşünmekteyim.

Kaynakça:

Zelyut R.-2008-Türk Kimliği, Fark Yayınları, Ankara

Ersoy A.-2012-İktisadi Düşünceler Tarihi, Nobel Yayın, Ankara

Engels F.-2010-Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Alter Yay. Ankara

 70 total views,  1 views today

Diğer Yazılar

SİNEMADA 12 EYLÜL: TANK PALETİYLE GELEN NEOLİBERALİZMİN BEYAZPERDEYE YANSIMASI.

Neoliberalizmin karşısında küçük insan: Faize Hücum, Namuslu, Banker Bilo Faize Hücum / Zeki Ökten Film …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir