Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/yaziportal/public_html/wp-includes/functions.php on line 5304
AYASOFYA ÜZERİNE – YazıPortal

AYASOFYA ÜZERİNE

AYASOFYA ÜZERİNE

Sinan Kahyaoğlu

Emekli Uz.Coğ.Öğr.

Giriş:

İnsanlık tarih boyunca pek çok uygarlık yaratmıştır. Bu uygarlıkların çoğu zaman içinde kaybolmuş ve eserleri de yok olmuştur. Yapılan kazılarla toprak altında olan eserler gün yüzüne çıkarılmaktadır. Göbeklitepe uygarlığın başlangıcını günümüzden 15 bin yıl önceye götürmüştür. Anadolu bu yönden çok zengin bir yerdir. Hacılar, Çatalhöyük, Truva, Efes, Hattuşa, Tuşba, Gordion sadece bir kaçıdırlar. Anadolu üç kıtanın birbirine en fazla yaklaştığı yerde yer alması ve bu kıtalar arasındaki geçişlerde bir köprü görevi görmesi nedeni ile tarih boyunca istilalara uğramış ve pek çok kavim bu topraklara gelerek buralarda eser bırakmıştır. Yazı bu topraklarda bulunmamış ama bugünkü kitap bu topraklarda Bergama’da bulunmuştur. Dünyanın ilk büyük kütüphanesi bu topraklarda Bergama’da oluşturulmuştur. Felsefe ise M.Ö.6.y.y.da Anadolu’da başlamıştır. Milet’te Tales’le başlayan felsefe Ege kıyılarında yayılmış ve gelişmiştir. Ege kıyılarından Atina’da Anaksagoras ile gitmiş ve Atina’nın tutuculuğu yüzünden oradan kaçmıştır.

Anadolu tarihi boyunca bir doğudan, birde batıdan saldırılara maruz kalmıştır. Hititler doğudan gelmişler ve Hattileri yenerek imparatorluklarını kurmuşlardır. Hititlerin yıkılmasından sonra batıdan Balkanlardan göçler olmuş ve Dorlar, Frigyalılar, Traklar, Lidyalılar, Galatlar ve Kimmerler Anadolu’ya gelmişlerdir. Daha sonra ise doğudan Medler gelmek istemiş ama Asurlar yüzünden gelememişlerdir. Medlerin yerine geçen Persler M.Ö.547 yılında gelmişler ve Lidya devletini yıkarak Anadolu’yu egemenlikleri altına almışlardır. Perslerin Anadolu’da egemen olması ile felsefe Anadolu’yu terk etmiş ve Atina’ya gitmiştir. Atina’da filozof Sokrates dini rencide ediyor diye ölüm cezasına çarptırılmış ve idam edilmiştir. O dönemlerde din çok tanrılı pagan dinidir. Yahudiler ise küçük bir grup olarak kendi dinlerine inanmaktadırlar.M.Ö.332 yılında bu sefer batıdan Büyük İskender doğuya karşı bir sefere çıkmış ve Persleri Anadolu’da yenerek Anadolu’yu kendi egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra Anadolu generalleri arasında paylaşılmıştır. Fakat generallerin kendi aralarındaki savaşları sırasında Bergama’da Bergama krallığı ortaya çıkmış ve büyük bir gelişme göstermiştir. Bu arada İtalya yarımadasında da Roma merkezli Roma imparatorluğu kurulmuş ve gittikçe genişlemeye çalışmaktadır. Roma İmparatorluğuna kuzey Afrika’da bulunan Kartaca karşı çıkmıştır. Kartaca ile Roma mücadelesini Roma kazanınca sıra Anadolu’ya gelmiştir. Bergama krallığı ise Roma’ya dayanarak büyümesini sürdürmüştür. Bu dönemde yani Helenistik dönemde İskenderiye’de de büyük bir kütüphane kurulmuş ve felsefe orada da başlamıştır.M.Ö.132 yılında Roma imparatorluğu Bergama topraklarını işgal eder kendine katar. Anadolu’da Efes’i merkez liman kenti yapar. Daha sonra Kahta dolaylarında Sasaniler ile arasına tampon devlet olan Kommagene krallığını kurdurur. Fırat boylarında Sasaniler ile mücadeleye başlar. Roma imparatorluğu zaman içinde tüm Akdeniz’in çevresini kontrolü altına alır. İngiltere adasını da fetheder. Gittiği her yere tarımı özellikle saban tarımını götürür. Ele geçirdiği yerlerin dinine dokunmaz, onların yerel tanrılarının heykellerini alarak kendi Pantheonuna katar. Toplumun rahat yaşaması için akli yasalar yapar. Bugün hukuk fakültelerinde Roma hukuku özel olarak okutulmaktadır. Devletin yapısı laik bir yapı özelliği gösterir. Romalılar yeni bir şey üretmek yerine hazır üretilmişleri alıp kullanırlar. Dini Yunanlıların dinidir. Zeus Jüpiter olmuştur. Felsefe olarak ta yeni felsefe ekolleri üretmezler mevcut felsefe ekollerini alır kullanırlar. Özellikle Stoa ile Hedonizm felsefeleri çok tutulur. Marcus Aurellius Roma İmparatoru olmasına rağmen Stoacı bir filozoftur.

Sıfır yılında Kudüs’te İsa dünyaya gelir. Musevi dinini dışa açmak ister. Yahudilerin şikayeti ile idam edilir. İsa’nın 33’te idam edilmesinden sonra havarileri oluşturduğu dini yaymaya çalışırlar. Özellikle Tarsuslu Paul bir çok yere mektup yazarak Hıristiyanlık adını verdiği dini yaymaya çalışır. Paul’da 67 yılında Roma’da idam edilir. Hıristiyanları kimse tanımaz. İç Anadolu’da katakomp adını verdikleri yeraltı tapınaklarında yaşarlar.110 yılında Bitinya’yı ziyarete gelen Roma senatörü Plinius yazdığı mektupta burada Hıristiyanların olduğunu belirtir. İlk defa bu mektup ile Hıristiyanların farkına varılır. Zaman ilerledikçe Roma İmparatorluğu Tuna nehri boylarında Cermen kavimleri ve Fırat boylarında Sasaniler ile yaptığı mücadelede zora düşer. Roma merkezli buralarda mücadele etmek zordur. Başkenti taşımayı düşünürler. Önce Truva düşünülür ve Truva’da bazı incelemeler yapılır fakat burası uygun değildir. Hatta başkentin Truva’ya taşınmasının meşrulaştırılması için Vergillius’a Aeneas destanı yazdırılır. Bu destana göre Romalılar Truva prensi Aeneas’ın torunlarıdırlar. Truva’nın Çanakkale boğazı ağzında olması uygun düşmez. Proje rafa kaldırılır.320 yılı geldiğinde sorun büyümüştür. Bu sıralarda Roma tahtında Konstantin vardır. Konstantin yaptığı incelemeler ile başkenti İstanbul boğazı girişindeki yarımadaya taşıma kararı alır. Burada ise antik Licus veya Bizans kenti vardır. Kent Roma’ya benzetilerek yeniden inşa edilmeye başlanır. Bu arada Sasaniler ile mücadele kızışmış ve Sasanilerin Mitra inancı Stoa felsefesi ile uyumlu olduğundan askerler arasında yayılmaya başlamıştır. Hatta bazı kaynaklar Konstantin’in de Mitra inancında olduğunu yazar. Bu durumu gören ve tehlikeyi sezen Konstantin 325 yılında Hıristiyan kiliselerindeki papazları İznik ‘te toplar. Bu toplantıya İznik konsülü adı verilir. Konsül göl kıyısındaki imparator sarayında toplanır. Konsül sonucunda 4 İncil Kabul edilir (Yuhanna, Markos, Matta ,Luka). Bu konsül sonunda Hıristiyanlık Roma’nın resmi dini olur.

Ayasofya ve Tarihsel Süreci:

Konstantin İstanbul’u başkent olarak düzenletirken kentin ortasına da kabul ettiği yeni dinin devlet tapınağını inşa ettirir. Bu tapınağa ise kutsal bilgi anlamında AYASOFYA adını verir.330 yılında Roma İmparatorluğunun başkenti İstanbul’a taşınır. Kentin adı Konstantin kurduğu için Konstantinopolis olur. Daha sonraları kentten anlamında Stanpoli’den İstanbul olmuştur. Konstantin’in yaptırdığı Ayasofya’nın çatısı vardır. Hıristiyanlık devlet dini olunca pagan inancına karşı şiddetli bir saldırıya geçer. O zamana kadar barış dini görünen Hıristiyanlık birden savaş dini olur. Pagan inancı yasaklanır. Felsefeye karşı tavır alınır. Felsefe Hıristiyanlığın payandası haline getirilir.414 yılında İskenderiye’de filozof Hypatia öldürülür. İskenderiye kütüphanesinin yarısı yakılır. Bu arada İstanbul’da çıkan bazı problemler yüzünden Ayasofya’da 404 yılında yakılır.Yerine yeniden inşa edilir.

395 yılında ise kavimler göçü nedeniyle Roma dayanamaz ve ikiye ayrılır. Batı Roma İmparatorluğu’nun merkezi Roma olurken, Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi İstanbul olur. Roma İmparatorluğu’nda Ayasofya devlet tapınağı olurken, eski merkez Roma’da da Petrus adına bir kilise kurulur. Ayasofya’nın başında baba denilen Patrik görev yaparken, Roma’da da baba denilen Papa görev yapmaya başlar. Doğu ve Batı Roma sürtüşmesinden Hıristiyanlık ikiye ayrılır. Daha sonraları batıdaki mezhep Katoliklik olurken, doğudaki mezhep Ortadoksluk olur. Ayasofya ortadoksluğun merkezi olur.

529 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’nun başında Jüstinyen vardır. Jüstinyen döneminde imparatorlukta bazı sorunlar belirir. Jüstinyen bu tarihte Atina’da Platon döneminde açılmış ve yaklaşık 800 yıldan beri açık bulunan felsefe okullarını kapatır. Amacı Hıristiyan felsefesine yer açmaktır. Atina felsefe okulları Hıristiyan değildir. Bunun üzerine 532 yılında İstanbul’da hipotromda büyük bir isyan çıkar. Bu isyana Nika isyanı adı verilir. İsyan Jüstinyen’in karısı Teodora’nan gayreti ile bastırılır. Binlerce insan ölür. İsyan sırasında Ayasofya’da yakılır ve kül olur. İsyan bastırılınca Jüstinyen yeni kanunlar çıkarır ve sorunları azaltmaya çalışır. Fakat Atina felsefe okullarını açmaz. Yakılan Ayasofya yerine yenisi inşa edilir. Jüstinyen Miletli İsodoros ile Trallesli Anhemius’u görevlendirir. Bu mimarlar yapıyı 537 yılında bitirirler. Çatısını ise tüm dünyanın kubbesini andıran şekilde kubbe olarak yaparlar. Kubbenin çapı 31.612m.dir. Bina 537 yılında ibadete açılır. İmparatorlar tapınağın içinde patriğin elinden taç giyerler. Zaman zaman depremlerde bina hasar görür, tamir edilir ve kullanılır.

610 yılında ise Arabistan’da Mekke’de Hz.Muhammed vahiy alarak İslamiyet’i tebliğ etmeye başlar.622 yılına kadar Mekke’de başarılı olamaz. Bu tarihte Mekke’den Medine’ye geçer ve orada kısa bir zamanda Müslüman Arap devletini kurar. Bu devlet yayılmaya başlar.630 yılında Mekke’yi ele geçirir.632 yılında Hz.Muhammed Hakka yürür. Devletin başına halifeler denilen yöneticiler geçer. İlk halife olan Hz.Ebubekir döneminde Kuran toplanarak kitap haline getirilir. Hz.Ömer döneminde ise Mısır Bizans’tan ele geçirilir. Bu dönemlerde Doğu Roma olan Bizans Sasaniler ile büyük bir mücadele içindedir. Bu mücadeleler iki devleti de yıpratmıştır. Bundan dolayı Mısır’ın Bizans’tan alınması zor olmaz. İskenderiye’de ki kütüphanenin kalan yarısı da İslam felsefesine yer açılması için yakılır ve yok edilir.642 yılında ise İran’a saldırılır ve yıpranmış Sasani ordusu Nihavent savaşında yenilerek İran fethedilir. İran’ın alınmasından sonra batı Türkistan olan Maveraünnehir’e ulaşılır. Hz.Ömer’in öldürülmesinden sonra başa Hz.Osman geçer. Osman döneminde Kuran çoğaltılarak Ebubekir’in toplattığı imha edilir. Fetihlere devam edilir. Bizans’tan toprak almak için doğu Anadolu’da seferlere çıkılır. Osman döneminde Muaviye Şam’a vali atanır. Muaviye Bizans’a saldırmak için Lübnan’da güçlü bir donanma oluşturur. Kıbrıs ve Sicilya alınır. Bu arada Osman öldürülür ve yerine Hz.Ali geçer. Muaviye Hz.Ali’nin halifeliğini kabul etmez. Aralarında mücadele başlar ve 661 yılında Hz.Ali’nin öldürülmesi ile halifeliği Muaviye ele geçirir. Muaviye’nin başa geçmesi ile Emevi devleti kurulmuş olur. Muaviye yaptığı hazırlıklar sonucunda Bizans’ın merkezi olan İstanbul’u almak için 678 yılında oğlu Yezit’in komutasında büyük bir orduyu denizden İstanbul’a gönderir. Bu Arap ordusu İstanbul’u kuşatır. Bizanslılar Suriye’den buldukları grajüve ateşi ile kuşatmayı başarısız kılarlar. Rivayete göre bu kuşatmaya peygamberin sancaktarı olan Eyüp El Ensari’de katılmış ve bu kuşatma sırasında şehit olmuştur. Mezarı Fatihin hocası Akşemseddin tarafından 1453 yılında rüyada bulunmuştur. Burası bugünkü Eyüp Sultan’dır. Muaviye oğlunu onurlandırmak için ise “Konstantiniye elbet bir gün fethedilecektir, orayı fetheden komutan ne güzel komutan, orayı fetheden asker ne güzel askerdir” hadisini uydurur.680 yılında Muaviye ölünce yerine oğlu Yezit geçer. Yezit’in halifeliğini Hz.Hüseyin kabul etmeyince 681 yılında Kerbela olayı olur ve Hz.Hüseyin şehit edilir. Daha sonraki yıllarda da Emeviler zaman zaman İstanbul’u kuşatırlar fakat başarılı olamazlar. Ayasofya tüm bu zamanlarda ortadoks hıristiyanlığın merkezi olarak varlığını sürdürür. Bizans 1071 yılında Malazgirt savaşını Selçuklulara karşı kaybedince Anadolu’ya göçebe Türkmenler dolar. Bunlar 1075 yılında İznik merkezli bir devlet kurarlar. Çaka Bey ise İzmir merkezli bir beylik kurar. Bu Müslüman Türk beylikleri Bizans için tehlike oluşturmaktadırlar. Bizans’ın başında ise Alexıad Kommena vardır. Alexıad Kommena Müslüman Türklere karşı batıdan Roma’dan yardım ister. Papalığın yardımı ile 1095 yılında haçlı seferleri başlar.1204 yılındaki haçlı seferinde İstanbul’a gelen Latinler Anadolu’ya geçmez ve İstanbul’da kalarak işgal ederler.Bizanslılar ise İznik’e taşınmak zorunda kalırlar. İstanbul’u alan Latinler mezhep farlılığından dolayı Ayasofya’yı yağma ederler.1261 yılında Bizanslılar İstanbul’u tekrar Latinlerden geri alırlar. Fakat güçten çok düşmüşlerdir.1453 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet kenti kuşatır. Bizans’ın İstanbul’dan başka kenti yoktur. Kuşatma sonunda İstanbul fethedilir. İstanbul’a giren Fatih o dönemin geleneğine uyarak Ayasofya’yı camiye çevirir. Ayasofya’nın çevresine dört tane minare diktirir. Ayasofya’da bulunan Ortadoks Patrikliğini ise dışarı alır ve varlıklarının sürmesine müsaade eder. Ayasofya’nın asli yapısını gerek Ortadoksları üzmemek, gerek tarihe saygıdan dolayı bozmak istemez ve ikonların üzerini kapattırarak camiye çevirir. Batı dünyası ise bu dönemde rönesansı yaşamaktadır. Uyuyan felsefe uyanmak üzeredir. Batılı devletler Türklerin fetihçi olduklarını ve Ayasofya gibi bir eser meydana getiremeyeceklerini dile getirirler. Osmanlı’da bu bir gurur kaynağı olur. Ardından yapılan camiler hep kubbeli Ayasofya benzeri olur. Mimar Sinan Şehzade cami, Süleymaniye cami ile Ayasofya’nın kubbe çapına yaklaşır. Edirne’de yaptığı Selimiye camisi ile Ayasofya’nın kubbe çapını geçer. Fakat kompleks bitmez. Bu arada coğrafi keşifler yapılmış ve yeni ülkeler keşfedilmiştir. Dünya değişmektedir. Eski ticaret yolları olan İpek ve Baharat yolları ise önemini kaybetmektedir. Bu durum Osmanlı’yı toplumsal sorunlara gark eder. İsyanlar çıkar.1600 yılında meydana gelen isyanlar Anadolu’yu adeta boşaltır. Bu döneme Büyük kaçgunluk dönemi denir. İsyanları Kuyucu Murat Paşa sert tedbirler ile bastırır. Namını öldürdüğü isyancıları kuyulara doldurmasından dolayı alır. İsyanlar bastırılınca Ayasofya’yı geçtik anlamında Ayasofya’nın batısına büyük bir cami inşaatına başlanır.1609 yılında başlanan inşaat 1617 yılında biter. Mimarı Sedefkar Mehmet Ağa’dır. Cami görkem bakımından Ayasofya’dan ileridir.Bu cami Sultanahmet camisidir.Osmanlı’da da tutucu Kadızadeler din yönünden egemendirler. Onların sözü geçer. Fakat bu tarihlerde batıda felsefe uyanmış ve Fransa’da Descartes, İngiltere’de Francis Bacon yeni şeyler söylemektedirler. Aynı tarihlerde Galile ile dünyanın döndüğü ileri sürülmekte ve yer merkezli evren anlayışı güneş merkezli evren anlayışına geçmektedir. Osmanlı bu dönemlerde duraklamaya başlar.1699 yılındaki Karlofça antlaşması ile de ilk defa torak kaybeder. Artık sürekli toprak kaybedecektir. Çünkü Avrupa ülkeleri akılı öne alırlarken, Osmanlı Skolastik düşünceye batmış durumdadır. 1770 yılındaki Çeşme baskını ile Osmanlı ilk defa aklı öne alan Bahri Mühendishanesi isimli Deniz Harp Okulunu karar. Ardından 3.Selim ile Nizamı Cedit’i başlatır. Nizamı Cedit 2.Mahmut ile devam eder. 19.y.y.Osmanlı’nın kendini skolastik düşünceden kurtarmak için yaptığı mücadele yıllarıdır. Bu mücadele de yarı yarıya başarı kazanır.1878 yılında yapılan savaşta Ruslara yenilir. Rus ordusu Yeşilköy’e kadar gelir. İngiltere’nin devreye girmesi ile İstanbul Rus işgalinden kurtarılır. Karşılığında Kıbrıs İngilizlere verilir.1912 yılındaki Balkan savaşında da Bulgar orduları Çatalca önlerine kadar gelir . Burada zor durdurulur.1914 yılında Enver Paşa’nın inisiyatifi ile devlet 1.dünya savaşına Almanya’nın yanında girer. İstanbul’da Harbiye’de Alman kaynamaktadır.1918 yılında Mondros ateşkes antlaşması ile savaş sona erer, ama hemen başta İngiltere olmak üzere itilaf devletleri donanması İstanbul önüne demirleyerek kenti ablukaya alır .Anadolu yer yer işgale uğrar.15.Mayıs.1919 günü Yunan ordusu İngiltere’nin teşviki ile İzmir’e çıkar ve işgal eder. Ertesi gün 16.Mayıs’ta ise Mustafa Kemal Kurtuluş savaşını başlatmak için Samsun’a yola çıkar.

1908 yılında ilan edilen 2.Meşrutiyet ile oluşturulan Meclisi Mebusan ise 1918 yılına kadar sürekli açık durmuştur. Savaşın sona ermesinden sonra seçim dönemi gelince padişah Vahdettin seçimlerin yapılmasını engelleyerek meclisin toplanmasını önlemiştir. Başta Mustafa Kemal ve arkadaşlarının baskısı ile 1919 yılı içinde seçim yenilenmiş ve Meclisi Mebusan 1920 Ocak ayı içinde yeniden toplanmıştır. Toplanan Meclisi Mebusan Misak-ı Mili’yi kabul edince buna İngiltere sinirlenmiş ve 16.Mart.1920 tarihinde İstanbul’u filen işgal etmiştir. İstanbul’un işgali ile Meclisi Mebusan dağıtılmış ve yakalanan mebuslar Malta adasına sürülmüştür.Bunun üzerine seçimler yenilenmiş ve Meclis bu sefer 23.Nisan.1920 tarihinde Ankara’da toplanarak Kurtuluş savaşının yönetimini ele almıştır. 10.Ağustos.1920 tarihinde Osmanlı ile İtilaf devletleri Sevr antlaşmasını imzalamışlardır. Bu antlaşmaya göre İstanbul itilaf devletlerinindir. Osmanlı toprakları ise İç Anadolu’da küçük bir arazidir. Bu antlaşmayı kabul etmeyen Ankara ile kabul ettirmek için harekete geçirilen Yunan ordusu arasında 1921 yılında toplam 4 savaş yapılmış ve Sakarya zaferinden sonra Yunan ordusu Afyon’a çekilmiştir. Bir yıllık bir hazırlıktan sonra 26.Ağustos.1922 tarihinde başlayan Büyük Taaruz ile Yunan ordusu İzmir’den atılarak işgal sona erdirilmiştir. Ardından Mudanya ateşkes antlaşması imzalanmış ve barış görüşmeleri başlamıştır. Lozan’da başlayan barış görüşmeleri 24.Temmuz.1923 tarihinde imzalanarak bitmiştir. Bu antlaşma ile yeni Türkiye Cumhuriyeti dünya devletleri tarafından tanınmıştır. Bu antlaşmaya göre boğazlar milletler komisyonunun yönetiminde olacaktır. Lozan’ın imzalanmasından sonra 6.Ekim.1923 tarihinde İstanbul’u işgal eden İngilizler kenti boşaltmışlardır. Şanlı ordumuz kente girerek İstanbul’u işgalden kurtarmıştır. Böylece Ayasofya’da 5 yıllık esaretten kurtarılmıştır. Eğer Mustafa Kemal başarılı olmasa idi Ayasofya tahminimce yeniden kiliseye çevrilirdi. İstanbul kurtarıldıktan sonra, Ayasofya cami hizmetine devam eder.1934 yılında alınan bir bakanlar kurulu kararı ile bu dünyanın en eski mimari eserlerinden olan bina müzeye çevrilir ve tüm dünya insanlarının ziyaretine açılır. İçindeki fresklerin üstü açılarak ortaya çıkarılır. Bugün tavanda freskler görülürken binanın içinde dört tarafta dört İslam halifesinin adı bulunmaktadır. Kapısının önündeki eski Ayasofya kalıntıları da ortaya çıkarılarak binanın geçirdiği dönemler gözler önüne serilir. Bu yıllarda Almanya’da Hitler başa geçmiş ve dünyayı bir savaşa doğru sürüklemektedir. Bu durumu iyi değerlendiren Atatürk 1936 yılında Montrö sözleşmesi ile boğazların tam hakimiyetini sağlamıştır. Ayrıca Hatay üzerinde yoğunlaşmaya başlamış ve 1939 yılında Hatay’ın anavatana katılımı ile bu sorunda çözülmüştür. Fakat ülkedeki yenilikler ile çıkarları bozulan bazı kesimler sürekli dini öne çıkararak Ayasofya’nın tekrar cami yapılmasını istemişlerdir. Çok partili dönem olan 1946’dan itibaren bu kesim verdikleri oyu kullanarak istediklerine ulaşmak için her türlü çalışmayı yapmışlardır. Türkiye üzerinde hesabı olan dış güçlerde bu kesimi sürekli kullanmıştır.

Bugün alınan bir Danıştay kararı ile 24.Temmuz.2020 tarihinde Ayasofya yeniden cami olarak açılacaktır.Fakire göre yanlıştır. Atatürk’ün kararları korunmalı ve bu tarihi bina kültür abidesi olarak tüm dünyanın ziyaretine açık olmalıdır.

Kaynakça:

Kommena A.-1996-Alexıad(Malazgirt’in Sonrası)İnkılap Kitabevi, İstanbul(Çeviren: Bilge Umar)

Ostrogorsky G.-1999-Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara(Çeviren: Fikret Işıltan)

Tokalat İ.-2006-Bizans-Osmanlı Sentezi, Gülersoy, İstanbul

Umar B.-1999-İlçağda Türkiye Halkı, İnkılap, İstanbul

Umar B.-1998-Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi, İnkılap ,İstanbul

 51 total views,  1 views today

Diğer Yazılar

EMPERYALİST SAVAŞLAR VE SÖMÜRGECİLİK EKOSİSTEMİ YOK EDİYOR (İKLİM KRİZİ-MİLİTARİZM İLİŞKİSİ 3)

Mustafa Durmuş 12 Eylül 2021 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de İkiz Kulelere yapılan terör saldırılarının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir