Sovyetler Birliği Yönetiminde Bir Laz: Lavrenti Beria 1.Bölüm.

Bu yazı, SCCB tarihini farklı bir bakışla yorumlamak için kaleme alınmış bir yazı dizisinin parçasıdır. Sovyetler Birliği’ndeki tasfiye hareketlerini konu alan önceki yazımızdan sonra (bkz. “SSCB’DE Siyasi Tasfiyeler (1937-1939) Yeni Bilgiler, Farklı Bir Bakış” S.Dervişoğlu)  SSCB tarihinde bir diğer “tabu” konuyu ele almak istiyoruz: Stalin döneminde uzun yıllar istihbarat örgütü (GPU-NKVD-MGB) yöneticiliği yapmış Lavrenti Beria. Stalin dönemi hakkındaki Batı kaynaklı Soğuk Savaş klişelerinin büyük ölçüde gücünü ve hızını yitirmiş olmasına rağmen, o dönemin polis şefi, “Stalin’in celladı”, “Sovyet rejiminin Himmler’i” gibi sıfatlarla anılan Beria, hala ele alınmayan, yorumlanmayan, hakkında konuşulmayan bir tabu konu olmaya devam etmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda Beria ile ilgili 2 önemli eser yayınlandı: Biri, Princeton Üniversitesi’nden anti-komünist bir araştırmacı olan Amy Irving’in “Beria: Stalin’s First Lieutenant” adlı çalışması, diğeri ise Beria’nın bizzat oğlu olan Sergo Beria’nın “Beria My Father” (“Babam Beria”) adlı biyografisi. Amy Irving, SSCB’nin çöktüğü sıralarda (1993) yayınladığı eserinde Soğuk Savaş ideolojisinin şaşmaz uygulayıcısı olmakla birlikte ciddi miktarda arşiv belgesine erişmiş, yaptığı tek yanlı muhakemeleri dengeleyen, hatta çelişen verileri de ortaya koymayı ihmal etmemiş, sonuç olarak “Himmler” olarak anılan bu adamın aslında SSCB’nin ilk reformcusu olduğu tezini ortaya atmıştır. Sergo Beria’nın biyografisi ise, direkt yaşanmış anılardan oluşmuştur ve çocukluğunda SSCB füze araştırmalarında uzman mühendis olarak görev yaptığı yıllara kadar yalnızca babasına değil, “aile dostu” olan Stalin ve tüm o dönemin Sovyet yöneticilerine ilişkin birinci elden edinilmiş gözlem ve bilgilerle doludur.

Her iki eserin de handikapları vardır. Amy Irving, akademisyenlik kalitesi ne olursa olsun iflah olmaz bir anti-komünisttir ve verdiği bilgiler ciddi bir eleştirel süzgeçten geçirilmelidir. Sergo Beria ise, doğal olarak babasına, onun eylemlerine ve anısına karşı son derece pozitif, buna karşılık Kruşçev ve sonraki dönemde (babasından ötürü) mağdur olduğu için Sovyet rejimine karşı tepki doludur. Her iki eser de bu sınırlı yönleri gözden uzak tutulmadan değerlendirilmelidir.

Beria konusundaki bir yazının 2 gerekçesi vardır: Birincisi, Stalin döneminin “en negatif” olarak bilinen bir unsurunu, gerçek hikâyesi ile birlikte anlamak hem o dönemin üzerine atılan kara perdeyi daha da yırtacak, öte yandan da rejimi çöküşe götürecek olan dinamiklerin geçmiş kökleri hakkında bize ipuçları sunacaktır. Amaç ne Beria’yı “yerin dibine batırmak”, ne de “rehabilite etmek” ve “göklere çıkarmak”tır. Göreceğimiz gibi, zeki, çalışkan ve yetenekli bir yönetici olarak SSCB’ye büyük katkıları olmuştur; ancak aynı zamanda, o dönemdeki bazı Sovyet liderleri gibi “karanlık” bir yöne de sahiptir, ve bu karanlık yönün, sanıldığı gibi “fanatik polis şefi” olduğu iddiasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

İkinci sebep ise, Türkiye’ye ilişkindir. Gürcistan’da doğan Beria, aslında bir Megrel’dir, ve bilindiği gibi Megrel’ler ülkemizde yaşayan Laz kardeşlerimizin sadece din olarak farklılaşmış, ama aynı dil ve kültürel özellikleri taşıyan bir parçasıdır. Yazımızda Beria’nın Laz kimliği ile ilişkisine yönelik bilgileri de sunacağız; zira Türkiye’deki Lazların, yıllar boyu SSCB gibi bir ülkede Stalin’in ardından “ikinci adam” olmuş bir hemşehrilerini yakından tanımak haklarıdır

“ZORAKİ ÇEKA’CI”: İLK YILLAR, İLK BAŞARILAR

Lavrenti Beria, 1899 yılında bugünkü Abhazya Özerk Bölgesi içinde yer alan Suhumi  şehrinde dünyaya geldi. Ailesi Megrel kimlikli bir yoksul köylü ailesiydi. 1915 yılında Baku Politeknik Okulu’nda okumaya başladı ve burada illegal bir Marksist grupta yer aldı. 1917 Şubat devriminde Bolşeviklere katıldı

Sovyet iktidarı Kafkasya’da kurulduğunda Beria’nin arzusu ve hedefi, petrol sanayiinde bir mühendis olarak yetişmek ve kariyerini bu yönde geliştirmekti. Ancak Parti, kendisine önce Baku, sonra Tiflis Çeka teşkilatında görev verdi. Yıllar sonra, 1929 yılında sanayi kariyerine geri dönmek için bir hamle daha yapacak, ancak başarısız olacaktı: Kafkas Bolşevik hareketinde o yıllarda hamisi olan Orjonikidze’ye yazdığı bir mektupta, resmen “yana yakıla” Çeka ve polis işlerinden bir an önce sıyrılıp kendini sanayiye ve mühendisliğe vermek istediğini söyler. Ancak “sana Çeka’da daha fazla ihtiyaç var” cevabıyla bu hayali biter.  Dolayısıyla 1921’de girdiği Çeka kariyeri, öldüğü 1953 yılına kadar kendisine yapışacak, onun kimliğini ve tarihsel profilini şekillendirecektir.

Yaptığı ilk önemli hizmet, 1924’de Gürcistan’da planlanan ve Menşeviklerden Çar yanlılarına kadar herkesin birleşerek katıldığı karşı-devrimci ayaklanma denemesini boşa çıkarması oldu.  Burada yukarda zikrettiğimiz iki yazar, çelişkili bilgiler vermektedir. Sergo Beria, babasının Menşevik şeflerden birini tutuklayarak kendisini “Sovyet yönetiminin her şeyi bildiğine, dolayısıyla daha fazla kan dökülmesine sebep olmadan ayaklanmacıların teslim olması gerektiğine” ikna ettiğini yazar. Amy Irving ise, her şeyi bilmelerine rağmen, sırf ayaklanmayı şiddetle ezebilmek için bunu gizlediklerini, ayaklanma başlayınca da bunu fırsat bilip, isyanı binlerce kişiyi öldürerek vahşice bastırdıklarını iddia eder. Gene de ABD’li yazar, kitabın arkasındaki dipnotlarda önemli bir bilgiyi iletmeyi ihmal etmemiştir: Gürcü Menşeviklerin kaderiyle yakından ilgilenen 2.Enternasyonal, her iki Enternasyonal’in de (2. Ve 3.) güvendiği ortak bir temsilciyi, ünlü sosyalist Clara Zetkin’i Gürcistan’a yollar. Clara Zetkin verdiği raporda, bütün isyan bastırma hareketinde toplam yalnızca 320 kişinin infaz edildiğini ortaya koyar. Zetkin’in tanıklığı, Sergo’nun iddiasını doğrulamaktadır ve bu durum, daha sonraki yıllarda da gitgide belirginleşecek olan Beria’nın pragmatik kişiliği hakkında bize bir ip ucu vermektedir.

GÜRCİSTAN KP LİDERİ, VE TASFİYE HAREKETLERİ

1931’de Beria 32 yaşında Gürcistan KP Genel Sekreteri olur. Çalışkan, zeki bir yönetici ve çok başarılı bir örgütçü olarak kendini ispat etmiştir. Anti-komünist akademisyen Amy Irving, onun liderliği altında Gürcistan’da gerçekleşen dönüşüm konusunda “yiğidin hakkını verir”: Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan, hatta bir “ekonomisi” bile olduğu söylenemeyecek Gürcistan’da,1936 yılında sanayi üretimi, toplam ülke ekonomisinin %74,9’unu oluşturacak hale gelir. Aynı yıl, ülkedeki yatırımların büyüme oranı (SSCB ortalaması %17,7 iken) %34.8’ çıkar. Kimya, makine, otomobil sanayi hızla gelişir ve tüm tarım üretiminin %70’i kollektifleştirilir. Stalin’in 1930’larda SSCB’de gerçekleştirdiği devasa ekonomik mucizenin Gürcistan ayağını yöneten Beria olmuştur.

1937 yılı, SSCB’de trajik bir yıldır. Ülke içi yargılamalar, tasfiye hareketleri ve infazlar başlar, 1938’de de devam eder. Bu tasfiye ve yargılama hareketlerini geçen yazımızda incelemiştik. Ancak bu noktada kısaca genel yaklaşımımızı kısaca özetlemekte yarar vardır: Bu trajik süreçte yargılanan ve hüküm giyen (hapis ya da idam edilen) yüzbinlerce insanın hepsi “halk düşmanı” olmadığı gibi, bunların hepsi de “masum, idealist devrimciler” değildir. Bu tasfiye süreci somut bir ihtiyacın, varlığı çok net ispatlanmış bir komplolar dizisini boşa çıkarmak için başlatılmış haklı bir süreçtir. Sosyalist anlamda dahi “muhalefet yapmanın” meşru zeminin daraldığı bir ortamda, muhalif unsurlar sabotaj ve darbe tabanlı komplolar kurma yoluna girmiş, rejim de haklı olarak kendini savunmuştur. Ancak (en azından başlangıçta) hiçbir hukuksal çerçevenin tanımlanmadığı tasfiye süreci, gerek yerel planda kariyerist unsurların, gerekse merkezde Yezov gibi dengesiz bir yöneticinin elinde yer yer çığırından çıkmış; dürüst, bizzat Stalin’in çizgisine sadık unsurların dahi gadre uğradığı akıl dışı boyutlara varmıştır. “Yezovchina”, yani “Yezov’un dönemi” olarak anılan bu döneme ismini veren NKVD şefi Yezov, bu süreçte yaptığı ağır hataların, daha doğrusu işlediği suçların cezasını 1939’da ödemiştir.

Bu süreçte, Beria’nın sergilediği profil ilginçtir. Parti politikasının gereği olarak bu tasfiye sürecini Gürcistan’da uygulayan Beria, stil olarak Yezov’un aşırılıklarından uzak durmuştur. Bir yandan hissedilir kıldığı bu üslup farklılığı, diğer yandan bir Gürcü olarak Stalin’le giderek güçlenen yakınlığı dolayısıyla Yezov için güçlenen bir kaygı kaynağı, hatta bir tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır. 1937’de Gürcistan KP ikinci sekreteri Kudryavtsev, Beria aleyhine delil oluşturmak için Yezov yönetimi tarafından işkenceye tabi tutulur; ancak hiçbir delil vermeden ölür. Yukardaki iki kaynak eser de, Beria’ya yönelik 2 adet “faili meçhul” suikast girişiminden bahseder. Anlaşılıyor ki, Yezov döneminde oluşan savrulma ve çarpıklık, sadece yerel plandaki  “oldu-bitti mahkemeler”le değil, aynı zamanda insanların kim vurduya gittiği “faili meçhul” cinayetleri dahi kapsayabilmiştir.

Birinci olay, 1936’da Beria’ya Abhazya’daki Ritsa gölü kıyısında ailece piknik ve kamp yaptıkları yerde yapılan silahlı saldırıdır. Beria bundan tesadüf eseri kurtulur. İkincisi ise, 1937 yılında arabasında şoförü, oğlu ve arkadaşı ile Tiflis’e dönerken kırsal kesimde kendisine kurulan silahlı pusudur. Bu pusudan Beria, tamamıyla kendi cesaret ve silah kullanma yeteneği ile kurtulabilmiş, arkadaşı ölmüştür. Failler ise her nasılsa “yurtdışına kaçmıştır” !..

BİR LAZ OLARAK BERİA

Burada, siyasi analizden biraz uzaklaşıp işin “magazin” kısmına kayma pahasına, Beria’nın kişiliği hakkında birkaç şey söylemek istiyoruz. Ulusal veya etnik bir grup için (Türkler, Kürtler, Lazlar, Ermeniler…) genelleme yapmanın, “onlar şöyle insanlardır” demenin tehlikelerine hepimiz aşinayız, ve bu tür genellemelerin ya yerel milliyetçiliğe, ya da etnik aşağılamaya kolayca dönüşebileceğini biliyoruz. Ancak tarihi boyunca sınırlı bir coğrafyada, belirli iklim koşullarında bulunmuş ve gene belirli bir siyasi kaderi birlikte yaşamış halklarda bu maddi koşulların yarattığı ortak özelliklerin gelişmesi doğaldır ve makuldür. Bu özellikler asla %100 genelleştirilemez, ancak o halkın fertleri hakkında belirli bir tipoloji yaratabilmektedir.

Lazlar da bu çerçevede, Türkiye’deki Laz arkadaşlarımızın da samimi olarak ifade ettiği birtakım ortak özelliklere sahiptir. Dağlık ve yüksek eğimli bir iklimde üretim yapmanın sonucu, Lazlar çalışkan insanlardır. Gene aynı sebepten fiziksel olarak diri ve hareketlidir. Karadeniz bölgesinden (hepsi Laz olmamakla birlikte) iyi sporcuların, futbolcuların çıktığı bilinmektedir. Birbirinden uzak ve mesafeli evlerde yaşamanın sonucu olarak kendilerine yüksek derecede güvenli, hatta gözü kara bir kişiliğe sahip olabilirler. Gerek bu kendi başına yaşamanın, gerekse tarih boyunca süren kan davalarının sonucu olarak kendi güvenliklerini kendi sağlama, dolayısıyla silah kullanmaya belli bir yatkınlık ve beceri söz konusu olabilmektedir.

Beria, Laz/Megrel kimliğinin ötesinde, ilginç bir kişiliktir. Oldukça yeteneklidir. Mükemmel karakalem resim yapmakta, piyano çalmaktadır (oğlu, hayat boyu eşi olan Nina’yı bekârken etkileyebilmek için 2 ayda piyano öğrendiğini ve ona piyano parçaları çaldığını aktarmaktadır). Atom bombası projesinde üst seviye fizikçileri koordine edebilecek kadar konuya analitik hâkimiyeti olduğunu göstermiştir.

Bir Laz olarak Beria’nın kişilik özelliklerine girmeden evde, Rusça ve Gürcü’cenin yanı sıra Megrelce/Lazca konuştuğunu belirtelim. Kendisi gibi Megrel olan karısı Nina ile, oğulları Sergo’nun duymasını istemedikleri konuları Megrelce konuşmaktadırlar. Bunların yanı sıra, Beria’da yukarda dile getirdiğimiz Laz özellikleri de görmek mümkündür. Öncelikle sıkı sporcudur. Futbol oynamakta, voleybolda rakip tanımamakta, bir yandan da karate yapmaktadır.

Silah konusu, belki de Beria’nın en “Laz” olduğu alandır. Kirov suikastından sonra kimi SSCB liderlerinin tabanca taşımaya başladığını yazmıştık. Beria burada bir adım daha ileri giderek, paltosunun içinde Thomson makineli tabanca taşımaya başlamıştır. İyi silah kullanmaktadır; bu sayede 1937’de Tiflis yolu üzerinde kendisine tuzak kuran “faili meçhul şahıslara” (yani Yezov’un adamları ) otomobilinden anında karşılık vermiş, süren çatışmada şoförü isabet alarak ölmüş, ancak o çatışmaya devam ederek saldırganları püskürtmüş ve birini yaralamıştır.

Lazların, kendilerine duydukları yüksek güven sonucu, herkesi şaşırtan ani ve aşırı cesur çıkışlar yapabildiği sık sık söylenmektedir. Herkesin son derece dengeli ve soğukkanlı olduğu, olmak zorunda kaldığı Stalin’in Politbüro’su, Beria’nın bu yönünü sadece bir miktar törpüleyebilmiştir. Evinin dinlendiğini bile bile, Stalin dahil, SSCB yöneticileri için bildiğini dümdüz ve yüksek sesle söylemekte, “Sus, dinleyen olabilir!” diyen karısı Nina’ya, “Boş ver; olumsuz hiçbir şey söylemesem daha çok dikkat çeker!” demektedir. 2.Dünya Savaşı sonrasında, sebepleri ayrıca incelenmesi gereken bir olgu olarak Rus milliyetçiliği hızla güçlenmeye başlamış ve bu olgu SBKP’ye de yansımıştır. O dönemin egemen söyleminde, başta Yahudiler olmak üzere, tüm halkların etnik ve ulusal kimliklerini korumaya yönelik tavırları “kozmopolitizmle” damgalamak adet haline gelir. “Yerel ve ayrılıkçı milliyetçiliği bastırma” adına girişilen bu kampanya, pratikte Rus milliyetçiliğini güçlenmesinden başka bir sonuç vermemiştir. Böylesi bir ortamda, 1952 yılında yapılan SBKP 19. Kongre’sinde söz alan hemen herkes, “kozmopolitizm”e saldırarak bu egemen eğilimi güçlendirirken, Beria söz almış ve büyük bir cesaretle (tüm konuşmacıları bir anlamda karşısına alarak) “Rusya Federasyonu’nda gelişmekte olan Büyük Rus şovenizmine” dikkat çekmiş ve ona açıkça saldıran yegâne konuşmayı yapmıştır. Bu, muhtemelen SBKP tarihinde egemen çoğunluğa karşı yapılmış en son “cesur” konuşmadır.

Ancak Lazlara özgü “gözü karalık”, “aniden parlama” gibi özelliklerin, silah kullanımı ile bir araya gelince üzücü sonuçlara yol açtığını herkes bilir. Bu durum, Beria özelinde (üzücü olmanın ötesinde) hiç da onur verici olmayan hadiselere yol açmıştır. 1936’da aralarında epeydir bir zıtlaşma olan Ermenistan Parti sekreteri Hancıyan ile odasında bir tartışma yaşamış, odadan bir el silah sesi gelmiş, odaya giren iki kişi Hancıyan’ı yerde, Beria’yı de elinde bir silahla başında bulmuştur. Ermeni Parti çevrelerinde büyük infial yaratan bu olay, (muhtemelen Beria’yı koruma adına) “intihar olarak kamuoyuna açıklanmıştır. Uzun yıllar “intihar” diye ilan edilen bu olayın aslı 1961 yılında KGB tarafından resmen “Beria’nın ofiste Hancıyan’ı silahıyla vurması” olarak açıklanmıştır.

Beria, Stalin’in Politbüro’sunda Ermeni Mikoyan’la birlikte en “doğulu” liderdir (Azerilerin ve Kazak’ların Politbüro’ya girdiği yıllara daha epey vardır). Bir Kafkasya’lı olarak taze ve faydalı yeşilliklere dayalı bir yemek rejimi vardır; Kruşçev onu “elleri ile ot yiyen Şark kurnazı” olarak aşağılamaktadır. Beria’nın Türkiye ile bağları, belki de onun en ilginç yönüdür. En sevdiği halk edebiyatı ürünü, Nasrettin Hoca hikâyeleridir ve onların nerdeyse tamamını ezbere bilmektedir! Daha ilginci ise, Türkiye’deki Lazlarla ilişkileridir. Oğlu Sergo, babasının Türkiye’li Lazlar ile ilişkisi hakkında şunları söylemektedir:

“Daha 1930’larda babamın Türkiye’deki Lazlar arasında ajanları vardı (s.30)…1941’de Türkiye’de harika bir istihbarat şebekemiz vardı (s.77) …Türkiye’den Lazlar sık sık babamı ziyarete gelirdi (s.200)

Bu iddia, yani “SSCB istihbaratı için çalışan Türkiye’li Lazlar” iddiası, Türkiye Lazistanı tarafında araştırılmayı ve doğrulanmayı beklemektedir

Beria’nın kişiliğine yönelik açtığımız parantezi burada kapatalım ve siyasal gelişmelere geri dönelim.

Diğer Yazılar

ANA DİLDE ISRAR

  Hatice Kavran / 11.09.2021 Batı toplumlarında milliyetçiliğin henüz olmadığı tarihlerde, bu toplumları en fazla …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir