GUGUK KUŞU: OTORİTERİZMİN KLİNİK YÜZÜ VE DİRENİŞ

Yönetmen: Milos Forman

Oyuncular: Jack Nicholson, Danny De Vito, Louise Fletcher, Scatman Crothers, Nathan George, William Redfield, Will Sampson, Brad Dourif.

Yapım Yılı: 1975

“İtaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerlemeler itaatsizlik yoluyla gerçekleşir, itaatsizlik ve isyan yoluyla” Oscar Wilde

Ken Kesey’in aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan Guguk Kuşu (One Flew Over the Cuckoo’s Nest) akıl hastanesi atmosferinde normalin ne olduğunu tartışmaya açıyor. Her şeyin düzenli ve kontrol altında tutulduğu, hastalara ilaçların saatinde verildiği akıl hastanesi, klinik otoriterizmin bir mekanıdır. Hastaların kişilik yapılarının, farklılıklarının önemsemeden uygulanan standart tedavinin hasta ile klinik arasındaki yabancılaşmayı daha çok beslediği eleştirisinden ortaya çıkan Guguk Kuşu, bu yönüyle müstesna bir film.

15 yaşında bir kıza tecavüz suçundan tutuklanan Randy Mc Murphy (Jack Nicholson) hapishanede kalmak yerine bir akıl hastanesine sevk edilmeyi seçer. Akıl hastanesine getirilen oldukça soğuk bir prosedürle karşılanan Mc Murphy, arkadaş canlısı tutumuyla kısa sürede akıl hastanesindeki herkesle ahbap olur. İlk tanıştığı Şef Bromden’in (Will Sampson) sağır ve dilsiz olduğunu öğrenir. Kağıt oynayan hastaların masasına giden Mc Murphy onlardan birini elindeki erotik oyun kağıtları ile ayartır. Dışa dönük tavırlarıyla oldukça enerji dolu ve neşeli bir profil ortaya koyan Mc Murphy’nin akıl hastanesinde ne işi vardır ? O gerçekten bir deli midir ? Hastane başhekimi doktor John Spivey (Dean R. Brooks) yaptığı görüşmede Mc Murphy kavgacı, toplum içindeki davranışları “alışılmışın dışında” ve tembel olarak suçlanır. Mc Murphy’nin bu suçlamalara yanıtı “çok iyi ciklet çiğnerim” olur. Klinik tanı ortalama değer yargılarının ve Amerikan muhafazakarlığının bir özeti gibidir. Mc Murphy’nin akıl hastası olup olmadığına ilişkin araştırma, filmin dramatik gelişimini haber verir: Normali tanımlayan ve her bireyi o normale uymaya zorlayan, uyumsuz olanı dört duvar arasına kapatmakta bir sorun görmeyen psikiyatrinin eleştirisi filmin ana temasını oluşturur.

İstediğini elde etmek için her koşulu zorlayan Mc Murphy için kurallar ihlal edilmesi gereken şeylerdir. Mc Murphy kendi karakter yapısını “kahrolası bir sebze gibi davranmadığım için, bana deli olduğumu söylüyorlar. Bu benim umrumda değil, beni değiştireceklerini sanıyorlarsa gerçekten çok aldanıyorlar” repliğiyle sergiler. Klinik görüşmenin sonunda Mc Murphy hastane yönetimine yardımcı olacağı sözünü verir.

Hemşire Ratched (Louise Fletcher) yönettiği grup terapisinde eşinin kendisini aldattığını düşünen Harding (William Redfield) durumunu tartışmaya açar. Gruptakilerden hiçbirinin bu konu hakkında konuşmak istememesi, arkadaşlarının özel hayatını ilgilendiren bu konuyu sessizlikle geçiştirmesi çabalarına rağmen cin şişeden çıkar ve grup bu meseleyi tartışmaya başlar. Gerçekte eşler arasındaki iletişimsizlikten beslenen bu sorunun gösterilmesiyle yönetmen Milos Forman, akıl hastanelerinde ağır nörolojik hastalıkları bulunan hastalar olduğu gibi özel hayatla baş etme güçlüğü yaşayan Harding karakteri gibi daha hafif sorunları olan hastaların bir arada kaldığını gösterir. Arkadaşları tarafından eşcinsel olmakla suçlanan Harding tiplemesiyle ağır nörolojik hastalıkları olan hastalar için akıl hastanesi, bir tür eritme potası işlevi görmektedir. Hepsi etiketlenmiş, tanıları konulmuş hastalar izolasyon ortamında yaşamaktadır.

Mc Murphy’nin arkadaş canlısı tutumu ve Şef Bromden ile iletişim kurma çabası, basketbol sahasında da devam eder. Hava almak için çıktıkları bahçede Şef Bromden’i oyun oynamaya teşvik eder. Çevresini sürekli hareketlendiren enerjik yapısıyla Mc Murphy’nin bu tutumu onu pencereden izleyen klinik otoritenin sembolü hemşire Ratched’in gözünden kaçmaz.

Mc Murphy ile hemşire Ratched arasında ilaç saatinde geçen diyalog, biraz sonra yaşanacakların habercisi gibidir. Mc Murphy’ye ilacını içmesini öneren hemşire Ratched, bunu kabul etmediği takdirde ilaç alması için ona başka yollar deneyebileceklerini söyleyerek; klinik otoritenin kendisinde olduğunu üstü kapalı biçimde bildirir.

Otoriteyle ilk karşılaşmasından oldukça rahatsız olan Mc Murphy, kendisine verilen ilacı yutar gibi yapar ancak yutmaz. Bu gerilim klinik otoriterlikle özgür birey arasında gerçekleşecek dramatik çatışmanın gelişim yönünü gösterir. Bu duruma oldukça içerleyen Mc Murphy, Harding’le hemşire Ratched’ın başına bir bela saracağı üzerine bahse girer.

Bir sonraki grup terapisinde Mc Murphy, hemşire Ratched’dan, dünya beyzbol şampiyonasının ilk maçını izlemek için izin ister. Ratched, titizlikle hazırladıkları klinik programın dışına çıkamayacaklarını söyleyerek, bu talebi reddeder. Gerilimin giderek artacağına işaret eden bu sahne ile klinik otorite ile hastanede biraz olsun eğlenmek isteyen özne yani Mc Murphy, yine karşı karşıya gelir. Ratched’in önerisi ile Mc Murphy’nin maç izleme isteği oylamaya sunulur. Diğer hastaların çekimser tutumu nedeniyle sadece üç kişinin istediği maç izleme talebi böylece reddedilir.

Mc Murphy’nin iddiacı ve ödün vermeyen kişiliği onu arkadaşlarıyla bir göbek taşını söküp sökemeyeceği konusunda bahse sürükler. Bahsi kaybeden Mc Murphy’nin “yine de denedim” sözleriyle kendisi ile arkadaş grubunun arasındaki farkın altını çizer.

Başka bir grup terapisi sırasında Mc Murphy’nin etkisiyle dönüşüm yaşayan Cheswick (Sydney Lassick) neden maç izleyemeyeceklerini hemşire Ratched’a sorar. Cheswick’in arzusunun peşinde koşan hastanedeki renksiz, sıkıcı klinik hayatın dışında başka bir hayatın olabileceği düşüncesinin cazibesiyle sorduğu bu soru ve aldığı yanıt, özgürleşme edimiyle onu kontrol ve baskı altında tutmak isteyen klinik otoriterliğin zihniyet dünyalarını yansıtır. Mc Murphy’nin istediği yeni oylama hemşire Ratched’in toplam 18 hasta içinde çoğunluğu sağlamak zorunda olduğu buyruğuyla engellenir. Her arzuyu ve talebi mümkün olan bütün yöntemlerle bastırmaya bunu yapamıyorsa manüple etmeye çalışan bu tutum, mikro iktidarın hastane içindeki sembolüdür.

Maç izleme isteği engellenen Mc Murphy, öfkelenir. Mc Murphy, boş bir ekrana bakarak yaptığı doğaçlama-fantastik maç anlatımıyla arkadaşlarını da havaya sokar. Göremedikleri bir maçın hayaliyle ve aslında atılmayan gollerin sevinciyle, mutlu olan hastalar bir an bile olsa klinik atmosferin baskıcı otoriter ortamının dışına çıkarlar. Mc Murphy rolüyle Jack Nicholson, bu sahnedeki performansıyla oyunculuğun sınırları hakkında bir fikir verir.

Mc Murphy’nin planlamasıyla akıl hastanesinin otobüsüyle kaçırıp balık avına çıkan hastalar, belki de hayatlarında ilk kez beraber balık tutmanın keyfiyle bir grup olduklarını hissederler. Filmin bu en eğlenceli sahnelerinde yönetmen Milos Forman, insan özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmasıyla kişinin kendi potansiyelini açığa çıkardığını gözler önüne serer.

Mc Murphy’nin bu özgürleştirici eylemi, onun üzerinden yeni bir tartışmayı başlatır. Mc Murphy bir deli midir ? Yoksa hareketleri önceden kestirilemeyen uçuk kaçık tekinsiz biri mi ?Psikiyatristlerin kendi aralarında bu meseleyi tartıştığı bu sahneyle yönetmen Milos Forman, ana akım psikiyatrinin kimin hasta kimin “normal” olduğuna karar veren otoriter yönelimini aktarır. Ölçülere uymadığı için toplumdan izole yaşamasına karar verilen bireyin, hangi ölçülere göre hastanede tutulacağı belirsizdir.

Mc Murphy’nin süresiz esareti, gardiyan Washington (Nathan George) ile yaptığı havuz başı konuşmasında ortaya çıkar. Gardiyan Mc Murphy’e ceza evinden tahliye olabileceğini, ancak söz konusu bir akıl hastanesiyse buna doktorların karar vereceğini söyler. Mc Murphy’nin farkına vardığı, belki de hiçbir zaman akıl hastanesinden taburcu olamayacağı gerçeğidir.

Hemşire Ratched ile hastalar arasında geçen bir grup terapisi sırasında hastanede yatan pek çok hastanın aslında orada kalmak zorunda olmayan insanlar olduğunu öğreniriz. Mc Murphy bu duruma bir anlam veremez. Bazı psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle gönüllü olarak hastanede kalan hastalar üzerinde hemşire Ratched tam bir otorite kurmuştur. Hegel’in efendi-köle diyalektiği hastane mekanında adeta yeniden üretilmiştir. Bu diyalektiğe göre güçlerin denk olmadığı her ilişki sonunda bir efendi-köle ilişkisine dönüşür ve böyle bir ilişkide sadece köle değil efendi de tutsaktır.

Hastaların hakları olan sigaralara ve paralara el koyan hemşire Ratched, bu tutumunun nedenini Mc Murphy ile sigara karşılığı oynadıkları kağıt oyunlarında kaybetmeleri üzerinden izah eder. Ratched ortalama ahlakçı-pürinten beyaz Amerikalı tutuculuğunun hemşire kılığındaki hali gibidir. Sigarasına ulaşmasına izin verilmeyen Cheswick, bu duruma isyan eder.

Cheswick’in Ratched’in olumsuz tutumuyla başlattığı bu isyanını yatıştırmaya çalışan Mc Murphy, hemşire bölümünün camını kırarak, sigaralara ulaşır. Ancak her şey kontrolden çıkmıştır. Hemşire Ratched’in yasakçı tutumun hastaneyi alt üst eder. Hastalarla gardiyanlar arasında arbede çıkar. Dramatik çatışma zirvesine ulaşır.

Mc Murphy ile Şef Bromden arasında lobotomi seansı öncesi geçen ciklet diyaloğunda şefin aslında sağır ve dilsiz biri olmadığını öğreniriz. Mc Murphy, dayanılmaz akıl hastanesi koşullarından kurtulmanın kaçmak olduğunu kavramıştır. Kaçma planını en iyi arkadaşı Şef Bromden’a söyler. Birlikte kaçabileceklerini teklif eder. Şef bunu reddeder. Yeni bir hayata başlama korkusu ile akıl hastanesindeki gönüllü tutsaklık arasında yaşadığı ikilem, Şef Bromden’in akıl hastanesinde kalma kararıyla sonuçlanır.

Mc Murphy akıl hastanesinden kaçmadan önce arkadaşlarıyla bir parti düzenler. Gardiyanı ayartan Mc Murphy ve arkadaşları neşe içinde eğlenirler. Filmin dramatik çözümü Mc Murphy’nin yorucu geçen gece ve aldığı alkolün etkisiyle sızması sonucu kaçış planının suya düşmesiyle şekillenir. Hastaneye görevlilerle gelen hemşire Rathed, geceden kalma sahneler karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Geceyi bir hayat kadınıyla geçiren Billy, Rathed’in “utanmıyor musun” sorusuna “hayır utanmıyorum” cevabını verir. Rathed Billy’nin annesi ile arkadaş olduğunu ve bu durumu ona anlatacağını söyleyerek Bill’yi köşeye sıkıştırır. Durumun duyulmasından rahatsız olan ve zaten içe dönük bir karakteri olan Billy, Rathed’a yalvarsa da sonuç alamaz. Cezalandırıcı-otoriter hemşire Rathed, Billy’nin bir odaya kapatılması talimatını verir. Billy’nin bütün çabaları sonuçsuz kalırken, dramatik çatışma yeni zirvesine ulaşır. Dramatik çatışmanın zirvesinde Billy canına kıyar.

O esnada camı açıp kaçmaya çalışan Mc Murphy ve Şef Bromden ikilemde kalır. Arkadaşı Billy’nin intiharından sorumlu olan Rathed’ı boğarak öldürmeye çalışan Mc Murphy, araya giren gardiyanların müdahalesiyle bu amacına ulaşamaz.

Guguk Kuşu’nu başarılı bir film yapan olgu, filmin seyirciyi kolaylıkla içine çekebilmesinde saklı. Seyircinin filmdeki her bir karakterle özdeşim kurabilmesine imkan tanıyan anlatı yapısı ve dramatik örgüsü usta işi görüntü yönetimi ve oyuncuların performanslarıyla da bütünleşiyor. Filmin hümanist bildirisi, sıradan insanların da akıl hastanesindeki akıl hastaları kadar psişik rahatsızlıkları olabilir mesajında kendini ortaya koyuyor. Bu insanlara, onların eğilimlerine, arzularına ve kişiliklerine saygı ile yaklaşılmalı mesajı filmin hümanist alt metnini tamamlıyor. Akıl hastalığının sempatik ve pozitif tasviri olan Guguk Kuşu bu nedenle sinema tarihinde önemli bir film.

Filmin ana temasını oluşturan antipsikiyatri yaklaşımı, 1960’larda psikiyatrinin hastalar karşısında kurduğu yetkeye karşı gelişen başkaldırı akımıdır. Antipsikiyatri akımı psikiyatriye getirdiği eleştirel yaklaşımın yanı sıra, okuyucuya yetkeler (otorite) karşısında kendisinin de sorgulama yetisinin olduğunu düşündüren devrimci bir akımdır. 1

Klinik otoriterizmin psikiyatrik yaklaşımın insanı anlamaktan, temas kurmaktan eş duyum yapmaktan çok uzak kaldığı gerçeği bugün de muhalif bilim insanları tarafından kabul edilen bir olgu. İşte bu yaklaşımın enine boyuna eleştirildiği Guguk Kuşu, bu yapısıyla kalıcı bir film olmayı başardı. Psikiyatrinin zekâ sorunu olan insan gruplarını etiketleyerek bunlardan bazılarını toplumdan izole mekanlar olan akıl hastanesine, kalanını düşük ücretlerle çalışmak üzere fabrikalara göndermesi gerçeği birlikte düşünüldüğünde aslında psikiyatrinin egemen sınıflara hizmet eden bir bilim olduğu ortaya çıkar. Antipsikiyatri üzerine okumak isteyen meraklı okuyuculara bir kitap tavsiyesi ile yazımı bitireyim: Thomas Szasz imzalı “Yalanlar Bilimi Psikiyatri”

Guguk Kuşu’nun yazarı Ken Kesey

1Psikesinema, Sayı 12 Temmuz-Ağustos 2017 “Uygunsuz Yetkeyi Sorgulatan Bir Film Olarak Guguk Kuşu”, Serpil Yandı Vargel, sayfa 73

Diğer Yazılar

MENEKŞE’DEN ÖNCE: BİR KIYIMIN İZİNDE KARDEŞİNİN İZİNİ ARAMAK

Menekşe’den Önce (2013) Yönetmen: Soner Yalçın Müzik: Fazıl Say. Ben tanırım Bu bulut bizim oranın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir