EDREMİTLİ CENNETOĞLU MUSTAFA EFE

Sinan Kahyaoğlu

GİRİŞ:

Efelik kurumu Ege Bölgesine mahsus bir kurumdur. Efelerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardır. Tabi ki kıyafetleri bölgenin halk kıyafetlerinden etkilenerek yapılmışlardır. Efelerin kendilerine mahsus müzikleri ve oyunları onları ölümsüz yapmıştır. Efelerin adlarının yaşamasına bir neden de genellikle sosyal haydut olmalarındandır. Zenginden alırlar ve yoksula verirler. Bundan dolayı halk tarafından çok sevilirler. Büyük efelerin mezarları bugün dahi halk tarafından hürmetle ziyaret edilir. İsimleri saygıyla anılır. Kendilerine türküler yakılmıştır. Bu türküler halk müziğimizin şah eserleri arasındadırlar. Efeler genellikle Egeli yoksul ailelerin çocukları arasından bir haksızlığa baş kaldırması ile ortaya çıkmışlardır. Yanlarındaki adamlarına zeybek denir. Kendi aralarında zeybeklere Kızan derler. Grubun başı ise Efe’dir. Grupta efeye mutlak itaat gerekir. Dervişin mürşidine itaat ettiği gibi itaat gerekir. Efeyi sorgulama yoktur. Yani grupta demokrasi yoktur. Efe ise yanındaki zeybekleri korumak ve gözetmek zorundadır. Bunu yapamazsa gurubu bir arada tutamaz. Grup geçimini zenginlerden aldığı fidyeler ile sağlar. Kendisine yataklık yapan yoksul ailelere, barındığı dağ köylerindeki yoksul köylülere yardım yaparlar. Köylerin ihtiyacı olan alt yapıları zenginlere yaptırarak köylülere fayda sağlarlar. Bunları yapmayacak ve fidye vermeyecek olan zenginlerin ise köşklerini veya çiftliklerini basarak yakarlar. Bunları yapamayan efe dağda yaşayamaz.

Efeler iki amaçla dağa çıkmışlardır. Birisinde uğranılan bir haksızlığa karşı çıkarak isyan edip dağa çıkanlar, birde toplumdaki sıkıntıları görüp bu sıkıntıları gidermek için isyan edip dağa çıkanlar. Kişisel haksızlığa uğrayıp dağa çıkan efeler yanlarına beş on kişi alarak dağda küçük gruplar halinde gezerlerken, toplumun sıkıntısını dert edinip dağa çıkanlar ise bin, binbeşyüz kişilik gruplar halinde bölgede dolaşarak isyan etmişlerdir. Devlet kişisel haksızlık nedeniyle dağa çıkan küçük grup efeleri haşerat olarak görürken, büyük gruplarla isyan edenleri ise kendisine rakip görüp üzerlerine daha şiddetli gitmiştir. Küçük grupları gerektiğinde af ederek düze inmelerini sağlarken, büyük grupların affı olmamıştır. Bunların liderleri yakalandıklarında işkenceler ile öldürülmüştür.

Küçük grup efeler arasında da iki grup vardır. Bunlardan bir kesimi zenginlerden para alamayınca bu sefer yoksul halka yönelmiş ve yoksul halkı soyarak geçimlerini sağlamışlardır. Bunlara yöre halkı Çalı kakıcı adını verirler ve hiç sevilmezler. Bunlar namusa da göz koymuşlardır. Bu çalı kakıcıların ömrü ise dağda uzun olmamıştır. Oysa zenginden fidye alma gücünde olan efeler ise aldıklarının bir kısmını yoksula verdiklerinden dolayı halk tarafından sevilmiş ve iyilikle yad edilmişlerdir. Halk bu efelerin affedilip düze inmelerinden de pek memnun olmamıştır. Çünkü düze inen efeler zenginlerden fidye alıp yoksul köylüye dağıtma işine son vermiştir. Bundan dolayı dağdaki yatakları ile irtibatı kesilen efeler aradan zaman geçince düzde devlet tarafından yok edileceği korkusu ile tekrar sudan bahaneler ile dağa çıkmışlardır. Çünkü hem eldeki paralar bitmiş, hem de yataklar ile irtibatları kesilmiştir. Bundan dolayı büyük efelerin hayatı bir düze inme, bir de dağa çıkma ile geçmiştir. Sonunda ise bir çatışmada can vermişlerdir. Efelik Kurtuluş savaşında Kuvayı Milliyeyi oluşturarak vatan savunması görevini yapmış ve tarihe karışmıştır. Bugün Ege bölgesinde müzikleri ve oyunları ile yaşamaktadırlar. Buna ise Efelik ruhu adı verilmektedir.

Bazı araştırmacılar zeybeklik geleneğinin antikçağlara kadar gittiğini ileri sürmektedir ki bu bize göre biraz zorlamadır. Çünkü antik çağlardan kalan tarihi olaylar yazılan yazılarla günümüze kadar gelmişken o tarihlerden günümüze gelen bir sosyal haydutluk görülmemektedir. Sadece M.Ö.132 yılında Bergama Krallığının Roma hakimiyetine geçmesine itiraz eden Bergamalı prens Aristonikos duruma itiraz etmiş ve egemenliği alan Roma’ya karşı Bergama Krallığını korumak amacı ile isyan etmiş ve bu uğurda can vermiştir. Bu açıdan bakarsak ilk efe Aristonikos’tur diyebiliriz.Egelidir ve topraklarını emperyal bir işgalci devlete karşı korumak için mücadele etmiştir. Kendisine ise halk tarafından destek verilmiştir. Roma döneminde ise Ege’nin merkez kenti Efes olmuştur. Efes’in adının da Efe’s olması ilginçtir. Bizans döneminde de Ege bölgesinde eşkıyalık ve zeybeklik olayları görülmez.1071 yılından sonra Türklerin Anadolu’ya gelmesi ile Ege bölgesinde Çaka Bey görülür. Çaka Bey İzmir merkezli bir denizci beylik kurar ve çevre adaları kontrolü altına alır. Çaka Bey’de bir efe olarak görülebilir. Çaka Bey’den sonra Umur Bey Aydınoğulları beyi olarak efeliğe yakışır hareketler yapmış ve İzmir’in fethi sırasında Hakka yürümüştür. Umur Bey’in Abdal Musa ve Kızıldeli sultan ile irtibatı vardır.

Umur Bey’den sonra Ege’de toplumsal sorunlara çare arayan efe olarak Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’i görürüz.1418 tarihinde Şeyh Bedrettin adına Karaburun’da ayaklanan Börklüce Mustafa yenilip Efes’te idam edilmiştir. Torlak Kemal’de Manisa’da idam edilmiştir. Börklüce’den sonra ki efe ise 1624 yılında ayaklanan Edremitli Cennetoğlu Mustafa Efe’dir. Cennetoğlu’da yanında kalabalık grupla bölge kontrolü için ayaklanmış ve yenilerek idam edilmiştir.

EDREMİTLİ CENNETOĞLU MUSTAFA EFE:

Cennetoğlu hakkında bilgiler Naima tarihinde bulunmaktadır. Naima Cennetoğlu’nu kötülükle yad eder. Cennet karı oğlu diyerek anasına iftira atar. Sonra tımarlı sipahi diye anar. Burada tımarlı sipahilerin kötü kadınların çocukları olduğu ortaya çıkar ki bu durum dahi isyancının küfürle anılmasının geleneksel bir uygulamasıdır.

Cennetoğlu Mustafa Edremit Kadısı Cennet’in oğludur. Babası Edremit’te kadılık yapmakta ve adalet dağıtmaya çalışmaktadır. Bugün Edremit’in girişinde bulunan Soğuk tulumba mevkisinin altına Cennet ayağı adı verilir. Edremit’in eskiden sayfiye yeri idi. Bugün mahalle haline geldi. Mustafa adalet dağıtmadaki sıkıntıları yaşayarak görür. Bu tarihlerde ise Osmanlı’da durum karışıktır. Tımarlı sistem bozulmuştur. Halk yoksulluk içindedir. Coğrafi keşifler ile Avrupa ülkeleri Amerika’yı keşfedince eski ticaret yolları önemini kaybetmeye başlamış ve bu durum ekonomik olarak Osmanlı topraklarını zora sokmuştur.Amerika’dan gelen değerli madenler ise Osmanlı’da enflasyona neden olmuş ve halk daha da yoksullaşmıştır. Devlet bu duruma müdahale etmek için narh sistemini getirmiş ama bu durumda kaçakçılığı arttırmıştır. Bu dönemlerde Ege kıyılarında bol miktarda tahıl kaçakçılığı yapılmaktadır.1591-1595 yılları arasında ise genel bir kuraklık olmuştur. Bu kuraklık gıda ürünlerinde büyük bir azalma getirir ve durum isyanları ortaya çıkarır. İlk isyan 1596 yılında çıkar. Sonra 1598’de Karayazıcı, 1600 Deli Hasan, 1605 Tavil Ahmet, 1606 Kalenderoğlu, 1607 Yusuf Paşa ve Canpolatoğlu, isyanları çıkmıştır. Bu sırada Osmanlı tahtında 1.Ahmet vardır. Sarayda ise Kadızadeler adı verilen bir grup etkindir. Şeyhülislamlıkta bu grubun elindedir. İbni Teymiye ekolündendirler ve hocaları aslen Balıkesirli olan Birgivi Mehmet Efendidir. Bu grup devletin yeni gelişmelere ayak uydurmasını engellemektedir. Osmanlı çıkan isyanları Kuyucu Murat Paşa eliyle ezer bastırır. Bu isyanlar sırasında köylüler köylerini bırakarak kaçarlar. Bu döneme Büyük Kaçgunluk dönemi adı verilir. Büyük kaçgunluk nedeniyle üretim düşer, yoksulluk daha da artar. Nüfusun çoğu dağda bayırda yok olur. İsyanlar bastırıldıktan sonra Kadızadelerin teşviki ile 1611 yılında Ayasofya’nın karşısına ona nazire olacak şekilde Sultan Ahmet cami inşaatına başlanır.1617 yılında biter. Aynı yıl 1.Ahmet ölür ve yerine Genç Osman geçer. Genç Osman daha ılımlıdır ve devletteki sorunları görmektedir. Bazı yenilikler yapmak ister ama 1622 yılındaki isyan ile tahttan indirilir ve öldürülür. Yerine ise çocuk yaşta 4.Murat geçer. Sarayda kontrol ise saray kadınları ile Kadızadeler arasındadır. Bu iki grup arasında ise şiddetli bir mücadele vardır. Bu sıralarda Osmanlı topraklarında ise tütün ekilmeye başlanmış ve içimi de yaygınlaşmıştır. Kadızadelerin teşviki ile 4.Murat içki ve tütün yasağı getirir, kahvehaneleri kapatır. Hazerfan Ahmet Çelebi ile Lagari Hasan Çelebi’yi ödüllendirme bahanesi ile öldürtür. Böylece Osmanlı’da teknik ilerlemenin önü kesilir. Ülkede sorunlar çoktur.1624 yılında Edremitli Cennetoğlu Mustafa Efe bu durumu görünce halkın durumunu düzeltmek için Kazdağı ve Madra dağı yörükleri, Türkmenleri ve reayaları ile ayaklanır. Yanına 1600 yaya,1000 atlı toplar. Cennetoğlu sancakbeyi, kethüda, kadı ve ağaların yaptıkları zulümleri ortadan kaldırmak için ayaklanmıştır. Topladığı kuvvetler için ayan ve eşraftan “Sekban akçesi” adı altında vergi toplar. Coğrafya gereği Edremit’te başlayan bir isyanın güneye yayılması gerekir. Cennetoğlu’da bunu izleyerek önce Bergama, oradan Manisa’ya geçmiştir. Manisa’dan Torbalı üzerinden Tire’ye gelmiştir. Burada Afyon yöresi yörükleri ile Burdur’un Söğüt dağı yörükleri Cennetoğlu kuvvetlerine gönüllü katılmışlardır.

Osmanlı sarayı ise durumu öğrenince Cennetoğlu’nun üzerine kuvvetler göndermiştir. Gelen bu kuvvetleri Tire’de bozguna uğratmıştır. Bu başarıdan sonra Bursa, Saruhan, Karesi ve İzmir yöresine hakim olmuştur. Bu durumda çıkarları bozulan kişiler Rum Mehmet Paşa başkanlığında sadrazama Cennetoğlu’nu şikayet etmişlerdir. Bunun üzerine sadrazam Cennetoğlu üzerine Kanlı Mehmet Paşa ile Dişlek Hüseyin Paşa’yı göndermiştir.

Dişlek Hüseyin Paşa isyanı bastırmak için geldiğinde Cennetoğlu hükmettiği yerlerin sancakbeyleri ile kadılarına bir ferman göndermiştir. Bu ferman ile Dişlek Hüseyin Paşa’nın celali olduğunu ve sözünün dinlenilmemesini istemiştir. Bu ferman ile Dişlek Hüseyin Paşa Ege ve Marmara’da güçsüz hale gelmiştir. Bunun üzerine İstanbul’a yazılar yazarak kendisinin meşru olduğunu belirten fermanlar getirtmiştir. Böylece Cennetoğlu Mustafa Efe ile Osmanlı Paşası Dişlek Hüseyin Paşa arasında bir fermanlar savaşı yaşanmıştır. Bu durum bize Cennetoğlu isyanında bir ferman ve fetva savaşı yaşandığını gösterir. Cennetoğlu Kadızadelere karşı fetva savaşını kaybedince isyan tersine dönmüştür.

Anadolu’da ikinci fetva savaşı ise 1920 yılında İstanbul’daki Şeyhülislamlık ile Ankara hükümeti arasında yaşanmış ve bu savaşı Ankara kazanmıştır. İstanbul’un desteklediği isyanlar ise bastırılmıştır. Daha sonra işgalci düşman yenilerek savaş kazanılmıştır.

Cennetoğlu Mustafa Efe’nin bu ferman fetva savaşına kalkması dahi onun bir Kadı oğlu olduğunu gösterir. Bir yıl Bursa, Balıkesir, İzmir, Manisa, ve Aydın yöresinde egemen olup ezilen halka yararlı işler yapmıştır. Bir yıl bu yörelerde gayri resmi valilik yapmıştır. Halk bu dönemde rahata ermiş ve yoksulların yaraları sarılmıştır. İstanbul’dan kendine yarar fermanlar ve fetvalar getiren Dişlek Hüseyin paşa takviye kuvvetlerle tekrar 1625 yılında Cennetoğlu Mustafa Efe’nin üzerine gelmiştir. Manisa’da yapılan savaşta Cennetoğlu Mustafa Efe yenilmiştir. Yenilince Denizli’ye geçmeye çalışmıştır. Fakat Denizli’ye geçerken yakalanmış ve Birgi’ye getirilmiştir. O tarihlerde Küçükmenderes havzasının merkezi Birgi’dir. Birgi Nazilli , Salihli, İzmir ve Buldan yolu üzerinde bulunmaktadır. Kadızadelerin ileri geleni Mehmet Efendi de Birgi de kadıdır. Cennetoğlu Mustafa Efe Birgi’de işkence ile öldürülür. İsyancıların bir kısmı Birgi kalesine sığınır. Bundan dolayı kalenin dış surları yıkılır. Sadece iç kale kalır. Cesedi de oraya defnedilir. Cennetoğlu Mustafa Efe Birgi’de öldürüldüğünden dolayı Birgili diye anılır. Oysa Edremitlidir, ilk kızanları yani zeybekleri Kazdağı yörükleri ile Türkmenleridir. İsyan coğrafyanın gereği Egeye yayılmış ve Cennetoğlu yakalanınca merkez olan Birgi’ye getirilip orada öldürülmüştür. Cennetoğlu Mustafa Efe’nin Birgi ile alakası bu kadardır. Tabi daha sonra Birgi coğrafyasından ünlü efeler çıkmıştır. Çakırcalı Mehmet Efe en ünlüleridir. Küçük menderes efelik bakımından Edremit’i geçmiştir.

Cennetoğlu Mustafa Efe’nin isyanından sonra 4.Murat devlet yönetiminin nasıl düzeltilebileceği konusunda Koçi Bey’e bir risale hazırlamasını emreder. Koçi Bey ünlü risalesini yazar. Bu risalede ekonomik sorunlar üzerinde pek durulmaz, devlet yönetimindeki laçkalıklar üzerinde durulur. Göçebeler kötü gösterilir. Aynı tarihlerde Halvetiye tarikatının Celvetiye kolunun kurucusu Aziz Mahmut Hüdayi saraya sunduğu bir risalede isyan sorununun çözümü için her rafizi köyüne bir sünni imam atanmasını tavsiye eder. Bunun üzerine imamsız köy bırakılmaz. Hala köylerin en önemli devlet memuru imamdır.

4.Murat Koçi Bey’in risalesi üzerine devlette bazı ıslahatlar yapar. isyanın bastırılmasından sonra Ege ve Marmara sözde bir rahatlamaya kavuşur. Oysa 1632 yılında Balıkesir’de İlyas Paşa ayaklanır. İlyas Paşa Balıkesirlidir ve Anadolu Beylerbeyliği yapmıştır. Ayaklanınca Bergama, Karesi, Kazdağı yörelerinin tımarlarını kendi adamlarına dağıtır ve varlıklı kişilerden salmalar alır. Manisa, karesi, Kazdağı, Bergama, Edremit, Ayazmend, Alaşehir, Menemen ve Foça İlyas Paşa’nın egemenliğine geçmişti.1632 yılında üzerine gelen kuvvetlere Alaşehir ovasında yenildi ve idam edildi.

Biz bundan şunu görebiliriz. İlyas Paşa Cennetoğlu Mustafa Efe’nin devamıdır. Onun izinden gitmiş ve onun egemen olduğu alanlara egemen olmuştur. Hatta onun yenildiği yerde yenilmiş ve orada idam edilmiştir.

Cennetoğlu isyanından sonra temizlik ve eskiye dönük düzenleme amacıyla Edremit’e 1628 yılında Tıflı Paşa adında bir paşa gelir. Bu paşa Kazdağı’nın bir kolu olan Karadağ eteklerindeki Kadiri tekkesine uğrar. Kadiri tekkesi bugün Edremit’in Kadıköy’ü üstünde ve Ortaoba köyü yanındadır. Kadiri tekkesi çevredeki çam ağaçlarından bal elde etmektedir. Elde ettiği bal ile bal helvası yapmakta ve bu balların bir kısmını saraya göndermektedir. Cennetoğlu isyanından sonra bu tekkenin bal temin ettiği çam koruları yöredeki yörükler ve Türkmenler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar tekkenin bal temin ettiği çamları kesip kereste yapmaktadırlar. Tekkede bulunanlar durumu Tıflı Paşa’ya bildirirler. Tıflı Paşa bir vakfiye senedi hazırlar ve bu koruları Paşa sultan adındaki bu kadiri tekkesine verir. Durum eskiye dönmüştür. Yörükler ve Türkmenler yöreden çıkarılırlar.

19.y.y.da ise durum değişir. Devlet göçebelerin yerleşik hayata geçmesini istemektedir. Bu kadiri tekkesinin çevresine pek çok yörük obası iskan olurlar. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu obalar toplanarak Ortaoba köyünü oluşturular. 1925 yılında da tekke kapanır.Özellikle 1950’li yıllardan sonra çevrelerini açarak zeytinlik haline getirirler.1982 yılı kadastro çalışmaları sırasında Vakıflar Genel Müdürlüğü bu Tıflı Paşa vakfını belge göstererek köylüleri zeytinlik haline getirdikleri yerlerden çıkarmak için mahkemeye verir. Sorun hala devam etmektedir. Yani Cennetoğlu isyanının izleri günümüzde de sürmektedir.

SONUÇ:

Osmanlı tarihinde yapılan bazı yanlış uygulamalara karşı isyanlar çıkmıştır. Bunlar şiddetle bastırılmış ama ardından isyancıların istediği uygulamalar sarayın kendi isteği gibi gösterilerek uygulamaya konulmuştur. Dünyadaki gelişmeler ve iklimdeki salınımlar Osmanlı’yı zaman zaman zora sokmuştur. Özellikle 15.y.y.da başlayan coğrafi keşifler Osmanlı’nın temel gelir kaynağı olan İpek ve Baharat yollarının önemsizleşmesine neden olmuştur. Dış etkenler Osmanlı’da enflasyonlara neden olmuştur. Bu durumlar ise halkta huzursuzluklar meydana getirmiştir.17.y.y.başında ise başka bir sıkıntılı durum vardır. Bu da Osmanlı’nın skolastik zihniyete teslim olmasıdır. Skolastik düşüncenin temsilcisi Kadızadelerdir. Bunlar verdikleri akıl ile sorunları din temelli çözeceklerini sanmışlardır. Oysa sorun ekonomiktir. Kadızadelerin teşviki ile isyanlar bastırıldıktan sonra Osmanlı’nın en görkemli camisi olan Sultanahmet camisi inşa edilmiştir.

Bu dönemde Edremit kadısı Cennet’in oğlu olan Mustafa durumu düzeltmek için Kazdağı reayaları ile ayaklanmış ve sosyal bir düzen kurarak halkın sıkıntılarını azaltmaya çalışmıştır. İsyan başlayınca coğrafya gereği güney Ege’ye inmiş ve oralarda da egemen olmuştur. Üzerine gelen kuvvetleri Tire’de yenince Ege ve güney Marmara’ya egemen olmuştur. Burada bir yıl egemenlik sürmüştür. Bu süre içinde halkın dertlerine derman olmuştur. Üzerine gelen Osmanlı Paşası için ise ferman yayınlayarak bu paşanın celali olduğunu ileri sürerek bir ferman fetva savaşına girmiştir. Fakat Kadızadelerin ferman ve fetvalarına yenilince kaybetmesi kaçınılmaz olmuştur. Ege’de güneye çekilirken yakalanmış ve Kadızadelerin merkezi olan Birgi’de idam edilmiştir.

Cennetoğlu’nun idam edilmesinden sonra Karesi’de, daha önce Anadolu Beylerbeyliği yapmış olan Osmanlı paşası İlyas paşa duruma itiraz etmiş ve 1632 yılında ayaklanmıştır. İlyas Paşa’da isyanı sonucu Cennetoğlu’nun egemen olduğu alanlarda egemen olmuş ve halkın dertlerini Cennetoğlu’nun uygulamaları gibi uygulamalar ile sona erdirmeye çalışmıştır. İlyas Paşa’da yakalanmış ve idam edilmiştir.4.Murat ise bu isyanların bastırılmasından sonra devlet sorunlarının çözülmesi için Koçi Bey’den risale hazırlamasını istemiştir. Bu risale doğrultusunda devlette bazı düzenlemeler yapmıştır. Bu bize Cennetoğlu Mustafa ve İlyas Paşa’nın uygulamalarının Koçi Bey’in risalesi ile devlet hayatına geçtiğini gösterir. Skolastik düşüncenin temsilcisi olan Kadızadeler ile Halveti tarikatından olan Aziz Mahmut Hüdayi ise sorunu dinsel görmüşler ve sorunların çözümü için şeriatın daha da yaygınlaştırılmasını istemişlerdir. Aynı tarihlerde Osmanlı’da Hazerfan Ahmet Çelebi ile Lagari Hasan Çelebi gibi teknik bilginlerde yetişmiş ama Kadızadeler yüzünden bu kişilerde yok edilmişlerdir. Bu tarihlerde ise Avrupa’da Descartes, Francis Bacon gibi filozoflar fikirler ileri sürmektedirler.

17.y.y. isyanlarının bastırılmasından sonra artık isyan çıkmaz. Halk kaderine küser.19.y.y içinde yine batının devreye girmesi ile bazı kıpırdanmalar başlar. Osmanlı ise kendisine yeni bir düzen vermek istemektedir.1826 yılında 2.Mahmut Yeniçeri ocağını kapatır. Kurduğu yeni asker ocağı için nüfus sayımı yaptırır. Göçebelerin yerleşik hayata geçmesini ister. Yine sorunlar vardır. Ülkede can ve mal güvenliği yoktur.1828 yılında bu sefer Aydın’da Atçalı Kel Mehmet Efe ayaklanır ve Aydın’ı ele geçirir. isyanı bastırılır ve idam edilir.1839 yılında ilan edilen Tanzimat fermanı ile Atçalı Kel Mehmet Efe’nin istedikleri hayata geçirilir. Atçalı Kel Mehmet Efe’nin en yakın arkadaşı Ödemişli Ger Ali’dir.

Zeybekler Osmanlı ile anlaşmak isterler. Kırım savaşına ve 93 harbine gönüllü zeybek alayları oluşturarak katılırlar.93 harbine giderlerken 2.Abdülhamit ile görüşürler ve bazı istekleri kabul edilir. Fakat savaştan sonra vaat edilenler yerine gelmez. Bunun üzerine Ege’de zeybekler sertleşirler.1881 yılındaki toplu zeybek kıyımı ise zeybekler ile Osmanlı’nın arasını iyice açar. Kurtuluş savaşı sırasında Kuvayı Milliye’yi kurmak isteyen subaylar zeybeklere müracaat ederler. Zeybekler gönüllü karşılık verirler. Kurtuluş savaşına katılırlar ve Cumhuriyet kurulunca zeybeklik sona erer. Osmanlı’nın sorunları ise vakıflar ile günümüze kadar gelir.

Kaynakça

Akdağ M.-1995-Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Cem Yay. İst.

Avcı A.H.-2004-Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E Yay. İst.

Balcıoğlu T.H.-1937-Tarihte Edremit Şehri, Balıkesir Vilayet Matbaası

Öz B.-1992-Osmanlı’da Alevi Ayaklanmaları, Ant Yay. İst.

Özdemir Z.-2009-Adramtytion’dan Efeler Toprağı Edremit’e Cilt:1-2 Edremit Belediyesi Yay. Edremit

Oruç E.-2016-Birgili Cennetoğlu, Berfin Yay. İst.

Kahyaoğlu S.-2015-Cennetoğlu İsyanı ile İlgili Bir Vakfiye Senedi, Birgi araştırmaları Sempozyumu, Ödemiş

Yetkin S.-1996-Ege’de Eşkiyalar, Tarih Vakfı Yurt Yay. İst.

Akbaşak Os.-2018-Güneşe Çağrı, Aristonikos İsyanı, Şehir Hatları,İzmir

Diğer Yazılar

ANA DİLDE ISRAR

  Hatice Kavran / 11.09.2021 Batı toplumlarında milliyetçiliğin henüz olmadığı tarihlerde, bu toplumları en fazla …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir