EDREMİT YÖRESİNDE TOPRAK KULLANIMI VE MÜLKİYET SORUNLARI

Sinan Kahyaoğlu

GİRİŞ:

İnsanlar tarım ile beraber yerleşik hayata geçince toprakla ilişkileri başlamıştır. Önceleri tarım alanları devletin iken daha sonraları üretimi arttırmak için özel mülkiyet haline gelmiştir. Toprağın özel kullanımı ile ortak kullanımı tarih içinde salınımlar göstererek sürmüştür.

Edremit Kazdağı’nın güney eteğinde deniz ile dağ arasına sıkışmış bir araziye sahiptir. Edremit ile deniz arası 8 km.dir. Bu alan alüvyal topraklardan oluşan ovadır. Küçükkuyu’ya doğru bu ova gittikçe daralır ve Küçükkuyu’da ova biter. Kazdağı ile Madra dağından gelen çayların denize döküldükleri yerler delta durumunda olup bataklık halindedir. Bu bataklıkların ardında alüvyal ova başlar. Bu ovanın ardından dağ eteği ovası gelir ki buralar en iyi zeytin yetiştirilen yerlerdir. Daha sonra dağ başlar.

Edremit yöresinde yerleşmeler ise deniz kıyısı ile ovada değil dağ eteğinde denize bakan bir tepe üzerinde bulunurlar. Yanlarından mutlaka bir çay geçer. Çaylar ise ovaya kadar yazın da su taşırlarken, ovada kururlar. Edremit ile Burhaniye arası Çoruk ovası adını alır. Buraları zengin tarım alanlarıdır. Akçay ile Çoruk arası da zengin tarım alanıdır. Bu tarım alanlarının ardında zengin zeytinlikler başlar. Dağ eteği ovalarında ise yaşlı zeytin ağaçları bulunur. Dağın başladığı yerlerde ise kızılçam ormanları başlar ki buralarda bal üreten balsara bakımından zengin olduğundan bal üretim alanlarıdır. Onun için ovasından yağ, dağından bal akar denir. Denizden ise çeşitli deniz ürünleri elde edilir. Özellikle sardalya yörenin yerli balığıdır. Barbun, levrek, palamut, çıpra, istavrit, mezgit diğer balık türleridirler.

Edremit zengin toprakları ile tarih boyunca iskana uğramış bir yerdir. Bu dönemlerde toprak kullanımı nasıldı tam bilemiyoruz. Yalnız Bizans döneminde 695 yılından itibaren Tema sisteminin başlatıldığını biliyoruz. Tema sistemi ile topraklar devletin malı olup asker karşılığında bazı kişilere işletilmeye verilmesidir. Aynı uygulama Osmanlılarda Tımar sistemi olarak devam etmiştir. Bu dönemde Edremit Obsikion teması toprakları içindedir. Osmanlılar Edremit yöresini Karesioğullarından 1385 yılında alabilmiştir. Çıkrıkçı köyünde yatan Karesioğullarından Davut Bey bulumaktadır. Osmanlılar Çıkrıkçı köyü çevresini Davut Bey ve oğullarına vakfetmişlerdir. Vakıf dinsel bir kurum olup toprağın bir hayrat için bağışlanmasıdır. Cami, çeşme, medrese, tekke vakıf yapılabilecek kurumlardır. Ya da bir toprak bir aileye vakfedilebilmektedir. Osmanlılarda tımar sistemi has, zeamet ve tımar diye üçe ayrılırdı. Edremit verimli toprakları ile has olarak genellikle vezirlere verilmiştir. Vezirler bu topraklarını adamları eliyle işlemişler ve ürünlerinden faydalanmışlardır. Edremit çevresinden İstanbul’da saraya siyah zeytin, yeşil zeytin, zeytinyağı, sabun, bal ve odun ile kereste gönderilmiştir.

Tımar sisteminde tımar alan kişinin toprağa sahip olması söz konusu olmadığından çocuklarına işlettiği toprakları miras olarak bırakamaz. Tımar sahibi öldüğünde topraklar başka birisine tımar olarak verilir. Eski tımar sahibinin çocukları ise reaya durumuna düşerler. Bu durumu gören tımar sahipleri çocuklarının geleceği için vakıf usulünü kullanarak çocuklarına miras bırakmışlardır. Bir cami, medrese, tekke yaparak kullandığı toprakların en zengin bölümlerini o yaptırdığı esere vakfetmişlerdir. Çocuklarını da o eserin görevlisi yapmışlardır. Böylece tımar sahibinin çocuğu babasının yaptığı camide görevli olup camiye vakfettiği toprakların geliri ile geçinmeye başlamışlardır. En geçerli uygulama camiye vakıf olduğundan dolayı cami sayısı artmış ve bu camilere bağlı vakıf malları da artmıştır. Bugün Edremit’te eski merkezde 50.m.de bir cami bulunur. Toprakların vakfedilmesi sonucu yeni atanan tımar sahibi ise daralmış bir toprakla karşılaşmıştır. Çünkü kendisinden önceki tımar sahibi en verimli yerleri yaptırdığı camiye vakfetmiştir ve bu toprakları yeni tımar sahibi kullanamaz. Yıllar içinde Edremit’in topraklarının çoğu vakıf malı haline gelmiştir. Bir rivayete göre Türkiye’de İstanbul’dan sonra vakıf malının en fazla olduğu yer Edremit’tir.

1460 yılında Midilli isyanı sırasında Edremitli Rumlarda isyana katıldıklarından dolayı Fatih Sultan Mehmet Rumları Edremit’ten sürmüş ve buraya Rum yerleşmesini men etmiştir.1821 tarihinde bu karardan dönülmüş ve Edremit’e ilk Rum nüfus gelip yerleşmiştir. Rumlarda Avrupa devletlerinin desteği ile yörede toprak sahibi olmaya başlamışlardır. Tımar sistemi ise 18.y.y.da çökmeye başlamış ve vergi toplayan mültezimler toprakları kendi adlarına işlemeye çalışmışlardır.1826 yılında Yeniçeri ocağının kaldırılması ve yerine yeni bir ordu teşkilatının kurulması ile toprak kullanımı da kökten değişmeye başlamıştır. Zaten 1808 yılında 2.Mahmut’un ayanlar ile imzaladığı Sened-i İttifak toprakların özel mülkiyete doğru gidişinin en önemli belgesidir. Ayan vergi toplayan ve toprakları bizzat işleyen kişi demektir. Bunlar Osmanlı’nın ilk ağalarıdırlar. Zorunlu askerlik kanununun çıkması ile devlet yeniden örgütlenmiş ve eyalet sisteminden vilayet sistemine geçmiştir.1831 yılında bir nüfus sayımı yapılmış ve toprakların kullanımı tekrar gözden geçirilmiştir. Dağdaki göçebelerinde yerleşik hayata geçmesi istenmiştir. Fakat ovadaki topraklar gerek vakıf sistemi gerekse ağaların elinde olduğundan göçebelerin tarıma geçip yerleşmeleri mümkün olmamıştır. Bu arada Avrupalı devletlerin desteğini alan Rumlar ise satın almalarla Edremit çevresinde oldukça toprak sahibi olmuşlardır. Böylece Rum ağalarda ortaya çıkmıştır.1864 yılında ilk toprak tapuları verilmiştir. Böylece özel mülkiyet resmileşmiştir. Toprakların gittikçe azınlıkların eline geçmesinden rahatsız olan İttihat ve Terakki Partisi ekonomide Milli Ekonomi sistemini uygulamaya sokmuş ve Türk toprak ağalarını desteklemiştir. Yöremizde Banker Ali Bey ittihat ve Terakki’nin desteklediği toprak ağalarından birisidir. Rakibi ise Rum Kazez Yorgi’dir. Bu iki toprak ağası arasında kıyasıya bir mücadele vardır. Zeytin işleme bakımından buharlı fabrikaları bu ağalar getirmişlerdir.

Dağdaki göçebeler ise vilayet sistemi başlayınca yavaş yavaş yerleşmeye başlamışlar ve dağın eteklerinde köyler kurmuşlardır. Bu göçebeler yerleşik köylerdeki toprak sahibi kişiler ile ağalar için ucuz işgücü olarak kabul edildiklerinden dolayı eski köyler tarafından kabul edilmişlerdir. Bu göçebeler ise tarımı ırgatlık yaptıkları ağaların topraklarından öğrenmişlerdir. Göçebeler tarımı öğrenince köylerinin çevresindeki eğimli arazileri açmışlar ve buğday ekerek tarıma başlamışlardır. Bu göçebelere ücret ödemede nazlı davranan ağalar ücret olarak deniz kıyısındaki bataklık alanları işlenmiyor diye bu göçebelere vermişlerdir. Göçebeler ise bu bataklık alanları biraz kurutarak ilkel bir tarım yapmışlardır.1969 yılında çıkan turizm yasası ile bu alanlar turizm bölgesi kabul edilince buralar ilk turistik tesislerin yapıldığı alanlar olup göçebelerin çocukları zenginleşmiştir.

1914 yılında 1.Dünya savaşı çıkmış ve Osmanlı Almanya’nın yanında savaşa girmiştir. Edremit’te ise ağaların savaşı kızışmıştır.1915 yılında yöredeki Rumlar sürülmüştür. Kazez Yorgi’nin malları ise büyük ölçüde Banker Ali Bey’e verilmiştir. Aynı yıl içinde kendi gemisi olan Sezai Nur ile İstanbul’a giderken Çanakkale boğazı açıklarında Yunan donanması tarafından batırılmış ve Banker Ali Bey ölmüştür.1918 yılında Mondros ateşkes antlaşması ile Osmanlı yenilince Rumlar tekrar Edremit’e gelmişlerdir. Bu sefer Türklere daha gaddar davranmaya başlamışlardır. Bu baskı sonucu yörenin toprak ağaları ise Kuvayı Milliye’yi var güçleriyle desteklemişlerdir. Aziz Nesin “Bu vatanı bize bırakanlar” isimli eserinde Çoruklu Çapkınoğlu Hasan ağanın nasıl tüm varlığını Ayvalık cephesine verdiğini anlatır. Rahmetli dedem Veli Kahya’da bir tarlasının parasını Reddi ilhak Cemiyetine bağışlamıştır.

1922 yılında Kurtuluş savaşı kazanılınca Rumlar tekrar geri dönmemek üzere giderler. Mübadele sonucu yöreye Selanik, Dedeağaç, Serez, Midilli ve Girit’ten göçmenler gelir. Bu göçmenlere Emlak-ı Metruk denilen Rum malları dağıtılır. Fakat bu gelenler bu malların kıymetini bilmediklerinden dolayı çoğu verilen malları satıp başka yerlere giderler. Kente yerleşenler ise kentte ticarete atılıp Edremit’in ileri geleni haline gelirler. Edremit eşrafı olurlar. Cumhuriyet ilan edildikten sonra vakıf malları Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir. Vakıflar Genel Müdürlüğü vakıf zeytinliklerini işletmeye başlar. Halk bu işletmeye Evkaf adını verir. Evkaf çeşitli yerlere amele evleri yaparak zeytinliklerini işler ve ürettiği zeytinyağı ile zeytinleri satarak gelir elde eder. Cumhuriyet döneminde toprak tapuları yenilenir. Fakat kadastro sistemi gelişmediğinden dolayı arazilerin sınırlarında sorunlar vardır. Bundan dolayı sık sık sınır sorunları çıkmakta ve mahkemeler bu sorunlar ile uğraşmaktadır. Cumhuriyetin ilanından sonra dağdaki göçebelerde tamamen yerleşik hayata geçip köylere yerleşirler. Böylece dağda adam kalmaz. Yeni kurulan köyler dağın eteklerinde olduğundan dağ eteğindeki ormanlar açılıp önce buğday ekimine, sonra üzüm yetiştirmeye başlanır.1950 yılında NATO’ya girilince ülkede makinalı tarıma geçilir. Makinalı tarımla üretim artınca yöremizde dağ eteğindeki buğday üretimi bırakılır ve yerine zeytinlik yetiştirilmeye başlanır. Bu zeytinlikler 1980’li yıllarda tamamlanmıştır. Bu zeytinliklere fidan dikerek yetiştirildiği için DİKMELİK adı verilir. Bundan dolayı her köylü ailesinin ömrünü verdiği bir Dikmeliği vardır. Bu dikmelik için çoğu zaman çam kesmekten dolayı hapiste yatılırdı.

GÜNÜMÜZDEKİ DURUM :

Bu kullanımlar 1969 yılına kadar sürdü. Bu yılda Turizm Kanunu kabul edilip Enez’den Samandağ’a kadar kıyıdan 2 km.lik alan turizm alanı olunca yöremize turizm gelmeye başladı. Bu yıl ilk olarak deniz kıyısındaki verimsiz delta alanları alınıp turistik kamp yapıldı. ilk kamp Sosyal Sigortalar Kurumu kampıdır. Sonra Ankara Belediyesi kampı, sonra Eskişehir Demiryolu İşçileri kampı yapıldı. Akçay’da ise Turban tatil köyü yapıldı. Akçay’a ilk yazlık binalar inşa edilmeye başlandı. Bu yarı turizm, yarı tarımsal yapı 1985 yılına kadar sürdü.1982 tarihinde ise ilk defa kadastro çalışması yapılarak arazilerin sınırları daha da belirginleştirildi.1985 yılında inşaat sektörüne önem verilmesi ile ikinci konut furyası patladı. Bu furya sonucu zeytinyağından istediği geliri elde edemeyen köylüler topraklarını satmaya başladılar. Zeytinlikler arasında site denilen insansız köyler ortaya çıkmaya başladı. Bu sitelerde amaç daha fazla gelir olduğundan binalar birbirlerine sıkışık vaziyette inşa edildiler. Ulaşım olarak ta tarım yolları kullanılmaya başlandı. Önceleri sıkıntı yaratmaz iken, sayıları arttıkça sıkıntı yaratmaya ve çarpık kentleşme ortaya çıkmaya başladı. Bu kurulan sitelerin kanalizasyonu yok. İçme suları ise yeraltı suyundan temin edilmekte. Bunların sayıları arttıkça taban suyu çekilmeye başladı. Artezyenlerin tazyiki düştü. Tarım yolları yetmemeye, Edremit Küçükkuyu yolu dar gelmeye başladı. Turizm önceleri sadece deniz iken deniz kirlenmesi yüzünden yavaş yavaş dağa yöneldi. Deniz kenarında sitelerin artması ve bunların ışıklandırmaları ile deniz kıyısında bir ışık halesi ortaya çıktı.1945 yılında Avcılar kıyısına dikilen deniz feneri işlevini yitirdi. Bu deniz kıyısındaki ışıklandırmaların denize yansıması ile denizdeki yerli balıklar derinlere kaçtı ve yeterli miktarda üreyemediklerinden dolayı balık popülasyonu düştü. Turistik tesisler deltalara yapıldığından dolayı deltalarda yaşayan kuş ve diğer canlı türleri yok oldular. Bu durum Edremit’in ekosisteminde büyük sorunlar doğurdu.1993 yılında Kazdağı milli park ilan edilerek yöre halkına karşı koruma altına alındı. Yöre halkı gerek orman ürünü toplamak gerek inançları gereği dağa çıkıyorlardı. Bunlar yasaklanınca çatışmalar başladı.

2000’li yıllarda deniz oldukça kirlenmişti. Bu sefer dağ turizmi devreye sokuldu ve gelenler dağa çıkmaya başladılar. Bu yoğun dağ ziyaretleri dağdaki endemik türler üzerinde büyük sıkıntı doğurdu. Bütün bunlar yaşanırken birde maden şirketleri dağa maden için geldiler. Özdoğu şirketi Kumluca mevkiinde antik Thebe kenti üzerinde maden ocağı açtı.5-6 yıl sonra maden tükendi ve ocağı kapattı. Yarattığı sorun öylece duruyor.

Edremit ovasında ulaşımı kolaylaştırmak için 1995 yılında Bostancı hava alanı yapıldı. Bu hava alanı ile Bostancı ve Çıkrıkçı köylerinin ovaları toptan elden çıktı. Edremit ise şehir olarak ovaya doğru büyümeye başladı. Ovaya doğru büyüdükçe tarım alanları şehir haline geldi. Edremit Çanakkale yolu ise dar geldiğinden 2000’li yıllarda bölünmüş yol haline getirildi. Yine yetmeyince yola bol miktarda trafik ışığı konuldu. Bugün 10km.lik yolda 10 trafik ışığı bulunmaktadır. Konutlaşma ise devam ederek Akçay ile Küçükkuyu birleşti. Edremit-Çanakkale yolunun deniz tarafı tamamen konutlarla doldu. Bu konutların arasında zeytinlik olarak sadece vakıf malları kaldı. Osmanlılar döneminde miras kaygısı ile kaçırılan mallar yıllar sonra satılamadığından zeytinlik olarak varlıklarını devam ettiriyorlar. Dışarıdan gelen talep baskısı ile yolun üstünde ise imar yasağı olduğundan dolayı site yerine zeytinlik alınıp etrafı telle çevrilip içine bir bakara inşa etme geleneği başladı. Böylece köylerin çevresindeki zeytinliklerde de bir kullanım değişmesi yaşanmaya başlandı.

1080’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü Tıflı paşa vakfiyesini belge göstererek Ortaoba köylülerinin ellerindeki zeytinlikleri istedi. Oysa bu köy çevresindeki zeytinlikleri kendileri yetiştirip Cumhuriyet döneminde tapularını almışlar idi. Mahkeme hala devam ediyor.

Köylerdeki toprak kullanımı antikçağda Aristo’nun söylediği “Toprağın mülkiyeti senin, kullanımı herkesin” mantığı içinde idi. Yani toprağın mülkiyeti özel kişinindir. Kişi kendi zeytinliğini işler. Vakti gelince zeytinini toplar. Sonra çıkar. Onun yerine onun gözden kaçırdığı zeytinleri toplamak için genellikle yoksullar gelip kalan zeytinleri toplarlar. Buna Başak toplama denir. Avcılar topraktan geçerek hayvan avlarlar. Bahar aylarında köylüler zeytinliklerdeki otları toplayabilirler. Ayrıca çevreden geçen başka köylüler canları çektiğinde arazilerdeki meyvelerden koparıp yerler. Ama kimse o meyveleri toplayıp evine götürmez. Böylece toprak özel mülkiyet kullanım ise anonimdir. Oysa İstanbullu denilen dışarıdan gelenlerin toprak kullanımı ise daha farkı durumda. Onlar bir araziyi satın aldıklarında hemen etrafını çitle çevirmekteler. Hatta çitlerin altına beton dökerek yaban hayvanlarının dahi arazi içine girmesine mani olmaktalar. Sonra arazinin bir tarafına büyük bir demir kapı yapıp kilitliyorlar. Araziye onlardan başka giren olmuyor. Başak toplama, ot toplama, avcılık, yaban hayvanlarının beslenmesi bitiyor. Bu kişiler arazilerine ev de yaptıktan sonra sabahları çevrede sabah yürüyüşlerine çıkıyorlar. Geçtikleri yerlerdeki geleneksel haldeki arazilerden meyve koparıp yerlerken, ayrıca bu meyveleri toplayıp evlerine götürüyorlar. Çünkü bu araziler telle çevrilmediğinden dolayı buraları hazine arazisi kabul ediyorlar. Bu durum ise yöre halkı ile bu yeni gelenler arasında çatışmalara neden oluyor. Yine eski geleneksel arazi kullanımında “Tarla tarlanın yoludur” kuralı egemendir. Bundan dolayı kimse kimseye benim arazimden geçme demez. Bu dışarıdan gelip arazi alanlar ise aldıkları arazilerin etrafını telle çevirince genellikle bu tür tarım yollarını kapatıp sorun çıkarıyorlar. Yine kendileri için özel yol talep ettiklerinden dolayı Edremit mahkemelerinde pek çok geçit hakkı davası sürmektedir.

Yazlıkçı dediğimiz bu kesim denizden bıktığı için bu sefer köylerin yakınlarındaki çay boylarında çay bahçeleri açmaya başladılar. Köylülerde toprak satacaklarına bunları görüp arazilerini çay bahçesi haline getirmeye başladı. Çay bahçesi geleneği köy yakınlarındaki manzaralı yerlere de sıçradı.

Bu arada Kazdağı’nda madenciler maden çıkarma girişiminde bulununca çevreciler buna şiddetle karşı çıktılar. Çevrecilerin içindekilerin büyük çoğunluğu yazlık konutları yapan müteahhitler, mimarlar ve yazlık sahipleri. Bunlar madencilere karşı mücadele yaparken zeytin ağacını koruduklarını ileri sürdüler. Bu da tam bir ironi. Önce zeytin ağacını kes konut yap, sonra madenciye karşı zeytin ağacını koruduğunu ilan et. Köylerin çevresindeki dikmelik denilen alanlarda yavaş yavaş elden çıkmaya başladı. Buralarda telle çevrilip koruma altına alınıyor. Artık köylerin çevresinde arazide dolaşmak mümkün olamayacak gibi görünüyor. Bütün bu gelişmeler yörede zeytinlik faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir. Oysa bu coğrafya özel yapısı gereği dünyanın en kaliteli zeytinyağının üretildiği alandır. Koruma altına alınıp zeytinyağının üretilmesinin devam ettirilmesi gerekmektedir. Köylerde, yazlıkçı dediğimiz bu kişilerin baskısı altındadır. Köylerdeki eski evlerde alınıp restore edilip yazlık hale getirilmektedir. Bundan dolayı köylerde kimlik değiştirmiş durumdadır. Köylerin gençleri köylerde geiinemediklerinden dolayı kente iş bulmak amacıyla göç ederlerken köylere yazlıkçılar gelip yerleşmektedirler. Böylece geleneksel köy kültürü yok olmuş durumdadır. Artık araştırmacılar, belgeselciler ellerinde fotoğraf makinası, veya kamera köylere gelip eski köy geleneklerini çekmeye çalışmaktadırlar ki yok olmuş şeyler bulunamaz. Bazı uyanık yeni yerleşenler ise köylerdeki bazı eski gelenekleri turizm değeri olarak kullanıp para kazanma düşüncesindeler. Bu durum kültürü daha da tarumar etmekte ve yok olmasına neden olmaktadır. Edremit eskiden tarım sektörlü bir kentti. Zeytinin başkenti idi.1970’li yıllardan itibaren tarım ağırlıklı turizm kenti oldu. Turizm büyüdü, bugün tarım bitti. Edremit artık inşaat ve turizm kenti haline geldi. Bu durum ise tarımsal potansiyelimiz bakımından büyük bir kayıp.

SONUÇ:

Edremit toprakları tarih boyunca duruma göre çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Tarihe baktığımızda Bizans’tan Osmanlı’ya tımar sistemi içinde işletilmiştir. Osmanlı döneminde tımar sisteminde miras bırakmak mümkün olmadığından dolayı vakıf usulü devreye sokulmuş ve toprakların en verimli bölümleri vakıf malı haline getirilmiştir. Bu vakıf malları turizm ve ikinci konutlar geldiğinde elde kalan son zeytinlikler olmuştur. Yine bazı vakıf belgeleri ileri sürülerek köylerin el emeği ile oluşturdukları zeytinlikler geri istenmiştir. Önümüzdeki günlerde bu davalar örnek gösterilirse bölgemizde daha pek çok vakıf senedi ileri sürülerek toprak talebinde bulunulacaktır. Bu da yöremizdeki toprak kullanımını ve mülkiyetini değiştirecektir.

Yöre insanı zeytincilikle uğraştığından dolayı arazilerde toprağa bakmaz, ağaca bakar. Araziyi ürettiği zeytin miktarı ile ölçer. Örneğin 100 çuvallık yer. Bu ovada ortalama 10 dönüme, dağ eteğinde 20 dönüme denk gelir. Zeytin üretme işi ile ilgilenildiğinden dolayı dara düştüklerinde tarlalarındaki ağaçlardan bazılarını başkalarına satmışlardır. Böylece bir zeytinlik içinde farklı kişilerin ağaçları da bulunmaktadır. 1982 yılında arazilerin ilk planları çizilmiştir. Böylece ağaca değil toprağa bağlı toprak kullanımı ortaya çıkmıştır. Bir zeytinlik içinden farklı kişilere zeytin ağacı satma geleneği de sona ermiştir. Fakat bu uygulama halen yörede mevcuttur. Eğer zeytinlik dışarıdan gelen bir kişiye satılırsa o tarlada ağacı olan kişi ile arasında sorun çıkmaktadır. Ağaç sahibinin elinde toprak tapusu olmadığından dolayı bir hakkı bulunmamaktadır. Bu durum ise haksızlık oluşturmaktadır.2010’lu yıllarda yörede yeniden bir kadastro çalışması yapıldı. Arazilerin planları daha netleştirildi. Bugün bu durum büyük ölçüde çözülmüş durumdadır. Fakat imar içindeki zeytinlikler imar planları ile bölünüp arsa haline getirilmektedir. Bu arsalara ise konutlar yapılarak satılmaktadır. Bu durum ise yörenin toprak kullanımını derinden etkilemektedir. Başka bir sorunda Cumhuriyet döneminde toprağa yerleşen ve dağda orman açarak zeytinlik haline getiren köylülerin kullandıkları tarlalarının tapuları yoktu. Orman Genel Müdürlüğü böyle arazilerin önce kullanımını köylülere verdi. Mülkiyeti ormana ait bu arazilerin ağaçları köylülerin idi. Bunun için belli bir miktar kira ödendi.2015’li yıllarda 2B uygulaması getirildi ve bu arazilerin orman vasfından düşülüp özel mülkiyete devredilmesi istenildi. Belli bir ücret karşılığında köylülere tapuları verildi. Böylece bu toprağı ormanın ağacı köylünün olan araziler özel mülkiyet haline geldi. Fakat turizm sektörü buralara da el atarak buraları köylülerin elinden alıp, manzaralı eve, veya çay bahçesi haline getirmeye başladı

Kaynakça

Ostrogorsky G.-1999-Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara Çeviren: Fikret Işıltan

Yetkin G.-1949-Edremit Tarihinden Yapraklar, Kağıt ve Basım İşleri A. Ş. İstanbul

Gücü R.-2011-Geçmişten Geleceğe Edremit Körfezi Tarihi, Burhaniye Ticaret Odası Kültür Yayınları-2,Burhaniye

Nesin A.-2005-Borçlu Olduklarımız, Adam Yayınları, İstanbul.

Ersoy A.-2012-İktisadi Düşünceler Tarihi, Nobel Yay. İst.

Buldan İ.-Çukur H.-2003-Edremit Körfezinde Zeytincilik, Tariş, İzmir

 51 total views,  1 views today

Diğer Yazılar

SİNEMADA 12 EYLÜL: TANK PALETİYLE GELEN NEOLİBERALİZMİN BEYAZPERDEYE YANSIMASI.

Neoliberalizmin karşısında küçük insan: Faize Hücum, Namuslu, Banker Bilo Faize Hücum / Zeki Ökten Film …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir